<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Yedi Krallık Türkiye Forumları - Buz ve Ateşin Şarkısı]]></title>
		<link>https://sevenkingdoms.tr/</link>
		<description><![CDATA[Yedi Krallık Türkiye Forumları - https://sevenkingdoms.tr]]></description>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 18:12:40 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Melisandre iyi biri mi yoksa kötü biri mi?]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=157</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 12:02:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=157</guid>
			<description><![CDATA[SSM’de bir okur Melisandre ve Mirri Maz Duur’un kötülüğü hakkında sorunca Martin çok net bir şey söylüyor: <br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>"Mirri kendini kahraman görüyordu, Melisandre de büyük ihtimalle öyle hissediyor; gerçekte ne olduklarını belirlemek okuyucuya kalmış, bunu kolaylaştırmak istemiyorum."</blockquote>
<br />
Bu Melisandre için bence çok kritik çünkü onu sadece “kötü cadı” diye okumak zayıf kalır. Melisandre kendini dünyanın son savaşında doğru tarafta sanıyor. İnsanları yakıyor çünkü bunun insanlığı kurtaracağını düşünüyor. Yanlış görüyor, yanlış yorumluyor ama yalan söylediğini sanmıyor.<br />
<br />
Bu da ateş wight teorisiyle ilginç şekilde birleşiyor çünkü eğer Melisandre ölümden dönmüş biriyse, Beric gibi o da bir göreve sabitlenmiş olabilir.<br />
<br />
Beric her dönüşte kendinden bir şey kaybediyor ve sonunda neredeyse sadece “adalet” fikri kalıyor. Stoneheart’ta ise sadece "intikam" kalıyor. Bu ikisi için de bu adalet ve intikam, onların geri dönüş çapasıydı... bu sebeple ne olursa olsun bu fikre sabitlenerek hareket ediyorlar. Bir nevi ellerinde değil aslında.<br />
<br />
Melisandre’de ne kalmış olabilir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amaç.</span><br />
<br />
Azor Ahai’yi bulmak. Karanlığı yenmek. Şafak’ı getirmek. Kendini buna öyle bağlamış ki yemek, uyku, kişisel hayat, geçmiş hatta kendi eski adı bile silinmiş. Melony gitmiş. Geriye Melisandre kalmış.<br />
<br />
Bu yüzden Melisandre’nin en trajik tarafı şu olabilir: Kadın doğru tarafta insanlık için savaştığına inanıyor ama bunu yaparken yanlış yorumlanan kehanetler, aşırıya kaçan kurban ritüelleri ve belki de en başından beri yanlış yerde durmak gibi bir durumu olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SSM’de bir okur Melisandre ve Mirri Maz Duur’un kötülüğü hakkında sorunca Martin çok net bir şey söylüyor: <br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>"Mirri kendini kahraman görüyordu, Melisandre de büyük ihtimalle öyle hissediyor; gerçekte ne olduklarını belirlemek okuyucuya kalmış, bunu kolaylaştırmak istemiyorum."</blockquote>
<br />
Bu Melisandre için bence çok kritik çünkü onu sadece “kötü cadı” diye okumak zayıf kalır. Melisandre kendini dünyanın son savaşında doğru tarafta sanıyor. İnsanları yakıyor çünkü bunun insanlığı kurtaracağını düşünüyor. Yanlış görüyor, yanlış yorumluyor ama yalan söylediğini sanmıyor.<br />
<br />
Bu da ateş wight teorisiyle ilginç şekilde birleşiyor çünkü eğer Melisandre ölümden dönmüş biriyse, Beric gibi o da bir göreve sabitlenmiş olabilir.<br />
<br />
Beric her dönüşte kendinden bir şey kaybediyor ve sonunda neredeyse sadece “adalet” fikri kalıyor. Stoneheart’ta ise sadece "intikam" kalıyor. Bu ikisi için de bu adalet ve intikam, onların geri dönüş çapasıydı... bu sebeple ne olursa olsun bu fikre sabitlenerek hareket ediyorlar. Bir nevi ellerinde değil aslında.<br />
<br />
Melisandre’de ne kalmış olabilir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amaç.</span><br />
<br />
Azor Ahai’yi bulmak. Karanlığı yenmek. Şafak’ı getirmek. Kendini buna öyle bağlamış ki yemek, uyku, kişisel hayat, geçmiş hatta kendi eski adı bile silinmiş. Melony gitmiş. Geriye Melisandre kalmış.<br />
<br />
Bu yüzden Melisandre’nin en trajik tarafı şu olabilir: Kadın doğru tarafta insanlık için savaştığına inanıyor ama bunu yaparken yanlış yorumlanan kehanetler, aşırıya kaçan kurban ritüelleri ve belki de en başından beri yanlış yerde durmak gibi bir durumu olabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En Az Sevilen ASOIAF POV Karakterleri]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=153</link>
			<pubDate>Sat, 23 May 2026 17:49:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=153</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://i.imgur.com/xW1qzuh.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: xW1qzuh.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><a href="https://x.com/quinnthegm" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Quinn The GM</a> kendi x hesabında anket açmış ve en az sevilen pov karakter listesi bu şekilde sıralanmış. Hayatımda gördüğüm en saçma sapan yamuk liste. Şuna bakarak ilk kitaptan itibaren evreni nasıl sevip devam etmiş oy verenler merak ettim, mantıken devam etmemeleri gerekiyordu. <br />
<br />
Yani bu listenin hiçbir yerini hoş görüyle karşılayamam... mümkünse bu listede katkısı olanlar bir daha bu serinin kitabını okumasın.</div>
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://i.imgur.com/xW1qzuh.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: xW1qzuh.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><a href="https://x.com/quinnthegm" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Quinn The GM</a> kendi x hesabında anket açmış ve en az sevilen pov karakter listesi bu şekilde sıralanmış. Hayatımda gördüğüm en saçma sapan yamuk liste. Şuna bakarak ilk kitaptan itibaren evreni nasıl sevip devam etmiş oy verenler merak ettim, mantıken devam etmemeleri gerekiyordu. <br />
<br />
Yani bu listenin hiçbir yerini hoş görüyle karşılayamam... mümkünse bu listede katkısı olanlar bir daha bu serinin kitabını okumasın.</div>
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Marteller ne planlıyor?]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=152</link>
			<pubDate>Mon, 18 May 2026 01:11:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=56">Taha231</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=152</guid>
			<description><![CDATA[Dorne halkının bakış açılarını, özellikle de Doran Martell'in anlatımını okurken, sabırlı kalmak için bir nedeni olduğu ve aslında büyük bir intikam planı kurduğu ima ediliyor. Ancak, hikayenin genel akışına baktığımızda, durumun böyle olmadığı anlaşılıyor.<br />
<br />
Oberyn'in Viserys ve Arianne arasında bir nişan anlaşması düzenlediğini, yani Viserys'i tahta çıkarmayı planladıklarını biliyoruz. Sorun şu ki, Viserys ve kız kardeşi Özgür Şehirler'de yıllarca kaçak olarak yaşarken, Martell'ler hiçbir şey yapmadı. Krallığa aday olarak gördükleri adamı asla gerçekten hazırlamadılar. Sonuç olarak, Viserys babası gibi bir deli oldu. Dorne onun için bayraklarını kaldırmış olsa bile, destek kazanması zor olurdu. Joffrey'nin benzer şekilde zalim olması teraziyi bir nebze dengeledi, ancak Westeros lordları yine de tanıdıkları deliyi, tanımadıkları deliye tercih ederdi.<br />
<br />
Diğer sorun ise Dothraki meselesi. Daenerys'i Khal Drogo ile evlendirerek Dothraki ittifakını güvence altına almayı umuyorlardı. Martell'lerin bu plana dahil olup olmadığını bilmiyorum, ancak dahil olsalar bile, en iyi ihtimalle aptalca bir hareketti. Westeros'a bir Dothraki ordusu getirmek, Targaryenleri hem soyluların hem de halkın gözünde nefret sembolü haline getirecekti. Evet, savaşlar acımasızdır, ancak Dothraki'lerin uyguladığı yağma ve kölelik, Lannister ordularını bile merhametli gösterir. Targaryenleri desteklemeyi düşünen hanedanların yarısından fazlası hemen onlara karşı dönecekti.<br />
<br />
O zaman fAegon olasılığı da var. Belki de Dorne, Elia'nın oğlunun hayatta olduğunu en başından beri biliyordu (!) ve asıl yatırımları her zaman ona yönelikti? Ama bu da öyle görünmüyor. Arianne'nin özellikle fAegon ile görüşmek ve gerçekten akrabası olup olmadığını doğrulamak için Fırtına Sonu'na gittiğini biliyoruz. Ayrıca, Doran Martell kendi oğlunu Daenerys'e evlilik ittifakı kurmak için gönderdi ve ona Westeros tacını vaat etti. Eğer fAegon'un varlığından zaten haberdar olsaydı, gerçekten böyle bir hamle yapar mıydı?<br />
<br />
Yaşanan her şeye bakıldığında, Dorne'un intikam için beklemesinin ardında hiçbir zaman uzun vadeli bir plan olmadığı anlaşılıyor. Doran Martell tamamen koşullara göre hareket ediyor ve parçaların kendiliğinden yerine oturmasını beklemeyi tercih ediyor gibi görünüyor. Aksi takdirde, Beş Kral Savaşı'ndan faydalanarak Lannister'lara karşı misilleme yapardı. Eğer Starklar Lannister'ları yenip Tywin'i idam etseydi, Elia Martell'in intikamını alan Dorne değil, Kuzey olurdu. Bu, Dorne için son derece aşağılayıcı olurdu. Yine de köşede oturup beklemeye devam ettiler. Tam olarak neyi ve kimi bekliyorlardı? Gizlice hazırlanmış bir taht adayları yoktu, Viserys ölmüştü, fAegon'un varlığından habersiz görünüyorlardı ve Daenerys ittifak tekliflerini reddetmişti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dorne halkının bakış açılarını, özellikle de Doran Martell'in anlatımını okurken, sabırlı kalmak için bir nedeni olduğu ve aslında büyük bir intikam planı kurduğu ima ediliyor. Ancak, hikayenin genel akışına baktığımızda, durumun böyle olmadığı anlaşılıyor.<br />
<br />
Oberyn'in Viserys ve Arianne arasında bir nişan anlaşması düzenlediğini, yani Viserys'i tahta çıkarmayı planladıklarını biliyoruz. Sorun şu ki, Viserys ve kız kardeşi Özgür Şehirler'de yıllarca kaçak olarak yaşarken, Martell'ler hiçbir şey yapmadı. Krallığa aday olarak gördükleri adamı asla gerçekten hazırlamadılar. Sonuç olarak, Viserys babası gibi bir deli oldu. Dorne onun için bayraklarını kaldırmış olsa bile, destek kazanması zor olurdu. Joffrey'nin benzer şekilde zalim olması teraziyi bir nebze dengeledi, ancak Westeros lordları yine de tanıdıkları deliyi, tanımadıkları deliye tercih ederdi.<br />
<br />
Diğer sorun ise Dothraki meselesi. Daenerys'i Khal Drogo ile evlendirerek Dothraki ittifakını güvence altına almayı umuyorlardı. Martell'lerin bu plana dahil olup olmadığını bilmiyorum, ancak dahil olsalar bile, en iyi ihtimalle aptalca bir hareketti. Westeros'a bir Dothraki ordusu getirmek, Targaryenleri hem soyluların hem de halkın gözünde nefret sembolü haline getirecekti. Evet, savaşlar acımasızdır, ancak Dothraki'lerin uyguladığı yağma ve kölelik, Lannister ordularını bile merhametli gösterir. Targaryenleri desteklemeyi düşünen hanedanların yarısından fazlası hemen onlara karşı dönecekti.<br />
<br />
O zaman fAegon olasılığı da var. Belki de Dorne, Elia'nın oğlunun hayatta olduğunu en başından beri biliyordu (!) ve asıl yatırımları her zaman ona yönelikti? Ama bu da öyle görünmüyor. Arianne'nin özellikle fAegon ile görüşmek ve gerçekten akrabası olup olmadığını doğrulamak için Fırtına Sonu'na gittiğini biliyoruz. Ayrıca, Doran Martell kendi oğlunu Daenerys'e evlilik ittifakı kurmak için gönderdi ve ona Westeros tacını vaat etti. Eğer fAegon'un varlığından zaten haberdar olsaydı, gerçekten böyle bir hamle yapar mıydı?<br />
<br />
Yaşanan her şeye bakıldığında, Dorne'un intikam için beklemesinin ardında hiçbir zaman uzun vadeli bir plan olmadığı anlaşılıyor. Doran Martell tamamen koşullara göre hareket ediyor ve parçaların kendiliğinden yerine oturmasını beklemeyi tercih ediyor gibi görünüyor. Aksi takdirde, Beş Kral Savaşı'ndan faydalanarak Lannister'lara karşı misilleme yapardı. Eğer Starklar Lannister'ları yenip Tywin'i idam etseydi, Elia Martell'in intikamını alan Dorne değil, Kuzey olurdu. Bu, Dorne için son derece aşağılayıcı olurdu. Yine de köşede oturup beklemeye devam ettiler. Tam olarak neyi ve kimi bekliyorlardı? Gizlice hazırlanmış bir taht adayları yoktu, Viserys ölmüştü, fAegon'un varlığından habersiz görünüyorlardı ve Daenerys ittifak tekliflerini reddetmişti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Quaithe'nin Danerys'e Söylediği Sözler Kehanet DEĞİL!]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=150</link>
			<pubDate>Mon, 11 May 2026 11:34:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=150</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><span style="color: #ffffff;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Proxima Nova Regular', 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i.imgur.com/qu3a0KG.png" loading="lazy"  alt="[Resim: qu3a0KG.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left">“Kuzeye gitmek için güneye yolculuk etmelisiniz. Batıya varmak için doğuya gitmelisiniz. İlerleyebilmek için geriye dönmelisiniz. Işığa dokunmak için gölgelerden geçmelisiniz.”</div></blockquote>
<br />
<br />
<div align="left">Kehanetlerin kol gezdiği bir seride; gizemli birinden gelen her söz ve cümle birer "kehanet" gibi algılanma eğiliminde olunsa da öyle değil. </div>
<br />
<br />
<div align="left">Asshai'den gelen Quaithe, sanki bir kahin yahut Kırmızı Rahibeymiş gibi kehanet sözleri söylemez. Onun bilgisi cam mumlardan gelir. Dany'e bahsettiği bu cümleler de aslında onu kendi tarafına çekmek için söylediği sözlerden ibarettir.</div>
<br />
<br />
<div align="left">Bu bilmeceli sözlerin sonunda Dany, “gölgeler” dediğinde, Asshai’ye gelmesini istediğini anlıyor ve orada ne bulacağını sorduğunda “gerçekler” yanıtını veriyor. Yani aslında diğer herkes ondan bir şey isterken o bir şey istemiyor ve aksine “faydasına duracakmış havasında tavsiyeler veriyor.” </div>
<br />
<br />
<div align="left">Bu şekilde bir güven kazanma çabası içerisinde... “istemem yan cebime koy” dercesine bir şey istemediğini, ona yardım etmek istediğini davranışlarıyla anlatıyor. Elbette bence hiç de öyle değil.</div>
<br />
<br />
<div align="left">Peki bu yönlerden bahsederken; nerelere gitmesi gerektiğini söylüyor? Aslında bana göre hepsi aynı kapıya çıkıyor; farklı farklı bölgelerden bahsetmiyor; tüm yollar Romaya çıkar sözü gibi burada bahsettiğimiz bu yönler; güney, doğu, geriye dönmek ve gölgelerden geçmek... alayı Asshai’ye gel, demenin artistçe söylenme şekli. </div>
<br />
<br />
<div align="left">Asshai’nin haritadaki konumu düşünülürse; doğuda, güneyde, gölge topraklarda ve Dany’nin o sırada bulunduğu konumu düşünürsek “geldiği yere arkasına dönerek” ilerlemesi gereken bir yerde... Bu yüzden yok falanca yok şurası demenin manası yok. Asshai’ye davet bu... </div>
<br />
<br />
<div align="left">Peki gider mi? Muhtemelen hayır çünkü oradaki macerası fazla uzadı. Muhtemelen Martin'in kafasında ilk aşama böyle bir gidişat vardı lakin sonra vazgeçmek zorunda kaldı. Zaten Asshai'yi sadece flashbacklerde göreceğimizi söylemişti. </div>
<br />
<br />
O zaman bu sözler boşa mı çıkmış olacak kitaplarda? Bunlar kehanet vb bir şey olmadığı için bunda bir sakınca yok. Bunlar sadece büyürse diye ekilmiş tohumlar ama büyümedi... Elbet bu Martin, bu sözleri farklı şekillerde de kullanmaya karar verebilir lakin Asshai, Daenerys'in gideceği bir yer değil.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><span style="color: #ffffff;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Proxima Nova Regular', 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i.imgur.com/qu3a0KG.png" loading="lazy"  alt="[Resim: qu3a0KG.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left">“Kuzeye gitmek için güneye yolculuk etmelisiniz. Batıya varmak için doğuya gitmelisiniz. İlerleyebilmek için geriye dönmelisiniz. Işığa dokunmak için gölgelerden geçmelisiniz.”</div></blockquote>
<br />
<br />
<div align="left">Kehanetlerin kol gezdiği bir seride; gizemli birinden gelen her söz ve cümle birer "kehanet" gibi algılanma eğiliminde olunsa da öyle değil. </div>
<br />
<br />
<div align="left">Asshai'den gelen Quaithe, sanki bir kahin yahut Kırmızı Rahibeymiş gibi kehanet sözleri söylemez. Onun bilgisi cam mumlardan gelir. Dany'e bahsettiği bu cümleler de aslında onu kendi tarafına çekmek için söylediği sözlerden ibarettir.</div>
<br />
<br />
<div align="left">Bu bilmeceli sözlerin sonunda Dany, “gölgeler” dediğinde, Asshai’ye gelmesini istediğini anlıyor ve orada ne bulacağını sorduğunda “gerçekler” yanıtını veriyor. Yani aslında diğer herkes ondan bir şey isterken o bir şey istemiyor ve aksine “faydasına duracakmış havasında tavsiyeler veriyor.” </div>
<br />
<br />
<div align="left">Bu şekilde bir güven kazanma çabası içerisinde... “istemem yan cebime koy” dercesine bir şey istemediğini, ona yardım etmek istediğini davranışlarıyla anlatıyor. Elbette bence hiç de öyle değil.</div>
<br />
<br />
<div align="left">Peki bu yönlerden bahsederken; nerelere gitmesi gerektiğini söylüyor? Aslında bana göre hepsi aynı kapıya çıkıyor; farklı farklı bölgelerden bahsetmiyor; tüm yollar Romaya çıkar sözü gibi burada bahsettiğimiz bu yönler; güney, doğu, geriye dönmek ve gölgelerden geçmek... alayı Asshai’ye gel, demenin artistçe söylenme şekli. </div>
<br />
<br />
<div align="left">Asshai’nin haritadaki konumu düşünülürse; doğuda, güneyde, gölge topraklarda ve Dany’nin o sırada bulunduğu konumu düşünürsek “geldiği yere arkasına dönerek” ilerlemesi gereken bir yerde... Bu yüzden yok falanca yok şurası demenin manası yok. Asshai’ye davet bu... </div>
<br />
<br />
<div align="left">Peki gider mi? Muhtemelen hayır çünkü oradaki macerası fazla uzadı. Muhtemelen Martin'in kafasında ilk aşama böyle bir gidişat vardı lakin sonra vazgeçmek zorunda kaldı. Zaten Asshai'yi sadece flashbacklerde göreceğimizi söylemişti. </div>
<br />
<br />
O zaman bu sözler boşa mı çıkmış olacak kitaplarda? Bunlar kehanet vb bir şey olmadığı için bunda bir sakınca yok. Bunlar sadece büyürse diye ekilmiş tohumlar ama büyümedi... Elbet bu Martin, bu sözleri farklı şekillerde de kullanmaya karar verebilir lakin Asshai, Daenerys'in gideceği bir yer değil.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Robb Stannisi destekleseydi ne olurdu?]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=146</link>
			<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 09:42:46 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=56">Taha231</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=146</guid>
			<description><![CDATA[Bu sorunun cevabı Robb'un desteği ne zaman açıkladığına bağlı olarak değişiyor.<br />
<br />
- BOWW öncesi (Fısıldayan Orman Savaşı): Hikayenin bu kısmı fazlasıyla What if bir senaryo oluşturuyor zira stannis emrinde 20bin kişilik bir kuzey ordusu varken storm ends'e gidip risk almaz büyük ihtimal Moat Cailine gider ve direk ordunun başına geçer. Bu durun gerçekleşirse Robb'un otoritesi fazlasiyla sarsılır zira kuzey lordları 16 yaşındaki bir çocuğu dinlemek yerine westerosun tarihinin en iyi askeri generallerinden birinin etrafında toplanmaya daha meyilli olacak. Sonuçta BOWW daha yaşanmadığı için Robb bir komutan olarak kendini ispatlayamadı Stannise karşı bir otorite koyabilmesi pek mümkün değil.<br />
<br />
Fazlasıyla What İf bir senaryo dememin sebebi şudur: Stannis Freylerle köprü için pazarlık yapmazdı demir yumrukla emir verirdi freylerin bu yumruğa verecegi tepki biraz belirsiz korkup kapiyi açabilirler yada lannister tarafina geçebilirler köprü açılsa bile BOWW orjinaldaki gibi gerçekleşmeyebilir Stannis büyük ihtimalle robb'dan duyduğu planı (Bu planı duymak isterse) mükemelleştirecektir Roose Bolton'un birliklerini boşa harcamak yerine köprüden geçirip harrenhala gönderir böyle bir hamle Tywini inanılmaz zor bir duruma sokar bu arada Stannisin Storm ends'e gitmemesi Renly'nin hala yaşadığı anlamına geliyor.<br />
<br />
- BOWW sonrası: Savaştan sonra robbun kendini kral ilan etmedigi bu senaryoda stannise sadakat mektubu gönderir Stannis hali hazirda Stormland ordusunun başındadır çok büyük ihtimalle Robb'a söyle bir mektup gönderecek "Ben kings landinge saldiracagim siz lannisterlerin beni arkadan vurmadiğina emin olun." Robb bu mektubu alinca westerlanda kurdugu tuzaktan vazgeçecek ve ordusunu Tywin'in harrenhaldan çıkamaması için konuşlandıracak. Lannislterler KL'yi kaybederse saaşı kaybetmek onlar için sadece an meselesi olur diger olasılık tyrellerin büyük risk alarak lannister tarafina geçmesi Stannisi KL den püskürtmesi yinede Stannis canon senaryodan daha az kayıp verecek büyük ihtimal geri çekilir riverlandda ordunun başına geçer 20k kuzeyli 20k nehirli 10k de stannis desek orduda en az 50-60K asker olacak karşı tarafta tyrell-lannister ittifaki 100-120k asker olacak burada senaryo çok fazla what if oluyor zira robb ve stannis müthiş askeri yetenekler ancak kuzey işgal altında starklar güneyde fazla kalamaz diger faktör tyrell sancaktarları cok sadik degiller ve stannis yanlisi olan florentlerin reachda çok fazla bağlantısı var misal lord hightowerin karısı bir florent, randyl tarly nin karisi bir florent vs yani stannis reach lord paramounth makamini satılığa çıkarırsa reach içinde çatirdama olmasi çok mümkün.<br />
<br />
3- Blackwater den sonra: Bu noktadan itibaren savaşın sonucunun değişmesi pek mümkün degil bununla birlikte robb'un tacini birakip stannis tarafina geçmesi red weddingi engeller zira melissandre olayı rüyasında görmüştü bunu kendi povunda söylüyor. Hain frey ve Boltonlar halledildikten sonra stannis riverlandda ordunun başinda kalmak isteyebilir yada "diyari korumak benim görevim" diyerek sur savaşina katilir savaş biraz daha farklı şekilde gerçekleşir. Burada Canon'un az derece sapması söz konusu ancak lannisterler hala galip durumda.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu sorunun cevabı Robb'un desteği ne zaman açıkladığına bağlı olarak değişiyor.<br />
<br />
- BOWW öncesi (Fısıldayan Orman Savaşı): Hikayenin bu kısmı fazlasıyla What if bir senaryo oluşturuyor zira stannis emrinde 20bin kişilik bir kuzey ordusu varken storm ends'e gidip risk almaz büyük ihtimal Moat Cailine gider ve direk ordunun başına geçer. Bu durun gerçekleşirse Robb'un otoritesi fazlasiyla sarsılır zira kuzey lordları 16 yaşındaki bir çocuğu dinlemek yerine westerosun tarihinin en iyi askeri generallerinden birinin etrafında toplanmaya daha meyilli olacak. Sonuçta BOWW daha yaşanmadığı için Robb bir komutan olarak kendini ispatlayamadı Stannise karşı bir otorite koyabilmesi pek mümkün değil.<br />
<br />
Fazlasıyla What İf bir senaryo dememin sebebi şudur: Stannis Freylerle köprü için pazarlık yapmazdı demir yumrukla emir verirdi freylerin bu yumruğa verecegi tepki biraz belirsiz korkup kapiyi açabilirler yada lannister tarafina geçebilirler köprü açılsa bile BOWW orjinaldaki gibi gerçekleşmeyebilir Stannis büyük ihtimalle robb'dan duyduğu planı (Bu planı duymak isterse) mükemelleştirecektir Roose Bolton'un birliklerini boşa harcamak yerine köprüden geçirip harrenhala gönderir böyle bir hamle Tywini inanılmaz zor bir duruma sokar bu arada Stannisin Storm ends'e gitmemesi Renly'nin hala yaşadığı anlamına geliyor.<br />
<br />
- BOWW sonrası: Savaştan sonra robbun kendini kral ilan etmedigi bu senaryoda stannise sadakat mektubu gönderir Stannis hali hazirda Stormland ordusunun başındadır çok büyük ihtimalle Robb'a söyle bir mektup gönderecek "Ben kings landinge saldiracagim siz lannisterlerin beni arkadan vurmadiğina emin olun." Robb bu mektubu alinca westerlanda kurdugu tuzaktan vazgeçecek ve ordusunu Tywin'in harrenhaldan çıkamaması için konuşlandıracak. Lannislterler KL'yi kaybederse saaşı kaybetmek onlar için sadece an meselesi olur diger olasılık tyrellerin büyük risk alarak lannister tarafina geçmesi Stannisi KL den püskürtmesi yinede Stannis canon senaryodan daha az kayıp verecek büyük ihtimal geri çekilir riverlandda ordunun başına geçer 20k kuzeyli 20k nehirli 10k de stannis desek orduda en az 50-60K asker olacak karşı tarafta tyrell-lannister ittifaki 100-120k asker olacak burada senaryo çok fazla what if oluyor zira robb ve stannis müthiş askeri yetenekler ancak kuzey işgal altında starklar güneyde fazla kalamaz diger faktör tyrell sancaktarları cok sadik degiller ve stannis yanlisi olan florentlerin reachda çok fazla bağlantısı var misal lord hightowerin karısı bir florent, randyl tarly nin karisi bir florent vs yani stannis reach lord paramounth makamini satılığa çıkarırsa reach içinde çatirdama olmasi çok mümkün.<br />
<br />
3- Blackwater den sonra: Bu noktadan itibaren savaşın sonucunun değişmesi pek mümkün degil bununla birlikte robb'un tacini birakip stannis tarafina geçmesi red weddingi engeller zira melissandre olayı rüyasında görmüştü bunu kendi povunda söylüyor. Hain frey ve Boltonlar halledildikten sonra stannis riverlandda ordunun başinda kalmak isteyebilir yada "diyari korumak benim görevim" diyerek sur savaşina katilir savaş biraz daha farklı şekilde gerçekleşir. Burada Canon'un az derece sapması söz konusu ancak lannisterler hala galip durumda.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Jon Snow'un Manipülasyonları]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=140</link>
			<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:35:45 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=140</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://i.imgur.com/gaONHhb.png" loading="lazy"  alt="[Resim: gaONHhb.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manipülasyon nedir? @<a id="mention_1" href="member.php?action=profile&amp;uid=1" class="mentionme_mention" title="Caspian's profile"><span style="color: #FFB300; text-shadow: 0px 0px 8px rgba(255, 179, 0, 0.5)"><strong>Caspian</strong></span></a> sana <img src="https://imgur.com/XjPNFQj.png" alt="Gülümse" title="Gülümse" class="smilie smilie_1" /></span><br />
 Birini, tam şeffaf olmadan, onun duygu, algı, suçluluk, korku, umut ya da sembol okumasını kullanarak belli bir sonuca yöneltmektir.<br />
  <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">Bu tanıma bakarak Jon Snow'un manipülasyon örneklerine bakalım.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">1- AGoT "Ulukurtları Almaya İkna Etme"</span></span></span><br />
<br />
Jon, AGoT Bran I’de Ned’i kurt yavrularını almaya iterken açıkça bir çerçeve kuruyor ve duygu-simge-hane şerefi üstünden yönlendirme yaparak yavruları alması için maniple ediyor:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>'Lord Stark,' dedi Jon. Babasına böyle resmi hitap etmesi garipti. Bran umutsuzca Jon'a bakıyordu. 'Beş yavru var. Üç erkek, iki dişi,' dedi Jon babasına.<br />
<br />
<div align="justify">'Ne demek istiyorsun?' diye sordu lord.</div>
<div align="justify">'Sizin de beş meşru evladınız var. Üç oğul, iki kız. Ulu kurt Stark Hanedanı'nın arması. Bu yavrular sizin çocuklarınız tarafından sahiplenilmek için doğmuş.'</div>
<div align="justify">Bran babasının yüz ifadesinin değiştiğini gördü. Kafiledeki adamlar bakışıyordu. Bran yedi yaşında olmasına rağmen ağabeyi Jon'un ne yaptığını anlamıştı. Yavruların sayısı lordun çocuklarına denkti çünkü Jon kendisini hesaba katmamıştı. Kızları ve hatta bebek Rickon'u saymıştı ama kuzeyde gayrimeşru doğan şanssız çocuklara verilen 'Kar' soyadını taşıyan kendisini toplamın dışında tutmuştu.</div>
<div align="justify">Babaları da Jon'un ne yaptığının farkındaydı. 'Kendin için bir yavru istemez misin Jon?' dedi yumuşacık bir sesle.</div>
<div align="justify">'Bu ulu kurt Stark Hanedanı'nın sancağını onurlandırıyor,' dedi Jon. 'Ben bir Stark değilim baba.' Lord babaları düşünceli fakat takdir dolu bir ifadeyle baktı Jon'a...</div></blockquote>
<div align="justify"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> 2) AGoT " Sam’i zorbalardan korumak için korku siyaseti kurması"</span></span></span></div>
<div align="justify">Sam, Sur'a ilk geldiğinde onu zorbalayan Alliser Throne'dan korumak adına kendi gibi diğer acemileri hizaya sokmak için maniple kullanır:</div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="justify">'Beni dinleyin,' dedi Jon ve işlerin nasıl olacağını sakince anlattı. Pyp, tam da Jon'un umduğu gibi destek verdi ama Halder karşı çıktı ki bu oldukça şaşırtıcıydı. Grenn önce kararsızdı ama Jon onu hizaya getirecek doğru kelimeleri biliyordu. Birer birer bütün çocukları sıraya dizdi. Kimini ikna etti, kimini tatlı tatlı kandırdı, kimini utandırdı ve hak eden bazılarını da tehdit etti. Sonunda hepsiyle anlaştı... Rast hariç.<br />
'Siz kızlar canınız nasıl istiyorsa öyle yapın ama Thorne beni Bayan Domuzcuk'un üstüne salarsa, kendime kalın bir dilim domuz jambonu keserim,' dedi ve kahkahalar atarak salondan ayrıldı.<br />
O gece, bütün kale uykudayken üç kişi Rast'ın hücresini ziyaret etti. Grenn çocuğun kollarını tutarken bacaklarının üstüne oturdu. Hayalet göğsüne atladı ve kırmızı gözleri alev gibi yanarken çocuğun boğazını hafifçe kanatacak kadar ısırdı. 'Nerede uyuduğunu biliyoruz, bunu sakın unutma,' dedi Jon fısıltıyla.<br />
Ertesi sabah Jon, Rast'ı, Albett ve Kurbağa'ya tıraş olurken usturanın nasıl elinden kaydığını anlatırken duydu.<br />
O günden sonra, ne Rast ne diğerleri Samwell Tarly'ye zarar verecek bir hareket yaptı. Sör Alliser Thorne onları çocuğun karşısına çıkardığında, Sam'in beceriksiz ve güçsüz ataklarına karşı tembel savunmalar yapmakla yetindiler. </div></blockquote>
<br />
Bu ilk kitapta aslında Jon'un "maniple türünü" anlatan güzel bir alıntı. İlk aşama tehdit içermeyen, istediği şeyi şeyin ne olduğunu anlatarak ikna eder (mantığın sesi diyelim buna) fakat işe yaramazsa karşısındakini duygusal olarak yönlendirir (utandırma vb) ve bu da işe yaramaz ise Rast örneğinde olduğu gibi "tehdit" ile korku devreye sokulur.<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> 3) AGoT " Sam İçin Üstat Aemon'ı İkna Etme"</span></span></span>Arkadaşlarını ikna etmesi yeterli olmayınca Jon, Sam'i alandan uzaklaştırıp Üstat Aemon'ın korumasına sokmaya karar verir lakin önce bunun için onu ikna etmesi gerekir. Bunun için "mantığın sesini" kullanarak üstadı yönlendirir. Konuşma çok uzun olduğu için kısa bir kısmını ekliyorum:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Gece Nöbeti her türden insana ihtiyaç duyar.”<br />
<br />
“Teneke döverek demir yapamazsınız…”</blockquote>
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3) ACoK " Qhorin planında sahte ihanet üretmesi"</span></span></span><br />
<br />
Bu, Jon’un ilk büyük stratejik aldatması. Dışarıdan bakınca Jon kardeşliğe ihanet ediyor görünür; gerçekte ise Qhorin’in istediği şeyi yapıyor.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Bunu yaparsam seni öldürürüm.”<br />
<br />
“İyi görünmesini sağla.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(A Clash of Kings, Jon / Qhorin Halfhand hattı)</span></blockquote>
<br />
Burada Jon yalnızca düşmanı değil, okuyucunun gözünü de manipüle eder. Martin Jon’u ilk kez açık biçimde “rol yapan adam” seviyesine çıkarır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4) ASoS  "Mance’i ikna etmek için yarı-doğru yarı yalan kurmacası"</span></span></span><br />
<br />
Jon, Mance karşısında düz yalan söylemez; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yarı-doğruları</span> öfke, kırgınlık ve kimlik yarasıyla birleştirip inandırıcı bir firari kişilik örneği kurar.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>"Piçi nereye oturttuklarını gördün mü?"</blockquote>
<br />
Bu çok Martinvari bir manipülasyon: çıplak yalandan değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">doğru duygunun yanlış bağlamda sunulmasından</span> doğuyor. Jon gerçekten dışlanmıştır, gerçekten öfkelidir ama bu gerçeği başka bir amaç için kullanır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5) ASoS — Ygritte ve yabanıllar arasında “aidiyet” numarası oynaması</span></span></span><br />
<br />
Jon, sadece Mance’i değil, tüm yabanıl çevresini “ben artık sizin tarafınızdayım” duygusuna yatırmak zorunda kalır. Bu da sosyal manipülasyonun bir biçimi.<br />
Kılıçtan çok <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rol devamlılığı</span> ile ayakta kalır: susacağı yeri, öfkeleneceği yeri, ne kadar itiraf edeceğini hesaplar.<br />
<br />
Bu yüzden 3. kitap Jon’u “dürüst çocuk”tan “gerektiğinde maske takan lider”e taşır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">6) ADWD " Gilly’ye yaptığı bebek baskısı: Jon’un en karanlık manipülasyonu"</span></span></span><br />
Bence Jon’un kitaplarda yaptığı en sert manipülasyon budur. Gilly’yi mantıkla değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">anne korkusu</span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ateş dehşeti</span> ile kırar. Bu sahnede ilk kitapta anlatılan üçlü maniple tekniğinin hepsini gösterir; önce mantığın sesini kullanır, sonra işe yaramayınca duygusallığı kullanır ama o da işe yaramayınca "Dalla'nın bebeğinin öldüğü gün seninki de ölecek, söz veriyorum," diyerek çok açık bir tehdit sallar.<br />
<br />
Bu sahne Jon’un “iyi amaç için zalimleşebilme” sınırını gösterir. Burada yaptığı şey ikna değil aslında, düpedüz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">duygusal zorlamadır</span>. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">7) ADWD "Stannis'i Gilly'i Göndermeye İkna Etmesi"</span></span></span><br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Bunu sana kim söyledi?”<br />
<div align="justify">Söylenti Kara Kale’nin her tarafına yayılmıştı. “Bilmeniz gerekiyorsa, hikâyeyi Gilly'den duydum.”</div>
<div align="justify">“Gilly kim?”</div>
<div align="justify">“Sütanne,” dedi Leydi Melisandre. “Ona kale içinde dolaşma özgürlüğü verdiniz Majesteleri.”</div>
<div align="justify">“Etrafa hikâyeler yayması için değil. Onun göğüslerine ihtiyacımız var, diline değil. Ondan daha fazla süt ve daha az mesaj istiyorum.”</div>
“Kara Kale’nin faydasız ağızlara ihtiyacı yok,” diye onayladı Jon. “Gilly'i, Doğugözcüsü’nden ayrılacak bir sonraki gemiyle güneye gönderiyorum.”<br />
Melisandre boynundaki yakuta dokundu. “Gilly, kendi oğlunu emzirdiği gibi Dalla’nın oğlunu da emziriyor. Küçük prensimizi süt kardeşinden ayırmakla zalimlik ediyorsunuz lordum.” <br />
Şimdi dikkatli ol, dikkatli ol. “İki çocuğun paylaştığı tek şey anne sütü. Gilly'nin oğlu daha iri ve daha sıhhatli. Prensi tekmeliyor, çimdikliyor ve Gilly'nin memesinden itiyor. Onun babası Craster’dı, zalim ve aç gözlü bir adam. Kan çekiyor.”<br />
<div align="justify">Kralın kafası karışmıştı. “Sütannenin, Craster denen adamın kızı olduğunu sanıyordum.”</div>
<div align="justify">“Hem karısı hem kızı Majesteleri. Craster bütün kızlarıyla evlenirdi. Gilly'nin oğlu, ikisinin birleşmesinin meyvesi.”</div>
“Kızı kendi babası mı hamile bıraktı?” Stannis dehşete düşmüştü. “Öyleyse ondan kurtulmamız en iyisi. Burada böyle bir zelâlete izin vermem. Burası Kral Toprakları değil.”</blockquote>
<br />
Şimdi burada geçen konuşmada Jon'un Stannis'i gayet iyi gözlemleyip tanıdığını görebiliyorsunuz çünkü açıkçası onun bu tür zelil durumlar karşısındaki tavrını bildiği için öyle olmadığı halde Gilly'nin dilini tutmadığını ve aile geçmişini önüne seriyor. Stannis de hemen yeme geliyor ve hop, kızın gönderilmesini onaylıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://i.imgur.com/gaONHhb.png" loading="lazy"  alt="[Resim: gaONHhb.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manipülasyon nedir? @<a id="mention_1" href="member.php?action=profile&amp;uid=1" class="mentionme_mention" title="Caspian's profile"><span style="color: #FFB300; text-shadow: 0px 0px 8px rgba(255, 179, 0, 0.5)"><strong>Caspian</strong></span></a> sana <img src="https://imgur.com/XjPNFQj.png" alt="Gülümse" title="Gülümse" class="smilie smilie_1" /></span><br />
 Birini, tam şeffaf olmadan, onun duygu, algı, suçluluk, korku, umut ya da sembol okumasını kullanarak belli bir sonuca yöneltmektir.<br />
  <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">Bu tanıma bakarak Jon Snow'un manipülasyon örneklerine bakalım.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">1- AGoT "Ulukurtları Almaya İkna Etme"</span></span></span><br />
<br />
Jon, AGoT Bran I’de Ned’i kurt yavrularını almaya iterken açıkça bir çerçeve kuruyor ve duygu-simge-hane şerefi üstünden yönlendirme yaparak yavruları alması için maniple ediyor:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>'Lord Stark,' dedi Jon. Babasına böyle resmi hitap etmesi garipti. Bran umutsuzca Jon'a bakıyordu. 'Beş yavru var. Üç erkek, iki dişi,' dedi Jon babasına.<br />
<br />
<div align="justify">'Ne demek istiyorsun?' diye sordu lord.</div>
<div align="justify">'Sizin de beş meşru evladınız var. Üç oğul, iki kız. Ulu kurt Stark Hanedanı'nın arması. Bu yavrular sizin çocuklarınız tarafından sahiplenilmek için doğmuş.'</div>
<div align="justify">Bran babasının yüz ifadesinin değiştiğini gördü. Kafiledeki adamlar bakışıyordu. Bran yedi yaşında olmasına rağmen ağabeyi Jon'un ne yaptığını anlamıştı. Yavruların sayısı lordun çocuklarına denkti çünkü Jon kendisini hesaba katmamıştı. Kızları ve hatta bebek Rickon'u saymıştı ama kuzeyde gayrimeşru doğan şanssız çocuklara verilen 'Kar' soyadını taşıyan kendisini toplamın dışında tutmuştu.</div>
<div align="justify">Babaları da Jon'un ne yaptığının farkındaydı. 'Kendin için bir yavru istemez misin Jon?' dedi yumuşacık bir sesle.</div>
<div align="justify">'Bu ulu kurt Stark Hanedanı'nın sancağını onurlandırıyor,' dedi Jon. 'Ben bir Stark değilim baba.' Lord babaları düşünceli fakat takdir dolu bir ifadeyle baktı Jon'a...</div></blockquote>
<div align="justify"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> 2) AGoT " Sam’i zorbalardan korumak için korku siyaseti kurması"</span></span></span></div>
<div align="justify">Sam, Sur'a ilk geldiğinde onu zorbalayan Alliser Throne'dan korumak adına kendi gibi diğer acemileri hizaya sokmak için maniple kullanır:</div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="justify">'Beni dinleyin,' dedi Jon ve işlerin nasıl olacağını sakince anlattı. Pyp, tam da Jon'un umduğu gibi destek verdi ama Halder karşı çıktı ki bu oldukça şaşırtıcıydı. Grenn önce kararsızdı ama Jon onu hizaya getirecek doğru kelimeleri biliyordu. Birer birer bütün çocukları sıraya dizdi. Kimini ikna etti, kimini tatlı tatlı kandırdı, kimini utandırdı ve hak eden bazılarını da tehdit etti. Sonunda hepsiyle anlaştı... Rast hariç.<br />
'Siz kızlar canınız nasıl istiyorsa öyle yapın ama Thorne beni Bayan Domuzcuk'un üstüne salarsa, kendime kalın bir dilim domuz jambonu keserim,' dedi ve kahkahalar atarak salondan ayrıldı.<br />
O gece, bütün kale uykudayken üç kişi Rast'ın hücresini ziyaret etti. Grenn çocuğun kollarını tutarken bacaklarının üstüne oturdu. Hayalet göğsüne atladı ve kırmızı gözleri alev gibi yanarken çocuğun boğazını hafifçe kanatacak kadar ısırdı. 'Nerede uyuduğunu biliyoruz, bunu sakın unutma,' dedi Jon fısıltıyla.<br />
Ertesi sabah Jon, Rast'ı, Albett ve Kurbağa'ya tıraş olurken usturanın nasıl elinden kaydığını anlatırken duydu.<br />
O günden sonra, ne Rast ne diğerleri Samwell Tarly'ye zarar verecek bir hareket yaptı. Sör Alliser Thorne onları çocuğun karşısına çıkardığında, Sam'in beceriksiz ve güçsüz ataklarına karşı tembel savunmalar yapmakla yetindiler. </div></blockquote>
<br />
Bu ilk kitapta aslında Jon'un "maniple türünü" anlatan güzel bir alıntı. İlk aşama tehdit içermeyen, istediği şeyi şeyin ne olduğunu anlatarak ikna eder (mantığın sesi diyelim buna) fakat işe yaramazsa karşısındakini duygusal olarak yönlendirir (utandırma vb) ve bu da işe yaramaz ise Rast örneğinde olduğu gibi "tehdit" ile korku devreye sokulur.<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> 3) AGoT " Sam İçin Üstat Aemon'ı İkna Etme"</span></span></span>Arkadaşlarını ikna etmesi yeterli olmayınca Jon, Sam'i alandan uzaklaştırıp Üstat Aemon'ın korumasına sokmaya karar verir lakin önce bunun için onu ikna etmesi gerekir. Bunun için "mantığın sesini" kullanarak üstadı yönlendirir. Konuşma çok uzun olduğu için kısa bir kısmını ekliyorum:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Gece Nöbeti her türden insana ihtiyaç duyar.”<br />
<br />
“Teneke döverek demir yapamazsınız…”</blockquote>
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3) ACoK " Qhorin planında sahte ihanet üretmesi"</span></span></span><br />
<br />
Bu, Jon’un ilk büyük stratejik aldatması. Dışarıdan bakınca Jon kardeşliğe ihanet ediyor görünür; gerçekte ise Qhorin’in istediği şeyi yapıyor.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Bunu yaparsam seni öldürürüm.”<br />
<br />
“İyi görünmesini sağla.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(A Clash of Kings, Jon / Qhorin Halfhand hattı)</span></blockquote>
<br />
Burada Jon yalnızca düşmanı değil, okuyucunun gözünü de manipüle eder. Martin Jon’u ilk kez açık biçimde “rol yapan adam” seviyesine çıkarır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4) ASoS  "Mance’i ikna etmek için yarı-doğru yarı yalan kurmacası"</span></span></span><br />
<br />
Jon, Mance karşısında düz yalan söylemez; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yarı-doğruları</span> öfke, kırgınlık ve kimlik yarasıyla birleştirip inandırıcı bir firari kişilik örneği kurar.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>"Piçi nereye oturttuklarını gördün mü?"</blockquote>
<br />
Bu çok Martinvari bir manipülasyon: çıplak yalandan değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">doğru duygunun yanlış bağlamda sunulmasından</span> doğuyor. Jon gerçekten dışlanmıştır, gerçekten öfkelidir ama bu gerçeği başka bir amaç için kullanır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5) ASoS — Ygritte ve yabanıllar arasında “aidiyet” numarası oynaması</span></span></span><br />
<br />
Jon, sadece Mance’i değil, tüm yabanıl çevresini “ben artık sizin tarafınızdayım” duygusuna yatırmak zorunda kalır. Bu da sosyal manipülasyonun bir biçimi.<br />
Kılıçtan çok <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rol devamlılığı</span> ile ayakta kalır: susacağı yeri, öfkeleneceği yeri, ne kadar itiraf edeceğini hesaplar.<br />
<br />
Bu yüzden 3. kitap Jon’u “dürüst çocuk”tan “gerektiğinde maske takan lider”e taşır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">6) ADWD " Gilly’ye yaptığı bebek baskısı: Jon’un en karanlık manipülasyonu"</span></span></span><br />
Bence Jon’un kitaplarda yaptığı en sert manipülasyon budur. Gilly’yi mantıkla değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">anne korkusu</span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ateş dehşeti</span> ile kırar. Bu sahnede ilk kitapta anlatılan üçlü maniple tekniğinin hepsini gösterir; önce mantığın sesini kullanır, sonra işe yaramayınca duygusallığı kullanır ama o da işe yaramayınca "Dalla'nın bebeğinin öldüğü gün seninki de ölecek, söz veriyorum," diyerek çok açık bir tehdit sallar.<br />
<br />
Bu sahne Jon’un “iyi amaç için zalimleşebilme” sınırını gösterir. Burada yaptığı şey ikna değil aslında, düpedüz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">duygusal zorlamadır</span>. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">7) ADWD "Stannis'i Gilly'i Göndermeye İkna Etmesi"</span></span></span><br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Bunu sana kim söyledi?”<br />
<div align="justify">Söylenti Kara Kale’nin her tarafına yayılmıştı. “Bilmeniz gerekiyorsa, hikâyeyi Gilly'den duydum.”</div>
<div align="justify">“Gilly kim?”</div>
<div align="justify">“Sütanne,” dedi Leydi Melisandre. “Ona kale içinde dolaşma özgürlüğü verdiniz Majesteleri.”</div>
<div align="justify">“Etrafa hikâyeler yayması için değil. Onun göğüslerine ihtiyacımız var, diline değil. Ondan daha fazla süt ve daha az mesaj istiyorum.”</div>
“Kara Kale’nin faydasız ağızlara ihtiyacı yok,” diye onayladı Jon. “Gilly'i, Doğugözcüsü’nden ayrılacak bir sonraki gemiyle güneye gönderiyorum.”<br />
Melisandre boynundaki yakuta dokundu. “Gilly, kendi oğlunu emzirdiği gibi Dalla’nın oğlunu da emziriyor. Küçük prensimizi süt kardeşinden ayırmakla zalimlik ediyorsunuz lordum.” <br />
Şimdi dikkatli ol, dikkatli ol. “İki çocuğun paylaştığı tek şey anne sütü. Gilly'nin oğlu daha iri ve daha sıhhatli. Prensi tekmeliyor, çimdikliyor ve Gilly'nin memesinden itiyor. Onun babası Craster’dı, zalim ve aç gözlü bir adam. Kan çekiyor.”<br />
<div align="justify">Kralın kafası karışmıştı. “Sütannenin, Craster denen adamın kızı olduğunu sanıyordum.”</div>
<div align="justify">“Hem karısı hem kızı Majesteleri. Craster bütün kızlarıyla evlenirdi. Gilly'nin oğlu, ikisinin birleşmesinin meyvesi.”</div>
“Kızı kendi babası mı hamile bıraktı?” Stannis dehşete düşmüştü. “Öyleyse ondan kurtulmamız en iyisi. Burada böyle bir zelâlete izin vermem. Burası Kral Toprakları değil.”</blockquote>
<br />
Şimdi burada geçen konuşmada Jon'un Stannis'i gayet iyi gözlemleyip tanıdığını görebiliyorsunuz çünkü açıkçası onun bu tür zelil durumlar karşısındaki tavrını bildiği için öyle olmadığı halde Gilly'nin dilini tutmadığını ve aile geçmişini önüne seriyor. Stannis de hemen yeme geliyor ve hop, kızın gönderilmesini onaylıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Buz Ejderhası Kitabı ve ASOIAF]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=133</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:13:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=133</guid>
			<description><![CDATA[Selamlar,<br />
<br />
<br />
Martin'in Buz Ejderhası ve Buz ve Ateşin Şarkısı evreniyle ciddi benzerlikler vardı. Ben de masalı okur okumaz bu benzerliklerin olduğu bir yazı hazırladım. <br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi kitabı okumayan ama okuyacak olanlar için bundan sonrası oyun bozan bilgi içerir, demedi demeyin.<br />
</span></span></span><br />
<br />
Kitap yarım saatte bitecek kadar kısa bir masal ve GRRM her zamanki gibi güzel bir iş çıkarmış, adamın anlatım tarzını seviyorum. Sonda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim ki kafa karışıklığı olmasın; kitap = asoiaf evreni diye, iddiada bulunmak güç. Lakin aksini iddia etmek de güç çünkü o kadar çok paralel nokta var ki! Zaten GRRM de buranın asoiaf evreni olmadığını söylemedi, politik bir cevapla bu kitabı yazdığında asoiaf’ı yazmadığını, ortada olmadığını söyledi; yani gayet bu hikayeyi (doğrudan ve her yönüyle olmasa bile) asoiaf’a uyarlamış olabilir. Şahsen ben böyle olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi siz de göreceksiniz. Zaten eski kitaplarındaki şeyleri asoiaf'ta kullandığı oluyor (örneğin, Bakkalon, başka kitaplarında da var).<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Soğuğu mu buz ejderhasının yoksa buz ejderhasını mı soğuğun getirdiğinden asla emin olamazdı.”</blockquote>
<br />
<br />
Bu kısmı okuduğum zaman aklıma hemen Ötekiler hakkında söylenen söz geldi. Onlar hakkında Sam da yaptığı araştırma sonucunda şu cümleyi kuruyordu.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Ötekiler hava soğuduğunda geliyor, hikâyelerin çoğu bu hususta hemfikir. Ya da Ötekiler geldiğinde hava soğuyor.”</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Gördüğünüz gibi birebir aktarma söz konusu; buz ejderhaları/Ötekiler ve soğuk hava teması aynen uygulanmış.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>İhtiyar Laura’nın bile hatırladığı en kötü donda (kış döneminde) dünyaya gelmişti.</blockquote>
<br />
Bu ihtiyar, hiç kimse doğmadan önce bile yaşanmış olayları hatırlayan kişi olarak betimlenmiş ve aklıma ister istemez “yaşlı dadı” geldi.<br />
<br />
<br />
Adara, bizim başrol kızımız. Kış Çocuğu olarak tanımlanıyor; o zamanlarda çok kötü bir soğukta doğmuş ve hatta anne karnında iken soğuğun ona nüfus ettiği ve soğuğun annesini öldürdüğünü söylüyorlar. Doğduğu zaman teni soluk mavi ve buz gibiymiş ve sonrasında da bedeni hep soğuk; teni beyaz(ama saçlar sarı) ve gözleri mavidir. Saç rengi dışındaki her şeyi bir Öteki’yi anımsatıyor.<br />
<br />
<br />
Kızın bir ablası bir abisi var, ismi Arapça, İbranice ve Yunanca kökenli “bakire, güzel, soylu” demek. Kendisi karakter olarak da çok soğuk, ağlamayan, çok ender gülen ve babasının “sevgisiz” olarak tanımladığı bir kız(aslında sevgisiz değil ama duyguları donuk biri, pek göstermiyor.)<br />
<br />
<br />
Şimdi madde madde gideceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İki Krallık, Savaş ve Ateş Ejderhaları</span></span><br />
<br />
Bu kısım çok kesin hatlarla çizilmese de kız ve ailesinin yaşadığı diyar bir krallık ve kral tarafından yönetiliyor ama kimdir, nedir bahsedilmiyor; ailesi Diyar’ın “kuzey” topraklarında yaşıyor ve kuzey ve batısındaki topraklara hükmeden başka bir krallık ile uzun zamandır savaş halindeler.<br />
<br />
<br />
En ilginç kısmı ise bu iki krallığın da ateş ejderhalarından oluşan bir birliğinin olması; kızın amcası bu ejderha binicilerinden biri. Karşı tarafın ejderhaları daha fazla ve görünüşe göre orduları çok acımasız ve gaddar. Binici olmak için özel bir şeye sahip olmaya gerek yok(Valyria kanı sahibi olmak gibi) ama terbiye etmek ve sürmek için kırbaç kullanıyorlar ki Dany da bir ara aynı şeyi Drogon için yapmıştı, terbiye etmek için kırbaç kullanmıştı.<br />
<br />
<br />
Ateş ejderhaları da soğuğa çok duyarlı, kış vakti bu topraklarda duramıyorlar ve Diyar’ın güneyine göçüyorlar. Bu durumda bu Diyar’ın güney kısmında kış çok hafif geçiyor ve kuzeyde çok ağır geçiyor fikrine kani oluyoruz.<br />
<br />
<br />
Karşı krallığın nedense Yi Ti olabileceği yahut onun konumunda olabileceğini düşündüm, bunun için bir kanıt destek yok, daha çok bir his aslında.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kış Kaleleri ve Buz Kertenkelesi</span></span><br />
<br />
Buz Kertenkelesi dedikleri bir şey var, öteki gibi bir kertenkele yani, buzdan yaratılmış. Narinler ve böyle sıcak karşısında eriyorlar; buz ejderhaları da aynı şekilde eriyor. Rengi mavi.<br />
<br />
<br />
Bizim kız her kış, kardan kale yapıyor; buz kaleye dönüşüyor (soğuk hava yüzünden) ve bu kertenkeleler burada yaşıyor. Diğer yandan Adara’nın yaşadığı kuzeyde, yaz-kış ve diğer bahar-sonbahar mevsimleri var, en asından sonbahar dışında tüm mevsimleri gördük, gayet düzenli bir şekilde ilerliyor. Yaz-bahar döneminde etraf gayet sıcak ve yeşillikler söz konusu.<br />
<br />
<br />
Dörtyoldaki Han diye tabir edilen isimsiz bir han var, asoiafta da böyle bir kesişme noktasında han vardı, hatırlarsınız.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Buz Ejderhaları ve Kış<br />
</span></span>Ateş ejderhaları çok fazla olmasına rağmen Buz Ejderhaları ender görülen canlılar olarak tanımlanıyor.<br />
<br />
<br />
Onların görünmesi “uzun ve amansız bir kışın habercisi” olarak biliniyor ve gerçekten her ejderha görüldüğünde o sene kış, çok ağır geçiyor. Adara’nın doğduğu gece de buz ejderhası görülmüştür ve çok ağır bir kış yaşanmıştır.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Adara’nın doğduğu gece bir buz ejderhasının ay’a karşı uçarken görüldüğü söylenirdi, o günden beri de her kış yeniden görülmüş ve o kışlar gerçekten de çok zor geçmişti, her sene bahar daha da geç gelmişti.”</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Buradan sonra mevsimlerde biraz dengesizlikler belirlemeye, kışlar daha hakim ama yazlar daha geç geldiğini okuyoruz. Buz Ejderhaları bu kitapta ateş ejderhalarının 1,5 katı büyüklüğünde, buzdan yapılma, soluğunun bile her şeyi donduran; kristal beyazından(neredeyse mavi renkte) ve üzeri kırağı ile kaplı bir canlı. Gözleri berrak, dingin ve donuk. Kanatları geniş, solgun ve yarı saydam bir mavi renkte. Sessiz olarak tanımlanıyor. Ve ateş ejderhalarının aksine “soğuk” püskürtüyorlar. Isıya, buz kertenkelelerinden daha duyarlılar ve Adara bir şekilde bunu biliyor ki buz ejderhası ile bir şekilde arasında bir bağ var kızın, bu yüzden bunları bildiğini, anladığını, hissettiğini ve ejderhanın ona geldiğini düşünüyorum.<br />
<br />
<br />
Yoksa buz ejderhaları terbiye edilemeyen, üzerine binilemeyen canlılar olarak tasvir ediliyor, bunu deneyenlerin alayı ölmüş yahut bir uzvunu soğuktan kaybetmiş. Çok soğuk oldukları için mantıken öyle üstüne oturmak, dokunmak falan pek akıllıca olmuyor; soğuk ısırığına yakalanıyorlar.<br />
<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Buz Ejderhası ölüm püskürtürdü dünyaya; ölüm, sükunet ve soğuk.” Fakat Adara korkmazdı bundan. En nihayetinde bir kış çocuğuydu ve buz ejderhası da onun sırrıydı.</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Ay ve Ölüm’ün simgesel olarak birbirine bağlantılı olduğunu düşünüyorum, bildiğiniz üzere. Burada da Buz ejderhası + ay’a uçar ve + ölüm püskürtür; bu denklemi gayet dikkat çekici bağlantılar olarak gözler önüne sermiş gibi...<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Buz ejderhası ile her yıl bir sene öncekinden çok daha uzağa çok daha sıklıkla uçtu; çiftliklerinin tepesindeki gökyüzünde çok daha sık görünür olmuştu. Her kış bir öncekinden daha uzun ve daha soğuk geçti. Buzlar her geçen sene daha geç eridi.</blockquote>
<br />
Sizi bilmem ama en baştaki maddeye cevap niteliği taşıyan bir şey olduğunu düşünüyorum. Buz Ejderhasının varlığı ve görünmesi kış/soğuğu ve etkisini de beraberinde getiren bir şey. Asoiaf’ta da “Kış Geliyor” sözünden anlamamız gereken şeyin “Ötekiler geliyor” demek ile aynı şey olduğu hemen hemen ortada, elbette ben başka bir manaya daha geldiğini düşünüyorum ama konumuz değil... Konuya dönersek sanırım kış etkisini yine Ötekiler yaratıyor hatta buz ejderhası varsa, asıl etki kaynağı onlar da olabilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Buz Ejderhası ve Her Daim Kış Toprakları<br />
</span></span>Bu madde benim en ilgimi çeken maddelerden biri çünkü “Daimi Kış Toprakları” aynen, asoiaf’ta da mevcut; kuzeyde, Sur’un ötesinde hiç bitmeyen, sürekli kış olan bir alan var ve bu isimle anlıyor, kimse de oraya gitmiyor. Garip ki aynı bölge bu kitapta da var.<br />
<br />
<br />
Düşman askerleri kuzeyden gelince (3 tanesi) bizim kız korkuyor; yaz döneminde geliyorlar… Buz ejderha onu buluyor (çünkü bence kızın yardım istediğini hissediyor, o bağ yüzünden.) ve kız onu buraya götürmesini istiyor fakat sonra ailesinin yardıma ihtiyacı olduğunu duyunca geri dönüp, yardım etmesi için yalvarıyor ve ejderha da gidip o üçünü öldürüyor.<br />
<br />
<br />
Fakat bu sırada yaz olduğu ve ateş ejderhaları alev püskürttüğü için eriyip duruyor ve sonunda tamamen yok oluyor, yok olduğu eridiği yerde de suyu çok ama çok soğuk olan, dalgasız küçük bir su birikintisi oluştu. İster istemez aklımıza Kışyarı ve Kışyarı’nın Tanrı korusundaki bu gölet geliyor; siyah, soğuk ve dalgasız. Ayrıca kalenin isminin WINTER-FELL olması çok dikkate değer, yani KIŞ DÜŞTÜ. Gerçi başka bir mana olarak kış “çöktü” de gayet mümkün ama masal ile bağlantı kurmak isteyen için “düştü” manası uygun. null<br />
<br />
<br />
Adara, ejderhaya bir isim vermiyor ama ejderhanın kışı ve soğuğu getiren şey olduğu ve onun düşüşünden sonraki bölümün isminin ilkbahar olması, ister istemez dikkat çekiyor.<br />
<br />
<br />
Buz ejderhasının ölmeden önce attığı çığlığın tanımlanma şekli de benim ilgimi çekti.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Adara ilk kez buz ejderhasından bir ses duydu: Her daim kış topraklarında bomboş bekleyen beyaz kalenin kuleleri ve siperlerinde dolaşan kuzey rüzgarlarının çıkardığı sese benzeyen hüzün yüklü korkunç bir tiz çığlık.</blockquote>
<br />
<br />
Adara’nın yaptığı kış kaleleri de bu şekilde tanımlanıyordu aslında(nereden görmüş, bilmiş yahut bu topraklara dair ne konuşuluyor bu diyarda, bilgimiz yok.). Fakat dikkatimi çeken şey Bran’ın komada iken gördüğü rüyadaki bilgiler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Bran’ın Koma Rüyası<br />
</span></span>Bran, komada iken kuzeyin çok ötesine, uzağına bakarak daimi kış topraklarına bakış atıyordu ve orada buzdan kuleler, kale vs. görüyordu.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Omzunda duran kargayla bakıştılar. Üç gözü vardı karganın ve üçüncü gözü korkunç bir şeyler biliyordu. Bran aşağı baktı. Artık aşağıda kardan, soğuktan, ölümden ve delici uçlarıyla ona sarılmayı bekleyen buz kulelerinden başka bir şey yoktu. Ucu sivri mızraklar gibi bekliyorlardı onu. Kulelerin tepesi binlerce rüyacının kemikleriyle doluydu. Bran çaresizdi, korkuyordu.</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Daha sonra ise kız ve ailesi, güneye gidiyor 3 yıl orada(hep bir 3 takıntısı var Martin'in... dikkat edin) kaldıktan sonra tekrar kuzeye dönüyordu. Bu olay meydana gelene kadar soğuk, ağlamayan, gülmeyen; kısacası diğer çocuklar gibi olmayan “farklı” Adara, ejderhanın ölümü sonrası normal çocuklar gibi gülmeye, ağlamaya başlayan bir çocuğa dönüşüyor, dahası Kış onu tamamen terk etmiştir; artık elleri soğuk değil, sıcaktır.<br />
<br />
<br />
Haliyle burada bahsi geçen WINTER-FELL belki Adara’yı da işaret ediyor, olabilir mi? Martin’in bir şeylere birden fazla mana katmayı sevdiğini biliyoruz. Zira savaş başlamadan önce kız buraya gerçekten düşüyor ve dahası hem ejderhası hem de kızın içindeki kış ölüyor… Yani çek çekebildiğin yere, elbette Adara, Kışyarı, Stark bağlantısı mı var ki? diye sorabilirsiniz ama olabilir de en azından mekan ile bir bağ var gibi. Belki bu Adara, asoiaf’ta Gece’nin Kraliçesine evriliyordur sonradan? Zamanında bunu düşünmeyi sevmiştim ama elbette gerçekte öyle olduğunu düşünmüyorum.<br />
<br />
<br />
Sizi bilmem ama bu benzerliklerin hiçbirinin tesadüf olmadığı da aşikar.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Yazıyı kitabın bölüm isimleriyle ve yorumuyla kapatıyorum.</span></span></span><br />
<br />
1. Kış Çocuğu<br />
<br />
2. Kardaki Sırlar<br />
<br />
3. Artan Soğuk<br />
<br />
4. Kuzeydeki Ateşler<br />
<br />
5. Küller<br />
<br />
6. Ateşten Kaçış<br />
<br />
7. Soğuk Öfke<br />
<br />
8. İlkbahar<br />
<br />
<br />
Şimdi bölümlere bakarsak kış/soğuk burada “olumlu” ama ateş/sıcak burada “olumsuz” hava veriyor; ateş yok eden, kül eden bir kötü maddeye dönüşürken buz, tersine kurtaran ama aynı zamanda intikam alan bir maddeye dönüşüyor. Ben asoiaf’ta da karakterlerin ağırlıkta ateşi “kötü” deneyimlediğini ve ateşin sunulduğu gibi “kurtarıcı” taraf olmadığını düşünüyorum zaten. GRRM de buz’u “intikam” olarak tanımlıyor ve elbette “ölüm” de var işin içinde. Bu kitapta da “soğuk öfke “kısmı aslında bir intikam durumundan bahsediyor. Elbette bir de Üstat Aemon’un “Ateş tüketir ama buz, muhafaza eder” sözünü de unutmamak gerekir.<br />
<br />
Son bölüm ismi “ilkbahar” ise 7. kitabın ismi olan “Bir Bahar Rüyası” ismini anımsattı.<br />
<br />
<br />
Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi yorum olarak yazmayı unutmayın. Allah’a emanet olun. Bu yazıyı video olarak dinlemek <a href="https://youtu.be/M9SVAtR6WC4?si=5svXGZ9-9SsQA-b2" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">isterseniz</a>...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selamlar,<br />
<br />
<br />
Martin'in Buz Ejderhası ve Buz ve Ateşin Şarkısı evreniyle ciddi benzerlikler vardı. Ben de masalı okur okumaz bu benzerliklerin olduğu bir yazı hazırladım. <br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi kitabı okumayan ama okuyacak olanlar için bundan sonrası oyun bozan bilgi içerir, demedi demeyin.<br />
</span></span></span><br />
<br />
Kitap yarım saatte bitecek kadar kısa bir masal ve GRRM her zamanki gibi güzel bir iş çıkarmış, adamın anlatım tarzını seviyorum. Sonda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim ki kafa karışıklığı olmasın; kitap = asoiaf evreni diye, iddiada bulunmak güç. Lakin aksini iddia etmek de güç çünkü o kadar çok paralel nokta var ki! Zaten GRRM de buranın asoiaf evreni olmadığını söylemedi, politik bir cevapla bu kitabı yazdığında asoiaf’ı yazmadığını, ortada olmadığını söyledi; yani gayet bu hikayeyi (doğrudan ve her yönüyle olmasa bile) asoiaf’a uyarlamış olabilir. Şahsen ben böyle olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi siz de göreceksiniz. Zaten eski kitaplarındaki şeyleri asoiaf'ta kullandığı oluyor (örneğin, Bakkalon, başka kitaplarında da var).<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Soğuğu mu buz ejderhasının yoksa buz ejderhasını mı soğuğun getirdiğinden asla emin olamazdı.”</blockquote>
<br />
<br />
Bu kısmı okuduğum zaman aklıma hemen Ötekiler hakkında söylenen söz geldi. Onlar hakkında Sam da yaptığı araştırma sonucunda şu cümleyi kuruyordu.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Ötekiler hava soğuduğunda geliyor, hikâyelerin çoğu bu hususta hemfikir. Ya da Ötekiler geldiğinde hava soğuyor.”</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Gördüğünüz gibi birebir aktarma söz konusu; buz ejderhaları/Ötekiler ve soğuk hava teması aynen uygulanmış.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>İhtiyar Laura’nın bile hatırladığı en kötü donda (kış döneminde) dünyaya gelmişti.</blockquote>
<br />
Bu ihtiyar, hiç kimse doğmadan önce bile yaşanmış olayları hatırlayan kişi olarak betimlenmiş ve aklıma ister istemez “yaşlı dadı” geldi.<br />
<br />
<br />
Adara, bizim başrol kızımız. Kış Çocuğu olarak tanımlanıyor; o zamanlarda çok kötü bir soğukta doğmuş ve hatta anne karnında iken soğuğun ona nüfus ettiği ve soğuğun annesini öldürdüğünü söylüyorlar. Doğduğu zaman teni soluk mavi ve buz gibiymiş ve sonrasında da bedeni hep soğuk; teni beyaz(ama saçlar sarı) ve gözleri mavidir. Saç rengi dışındaki her şeyi bir Öteki’yi anımsatıyor.<br />
<br />
<br />
Kızın bir ablası bir abisi var, ismi Arapça, İbranice ve Yunanca kökenli “bakire, güzel, soylu” demek. Kendisi karakter olarak da çok soğuk, ağlamayan, çok ender gülen ve babasının “sevgisiz” olarak tanımladığı bir kız(aslında sevgisiz değil ama duyguları donuk biri, pek göstermiyor.)<br />
<br />
<br />
Şimdi madde madde gideceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İki Krallık, Savaş ve Ateş Ejderhaları</span></span><br />
<br />
Bu kısım çok kesin hatlarla çizilmese de kız ve ailesinin yaşadığı diyar bir krallık ve kral tarafından yönetiliyor ama kimdir, nedir bahsedilmiyor; ailesi Diyar’ın “kuzey” topraklarında yaşıyor ve kuzey ve batısındaki topraklara hükmeden başka bir krallık ile uzun zamandır savaş halindeler.<br />
<br />
<br />
En ilginç kısmı ise bu iki krallığın da ateş ejderhalarından oluşan bir birliğinin olması; kızın amcası bu ejderha binicilerinden biri. Karşı tarafın ejderhaları daha fazla ve görünüşe göre orduları çok acımasız ve gaddar. Binici olmak için özel bir şeye sahip olmaya gerek yok(Valyria kanı sahibi olmak gibi) ama terbiye etmek ve sürmek için kırbaç kullanıyorlar ki Dany da bir ara aynı şeyi Drogon için yapmıştı, terbiye etmek için kırbaç kullanmıştı.<br />
<br />
<br />
Ateş ejderhaları da soğuğa çok duyarlı, kış vakti bu topraklarda duramıyorlar ve Diyar’ın güneyine göçüyorlar. Bu durumda bu Diyar’ın güney kısmında kış çok hafif geçiyor ve kuzeyde çok ağır geçiyor fikrine kani oluyoruz.<br />
<br />
<br />
Karşı krallığın nedense Yi Ti olabileceği yahut onun konumunda olabileceğini düşündüm, bunun için bir kanıt destek yok, daha çok bir his aslında.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kış Kaleleri ve Buz Kertenkelesi</span></span><br />
<br />
Buz Kertenkelesi dedikleri bir şey var, öteki gibi bir kertenkele yani, buzdan yaratılmış. Narinler ve böyle sıcak karşısında eriyorlar; buz ejderhaları da aynı şekilde eriyor. Rengi mavi.<br />
<br />
<br />
Bizim kız her kış, kardan kale yapıyor; buz kaleye dönüşüyor (soğuk hava yüzünden) ve bu kertenkeleler burada yaşıyor. Diğer yandan Adara’nın yaşadığı kuzeyde, yaz-kış ve diğer bahar-sonbahar mevsimleri var, en asından sonbahar dışında tüm mevsimleri gördük, gayet düzenli bir şekilde ilerliyor. Yaz-bahar döneminde etraf gayet sıcak ve yeşillikler söz konusu.<br />
<br />
<br />
Dörtyoldaki Han diye tabir edilen isimsiz bir han var, asoiafta da böyle bir kesişme noktasında han vardı, hatırlarsınız.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Buz Ejderhaları ve Kış<br />
</span></span>Ateş ejderhaları çok fazla olmasına rağmen Buz Ejderhaları ender görülen canlılar olarak tanımlanıyor.<br />
<br />
<br />
Onların görünmesi “uzun ve amansız bir kışın habercisi” olarak biliniyor ve gerçekten her ejderha görüldüğünde o sene kış, çok ağır geçiyor. Adara’nın doğduğu gece de buz ejderhası görülmüştür ve çok ağır bir kış yaşanmıştır.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Adara’nın doğduğu gece bir buz ejderhasının ay’a karşı uçarken görüldüğü söylenirdi, o günden beri de her kış yeniden görülmüş ve o kışlar gerçekten de çok zor geçmişti, her sene bahar daha da geç gelmişti.”</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Buradan sonra mevsimlerde biraz dengesizlikler belirlemeye, kışlar daha hakim ama yazlar daha geç geldiğini okuyoruz. Buz Ejderhaları bu kitapta ateş ejderhalarının 1,5 katı büyüklüğünde, buzdan yapılma, soluğunun bile her şeyi donduran; kristal beyazından(neredeyse mavi renkte) ve üzeri kırağı ile kaplı bir canlı. Gözleri berrak, dingin ve donuk. Kanatları geniş, solgun ve yarı saydam bir mavi renkte. Sessiz olarak tanımlanıyor. Ve ateş ejderhalarının aksine “soğuk” püskürtüyorlar. Isıya, buz kertenkelelerinden daha duyarlılar ve Adara bir şekilde bunu biliyor ki buz ejderhası ile bir şekilde arasında bir bağ var kızın, bu yüzden bunları bildiğini, anladığını, hissettiğini ve ejderhanın ona geldiğini düşünüyorum.<br />
<br />
<br />
Yoksa buz ejderhaları terbiye edilemeyen, üzerine binilemeyen canlılar olarak tasvir ediliyor, bunu deneyenlerin alayı ölmüş yahut bir uzvunu soğuktan kaybetmiş. Çok soğuk oldukları için mantıken öyle üstüne oturmak, dokunmak falan pek akıllıca olmuyor; soğuk ısırığına yakalanıyorlar.<br />
<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Buz Ejderhası ölüm püskürtürdü dünyaya; ölüm, sükunet ve soğuk.” Fakat Adara korkmazdı bundan. En nihayetinde bir kış çocuğuydu ve buz ejderhası da onun sırrıydı.</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Ay ve Ölüm’ün simgesel olarak birbirine bağlantılı olduğunu düşünüyorum, bildiğiniz üzere. Burada da Buz ejderhası + ay’a uçar ve + ölüm püskürtür; bu denklemi gayet dikkat çekici bağlantılar olarak gözler önüne sermiş gibi...<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Buz ejderhası ile her yıl bir sene öncekinden çok daha uzağa çok daha sıklıkla uçtu; çiftliklerinin tepesindeki gökyüzünde çok daha sık görünür olmuştu. Her kış bir öncekinden daha uzun ve daha soğuk geçti. Buzlar her geçen sene daha geç eridi.</blockquote>
<br />
Sizi bilmem ama en baştaki maddeye cevap niteliği taşıyan bir şey olduğunu düşünüyorum. Buz Ejderhasının varlığı ve görünmesi kış/soğuğu ve etkisini de beraberinde getiren bir şey. Asoiaf’ta da “Kış Geliyor” sözünden anlamamız gereken şeyin “Ötekiler geliyor” demek ile aynı şey olduğu hemen hemen ortada, elbette ben başka bir manaya daha geldiğini düşünüyorum ama konumuz değil... Konuya dönersek sanırım kış etkisini yine Ötekiler yaratıyor hatta buz ejderhası varsa, asıl etki kaynağı onlar da olabilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Buz Ejderhası ve Her Daim Kış Toprakları<br />
</span></span>Bu madde benim en ilgimi çeken maddelerden biri çünkü “Daimi Kış Toprakları” aynen, asoiaf’ta da mevcut; kuzeyde, Sur’un ötesinde hiç bitmeyen, sürekli kış olan bir alan var ve bu isimle anlıyor, kimse de oraya gitmiyor. Garip ki aynı bölge bu kitapta da var.<br />
<br />
<br />
Düşman askerleri kuzeyden gelince (3 tanesi) bizim kız korkuyor; yaz döneminde geliyorlar… Buz ejderha onu buluyor (çünkü bence kızın yardım istediğini hissediyor, o bağ yüzünden.) ve kız onu buraya götürmesini istiyor fakat sonra ailesinin yardıma ihtiyacı olduğunu duyunca geri dönüp, yardım etmesi için yalvarıyor ve ejderha da gidip o üçünü öldürüyor.<br />
<br />
<br />
Fakat bu sırada yaz olduğu ve ateş ejderhaları alev püskürttüğü için eriyip duruyor ve sonunda tamamen yok oluyor, yok olduğu eridiği yerde de suyu çok ama çok soğuk olan, dalgasız küçük bir su birikintisi oluştu. İster istemez aklımıza Kışyarı ve Kışyarı’nın Tanrı korusundaki bu gölet geliyor; siyah, soğuk ve dalgasız. Ayrıca kalenin isminin WINTER-FELL olması çok dikkate değer, yani KIŞ DÜŞTÜ. Gerçi başka bir mana olarak kış “çöktü” de gayet mümkün ama masal ile bağlantı kurmak isteyen için “düştü” manası uygun. null<br />
<br />
<br />
Adara, ejderhaya bir isim vermiyor ama ejderhanın kışı ve soğuğu getiren şey olduğu ve onun düşüşünden sonraki bölümün isminin ilkbahar olması, ister istemez dikkat çekiyor.<br />
<br />
<br />
Buz ejderhasının ölmeden önce attığı çığlığın tanımlanma şekli de benim ilgimi çekti.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Adara ilk kez buz ejderhasından bir ses duydu: Her daim kış topraklarında bomboş bekleyen beyaz kalenin kuleleri ve siperlerinde dolaşan kuzey rüzgarlarının çıkardığı sese benzeyen hüzün yüklü korkunç bir tiz çığlık.</blockquote>
<br />
<br />
Adara’nın yaptığı kış kaleleri de bu şekilde tanımlanıyordu aslında(nereden görmüş, bilmiş yahut bu topraklara dair ne konuşuluyor bu diyarda, bilgimiz yok.). Fakat dikkatimi çeken şey Bran’ın komada iken gördüğü rüyadaki bilgiler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Bran’ın Koma Rüyası<br />
</span></span>Bran, komada iken kuzeyin çok ötesine, uzağına bakarak daimi kış topraklarına bakış atıyordu ve orada buzdan kuleler, kale vs. görüyordu.<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Omzunda duran kargayla bakıştılar. Üç gözü vardı karganın ve üçüncü gözü korkunç bir şeyler biliyordu. Bran aşağı baktı. Artık aşağıda kardan, soğuktan, ölümden ve delici uçlarıyla ona sarılmayı bekleyen buz kulelerinden başka bir şey yoktu. Ucu sivri mızraklar gibi bekliyorlardı onu. Kulelerin tepesi binlerce rüyacının kemikleriyle doluydu. Bran çaresizdi, korkuyordu.</blockquote>
<br />
<br />
<br />
Daha sonra ise kız ve ailesi, güneye gidiyor 3 yıl orada(hep bir 3 takıntısı var Martin'in... dikkat edin) kaldıktan sonra tekrar kuzeye dönüyordu. Bu olay meydana gelene kadar soğuk, ağlamayan, gülmeyen; kısacası diğer çocuklar gibi olmayan “farklı” Adara, ejderhanın ölümü sonrası normal çocuklar gibi gülmeye, ağlamaya başlayan bir çocuğa dönüşüyor, dahası Kış onu tamamen terk etmiştir; artık elleri soğuk değil, sıcaktır.<br />
<br />
<br />
Haliyle burada bahsi geçen WINTER-FELL belki Adara’yı da işaret ediyor, olabilir mi? Martin’in bir şeylere birden fazla mana katmayı sevdiğini biliyoruz. Zira savaş başlamadan önce kız buraya gerçekten düşüyor ve dahası hem ejderhası hem de kızın içindeki kış ölüyor… Yani çek çekebildiğin yere, elbette Adara, Kışyarı, Stark bağlantısı mı var ki? diye sorabilirsiniz ama olabilir de en azından mekan ile bir bağ var gibi. Belki bu Adara, asoiaf’ta Gece’nin Kraliçesine evriliyordur sonradan? Zamanında bunu düşünmeyi sevmiştim ama elbette gerçekte öyle olduğunu düşünmüyorum.<br />
<br />
<br />
Sizi bilmem ama bu benzerliklerin hiçbirinin tesadüf olmadığı da aşikar.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Yazıyı kitabın bölüm isimleriyle ve yorumuyla kapatıyorum.</span></span></span><br />
<br />
1. Kış Çocuğu<br />
<br />
2. Kardaki Sırlar<br />
<br />
3. Artan Soğuk<br />
<br />
4. Kuzeydeki Ateşler<br />
<br />
5. Küller<br />
<br />
6. Ateşten Kaçış<br />
<br />
7. Soğuk Öfke<br />
<br />
8. İlkbahar<br />
<br />
<br />
Şimdi bölümlere bakarsak kış/soğuk burada “olumlu” ama ateş/sıcak burada “olumsuz” hava veriyor; ateş yok eden, kül eden bir kötü maddeye dönüşürken buz, tersine kurtaran ama aynı zamanda intikam alan bir maddeye dönüşüyor. Ben asoiaf’ta da karakterlerin ağırlıkta ateşi “kötü” deneyimlediğini ve ateşin sunulduğu gibi “kurtarıcı” taraf olmadığını düşünüyorum zaten. GRRM de buz’u “intikam” olarak tanımlıyor ve elbette “ölüm” de var işin içinde. Bu kitapta da “soğuk öfke “kısmı aslında bir intikam durumundan bahsediyor. Elbette bir de Üstat Aemon’un “Ateş tüketir ama buz, muhafaza eder” sözünü de unutmamak gerekir.<br />
<br />
Son bölüm ismi “ilkbahar” ise 7. kitabın ismi olan “Bir Bahar Rüyası” ismini anımsattı.<br />
<br />
<br />
Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi yorum olarak yazmayı unutmayın. Allah’a emanet olun. Bu yazıyı video olarak dinlemek <a href="https://youtu.be/M9SVAtR6WC4?si=5svXGZ9-9SsQA-b2" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">isterseniz</a>...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karasu Savaşı ve Sur'daki Savaş arasında benzerlik]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=115</link>
			<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:54:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=9">Poyraz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=115</guid>
			<description><![CDATA[Karasu Savaşı ile Sur’daki Savaşı birbirine benzetiyorum. Kurtarıcıları (Tyrell–Lannister ordusu ve Stannis) saymazsak, bu savaşların mvpleri Tyrion ve Jon. Kızıl Kale’yi savunmak “iblise” kalmışken, Sur’u savunmak “piçe” kalıyor.<br />
<br />
Tyrion, istilacıları zincirle şaşırtırken; Jon ise birçok farklı teknik kullanıyor. Bunlar arasında bence en etkileyici olanı, Mance’in kaplumbağasını durdurmak için varillere çakıl doldurup su ekleyerek dondurması ve bu şekilde kaplumbağaları parçalamasıydı.<br />
<br />
Askerleri konuşarak motive etmeleri de birbirine benziyor. Tyrion’ın “Ben yarım bir adamsam sizler nesiniz?” tiradından sonra askerler yeniden cesaret kazanıyor. Jon’un “Duvar’a tırmanan bir mamut gördünüz mü hiç?” tiradı da benzer etki yaratıyor.<br />
<br />
Tyrion, Stannis’in ordusunu yavaşlatmasa; Jon da yabanılları durdurmasa, Kızıl Kale ve Sur düşecekti. Jon kaplumbağaları yok etmese yabanıllar kapıyı kıracaktı ve Aemon’un dediği gibi “Lord Kumandan’ın koltuğunda Mance oturacaktı.” Buna rağmen, ikisi de bu savaşlardaki başarılarına rağmen hak ettikleri takdiri görmüyor.<br />
Tyrion, Garlan’ın övgüsüne kadar takdir edilmediğini düşünürken; Jon ise Mance’in ordusunu durdurduktan hemen sonra uyandırılıp hain ilan edilerek yargılanıyor.<br />
<br />
<br />
Ayrıca, ASOS Jon VIII ve IX bölümleri Jon’un komutanlığına dair önemli ipuçları barındırıyor. Jon ile Mance’in birbirlerini adım adım okuduklarını görüyoruz: Jon’un ateşli oklarına karşı Mance’in ıslak derileri, buna karşılık Jon’un donmuş varilleri… Bu akıl oyunlarının galibi Jon oluyor. ASOS Jon X’da Mance bir avuç adamın iyi iş çıkardığını itiraf ederken. ASOS Davos VI’da Stannis Tyrion için “tehkili bir adam, bunu karasuda öğrendim” diyor. Yani ikisi de bizzat rakipleri tarafından takdir görüyor.<br />
<br />
<br />
Son olarak; aklıma Ned Stark’ın, Jon ve Robb’a iyi bir komutanın sesinin duyulmasıyla ilgili verdiği öğüt geldi. Jon buna “lord sesi” diyor. Ned Stark, bir savaşta kumandanın sesinin kılıcı kadar dolu olması gerektiğini söyler. Hatta Robb ve Jon çocukken bu yüzden kulelerden birbirine bağırırdı. ASOS Jon VIII’de Jon’un bu anlamda da epey iyi olduğunu görüyoruz. Sesiyle ekibi kendine alıyor ve gerçekten motive edici şeyler söylüyor. Robb’dan sonra Jon’un da bu konularda ehil olması Ned Stark akademiye saygı duymamızı sağlıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Karasu Savaşı ile Sur’daki Savaşı birbirine benzetiyorum. Kurtarıcıları (Tyrell–Lannister ordusu ve Stannis) saymazsak, bu savaşların mvpleri Tyrion ve Jon. Kızıl Kale’yi savunmak “iblise” kalmışken, Sur’u savunmak “piçe” kalıyor.<br />
<br />
Tyrion, istilacıları zincirle şaşırtırken; Jon ise birçok farklı teknik kullanıyor. Bunlar arasında bence en etkileyici olanı, Mance’in kaplumbağasını durdurmak için varillere çakıl doldurup su ekleyerek dondurması ve bu şekilde kaplumbağaları parçalamasıydı.<br />
<br />
Askerleri konuşarak motive etmeleri de birbirine benziyor. Tyrion’ın “Ben yarım bir adamsam sizler nesiniz?” tiradından sonra askerler yeniden cesaret kazanıyor. Jon’un “Duvar’a tırmanan bir mamut gördünüz mü hiç?” tiradı da benzer etki yaratıyor.<br />
<br />
Tyrion, Stannis’in ordusunu yavaşlatmasa; Jon da yabanılları durdurmasa, Kızıl Kale ve Sur düşecekti. Jon kaplumbağaları yok etmese yabanıllar kapıyı kıracaktı ve Aemon’un dediği gibi “Lord Kumandan’ın koltuğunda Mance oturacaktı.” Buna rağmen, ikisi de bu savaşlardaki başarılarına rağmen hak ettikleri takdiri görmüyor.<br />
Tyrion, Garlan’ın övgüsüne kadar takdir edilmediğini düşünürken; Jon ise Mance’in ordusunu durdurduktan hemen sonra uyandırılıp hain ilan edilerek yargılanıyor.<br />
<br />
<br />
Ayrıca, ASOS Jon VIII ve IX bölümleri Jon’un komutanlığına dair önemli ipuçları barındırıyor. Jon ile Mance’in birbirlerini adım adım okuduklarını görüyoruz: Jon’un ateşli oklarına karşı Mance’in ıslak derileri, buna karşılık Jon’un donmuş varilleri… Bu akıl oyunlarının galibi Jon oluyor. ASOS Jon X’da Mance bir avuç adamın iyi iş çıkardığını itiraf ederken. ASOS Davos VI’da Stannis Tyrion için “tehkili bir adam, bunu karasuda öğrendim” diyor. Yani ikisi de bizzat rakipleri tarafından takdir görüyor.<br />
<br />
<br />
Son olarak; aklıma Ned Stark’ın, Jon ve Robb’a iyi bir komutanın sesinin duyulmasıyla ilgili verdiği öğüt geldi. Jon buna “lord sesi” diyor. Ned Stark, bir savaşta kumandanın sesinin kılıcı kadar dolu olması gerektiğini söyler. Hatta Robb ve Jon çocukken bu yüzden kulelerden birbirine bağırırdı. ASOS Jon VIII’de Jon’un bu anlamda da epey iyi olduğunu görüyoruz. Sesiyle ekibi kendine alıyor ve gerçekten motive edici şeyler söylüyor. Robb’dan sonra Jon’un da bu konularda ehil olması Ned Stark akademiye saygı duymamızı sağlıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Jaime ve Jon arasındaki paralellikler]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=111</link>
			<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:27:44 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=9">Poyraz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=111</guid>
			<description><![CDATA[Jaime ile Jon arasında gerçekten dikkat çekici paralellikler var. Bulundukları kurumlar bile birbirini andırıyor; geldikleri konumlar da öyle. Üstelik ikisi de Lord Kumandan olduktan sonra doğrudan saygısızlıkla sınanıyor. Jon Snow, Janos Slynt tarafından açıkça zorlanırken; Jaime Lannister, Lord Kumandan olduktan sonraki ilk toplantılarında Boros Blount’un saygısız tavrıyla karşılaşıyor.<br />
<br />
Bununla da sınırlı değil. Jon, Stannis Baratheon’ın Winterfell teklifini reddedip Gece Nöbeti’ni yönetmeyi seçerken; Jaime de babasının teklifini geri çevirip Kral Muhafızları’nda kalıyor. Jaime sağ elini kaybederken, Jon’un sağ elini yakması da bu paralelliğin fiziksel bir yansıması gibi duruyor.<br />
<br />
İki karakterin başkalarını görevlendirme biçimi bile benzeşiyor. Jaime, Brienne of Tarth’ı Sansa Stark’ı bulması için gönderirken; Jon da Mance Rayder’ı Arya Stark’ı bulması için yolluyor. Üstelik seçtikleri kişiler de geçmişleri bakımından birbirine benziyor: Brienne, Renly’nin Gökkuşağı Muhafızları’ndan; Mance ise eski bir Gece Nöbeti üyesi. Bu iki yapının benzerliği zaten oldukça açık.<br />
<br />
Rüyalar meselesi de ilginç bir ortak nokta. Her ikisinin de kendi kaleleriyle ilgili rahatsız edici rüyalar görmesi ve bu mekanlarda kendilerini yalnız hissetmeleri, içsel yalnızlıklarının sembolik bir yansıması gibi.<br />
<br />
Bir diğer paralellik ise Tyrion Lannister’a bakış açıları. Westeros’un geneli onun yaptığı (hatta yapmadığı) şeylere inanma eğilimindeyken, Jon ve Jaime buna ihtiyatla yaklaşıyor. Tyrion’un “piçlere, sakatlara ve kırıklara” duyduğu şefkat düşünüldüğünde, Jon’un piç, Jaime’nin ise sakat oluşu bu bağı daha da anlamlı kılıyor. Jon’un Tyrion hakkındaki düşünceleri bunu açıkça yansıtırken, Jaime’nin de kardeşinin böyle bir şey yapmış olabileceğine inanmakta zorlanması dikkat çekici.<br />
<br />
Bu çapta daha pek çok küçük benzerlik var; ancak bence en önemlisi yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinden kurulan paralellik. Jaime, Aerys II Targaryen’i öldürerek binlerce insanın hayatını kurtardı ama buna rağmen hor görüldü. Jon ise Qhorin Halfhand tarafından Yabanıllar’a sızma görevi aldığında dönek damgası yedi; hatta ADWD’nin sonlarına doğru bile hâlâ ona güvenmeyenler var.<br />
<br />
ACOK Jon VIII’de Qhorin, Jon’a Yabanıllar’a katılmasını söylediğinde Jon bunu kesin bir dille reddeder. Ancak Qhorin’in “görevin onurdan önce geldiği” vurgusu onu ikna eder. Jaime’nin motivasyonları tartışmalı olsa da, bu söz onun hikâyesini de oldukça iyi özetliyor. Hatta bu tema, Jon’un hikâyesinin nereye evrileceğine dair de ipuçları barındırıyor olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Jaime ile Jon arasında gerçekten dikkat çekici paralellikler var. Bulundukları kurumlar bile birbirini andırıyor; geldikleri konumlar da öyle. Üstelik ikisi de Lord Kumandan olduktan sonra doğrudan saygısızlıkla sınanıyor. Jon Snow, Janos Slynt tarafından açıkça zorlanırken; Jaime Lannister, Lord Kumandan olduktan sonraki ilk toplantılarında Boros Blount’un saygısız tavrıyla karşılaşıyor.<br />
<br />
Bununla da sınırlı değil. Jon, Stannis Baratheon’ın Winterfell teklifini reddedip Gece Nöbeti’ni yönetmeyi seçerken; Jaime de babasının teklifini geri çevirip Kral Muhafızları’nda kalıyor. Jaime sağ elini kaybederken, Jon’un sağ elini yakması da bu paralelliğin fiziksel bir yansıması gibi duruyor.<br />
<br />
İki karakterin başkalarını görevlendirme biçimi bile benzeşiyor. Jaime, Brienne of Tarth’ı Sansa Stark’ı bulması için gönderirken; Jon da Mance Rayder’ı Arya Stark’ı bulması için yolluyor. Üstelik seçtikleri kişiler de geçmişleri bakımından birbirine benziyor: Brienne, Renly’nin Gökkuşağı Muhafızları’ndan; Mance ise eski bir Gece Nöbeti üyesi. Bu iki yapının benzerliği zaten oldukça açık.<br />
<br />
Rüyalar meselesi de ilginç bir ortak nokta. Her ikisinin de kendi kaleleriyle ilgili rahatsız edici rüyalar görmesi ve bu mekanlarda kendilerini yalnız hissetmeleri, içsel yalnızlıklarının sembolik bir yansıması gibi.<br />
<br />
Bir diğer paralellik ise Tyrion Lannister’a bakış açıları. Westeros’un geneli onun yaptığı (hatta yapmadığı) şeylere inanma eğilimindeyken, Jon ve Jaime buna ihtiyatla yaklaşıyor. Tyrion’un “piçlere, sakatlara ve kırıklara” duyduğu şefkat düşünüldüğünde, Jon’un piç, Jaime’nin ise sakat oluşu bu bağı daha da anlamlı kılıyor. Jon’un Tyrion hakkındaki düşünceleri bunu açıkça yansıtırken, Jaime’nin de kardeşinin böyle bir şey yapmış olabileceğine inanmakta zorlanması dikkat çekici.<br />
<br />
Bu çapta daha pek çok küçük benzerlik var; ancak bence en önemlisi yaptıkları ve yapabilecekleri üzerinden kurulan paralellik. Jaime, Aerys II Targaryen’i öldürerek binlerce insanın hayatını kurtardı ama buna rağmen hor görüldü. Jon ise Qhorin Halfhand tarafından Yabanıllar’a sızma görevi aldığında dönek damgası yedi; hatta ADWD’nin sonlarına doğru bile hâlâ ona güvenmeyenler var.<br />
<br />
ACOK Jon VIII’de Qhorin, Jon’a Yabanıllar’a katılmasını söylediğinde Jon bunu kesin bir dille reddeder. Ancak Qhorin’in “görevin onurdan önce geldiği” vurgusu onu ikna eder. Jaime’nin motivasyonları tartışmalı olsa da, bu söz onun hikâyesini de oldukça iyi özetliyor. Hatta bu tema, Jon’un hikâyesinin nereye evrileceğine dair de ipuçları barındırıyor olabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cat'in Jon Snow'a davranışı saçma mı?]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=99</link>
			<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 12:15:45 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=99</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://i.imgur.com/i0b4M3Q.png" loading="lazy"  alt="[Resim: i0b4M3Q.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bir parçam ona anlayış gösterse de diğer parçam tavrını anlamsız ve evet, saçma buluyor.<br />
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tarihte Fırtına Kralları döneminde bir piçin, krallığı ele geçirdiği bir dönem var ama dürüst olursak Fatih'in çok öncesindeydi ve o zamanın şartları da bambaşkaydı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mevcut şartlarda yasalar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">eskiye nazaran</span></span> biraz daha belirgin... keza gelenekler de daha bir yerleşmiş. Bu sebeple PİÇ kökenli birinin sanki çocuklarının hakkını elinde alabilecek yasal bir dayanağı varmış da kimse müdahale etmezmiş gibi davranması ve bu sebeple deli gibi korkması saçmalıktır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">He Ned'in Robert ile olan dostluğunu kullanarak Jon'u meşru yapmasından endişe ederek bu korkuya sahip olsaydı, tamam derdim. Kadın sonuna kadar haklı korkusunda ve saçma değil ama Cat yahut Ned tarafından yahut 3. kişilerce bu korkuya dair tek bir cümleyi geçtim, imasını bile görmedik.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Çoğu kişi Blackfyre İsyanını örnek gösterse de Daemon meşrulaştırılmıştı, Jon (görünürde) meşru değil.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">He desek ki Cat'in 6. hissi muazzam kuvvetli, geleceği öngördü... hayır. Öyle olsa kendi ailesinin başına gelecekleri daha güçlü öngörürdü hatta Ned'i El olsun diye zorla göndermezdi güneye... Cat'in eylemleri 6. hisse değil KORKULARA dayanıyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İlk Cat POV'undan itibaren onun korkularıyla yönlendirilen, her işareti kötüye yoran (geyik-kurt olayında haklı) sürekli vesveseli-kaygılı bir kişilik yapısı gördük. Aslında bazı okuyucuların onun <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"çok depresif-sürekli mızmız"</span> diye eleştirmesinin sebebi de biraz bu; bu altyapıya sahip olduğu için çok kırılgan (yani kadın eşini ve çocuklarını kaybettiği için aksi olmasını da beklememek gerekirdi tabii) ki 3. kitap son povunda kırıldığını da gördük.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tüm bunlar eleştirilecek, ondan nefret edilecek şeyler mi?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Pekala eleştirmekte beis olmadığını düşünüyorum ama nefret etmelik de değil.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yine de tabii ki de Jon'a karşı tavırları kabul edilemez. Bunu da sonuna kadar kınarım. Bana göre oldukça korkakça, git kocana ver tepkini... yetim-öksüz bir çocuğa öyle davranmak kolay...</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://i.imgur.com/i0b4M3Q.png" loading="lazy"  alt="[Resim: i0b4M3Q.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bir parçam ona anlayış gösterse de diğer parçam tavrını anlamsız ve evet, saçma buluyor.<br />
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tarihte Fırtına Kralları döneminde bir piçin, krallığı ele geçirdiği bir dönem var ama dürüst olursak Fatih'in çok öncesindeydi ve o zamanın şartları da bambaşkaydı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mevcut şartlarda yasalar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">eskiye nazaran</span></span> biraz daha belirgin... keza gelenekler de daha bir yerleşmiş. Bu sebeple PİÇ kökenli birinin sanki çocuklarının hakkını elinde alabilecek yasal bir dayanağı varmış da kimse müdahale etmezmiş gibi davranması ve bu sebeple deli gibi korkması saçmalıktır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">He Ned'in Robert ile olan dostluğunu kullanarak Jon'u meşru yapmasından endişe ederek bu korkuya sahip olsaydı, tamam derdim. Kadın sonuna kadar haklı korkusunda ve saçma değil ama Cat yahut Ned tarafından yahut 3. kişilerce bu korkuya dair tek bir cümleyi geçtim, imasını bile görmedik.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Çoğu kişi Blackfyre İsyanını örnek gösterse de Daemon meşrulaştırılmıştı, Jon (görünürde) meşru değil.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">He desek ki Cat'in 6. hissi muazzam kuvvetli, geleceği öngördü... hayır. Öyle olsa kendi ailesinin başına gelecekleri daha güçlü öngörürdü hatta Ned'i El olsun diye zorla göndermezdi güneye... Cat'in eylemleri 6. hisse değil KORKULARA dayanıyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İlk Cat POV'undan itibaren onun korkularıyla yönlendirilen, her işareti kötüye yoran (geyik-kurt olayında haklı) sürekli vesveseli-kaygılı bir kişilik yapısı gördük. Aslında bazı okuyucuların onun <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"çok depresif-sürekli mızmız"</span> diye eleştirmesinin sebebi de biraz bu; bu altyapıya sahip olduğu için çok kırılgan (yani kadın eşini ve çocuklarını kaybettiği için aksi olmasını da beklememek gerekirdi tabii) ki 3. kitap son povunda kırıldığını da gördük.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tüm bunlar eleştirilecek, ondan nefret edilecek şeyler mi?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Pekala eleştirmekte beis olmadığını düşünüyorum ama nefret etmelik de değil.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yine de tabii ki de Jon'a karşı tavırları kabul edilemez. Bunu da sonuna kadar kınarım. Bana göre oldukça korkakça, git kocana ver tepkini... yetim-öksüz bir çocuğa öyle davranmak kolay...</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Azor Ahai Hikâyesinin Simgesel Yorumlaması]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=90</link>
			<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 13:56:38 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=90</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://www.yardbarker.com/media/7/8/7890ad651e210bd12d68dacdcae83b33e72e9726/thumb_16x9/house-dragon-reveals-daenerys-got-her-dragon-eggs.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: house-dragon-reveals-daenerys-got-her-dragon-eggs.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bu yazıyı 6-7 sene önce hazırlamıştım. Kapanan foruma eklemiş, akabinde reddit'e atmıştım.</span></span><br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Selamlar,<br />
<br />
AA ve onun kılıç hikâyesiyle ilgili bir şey fark ettim.<br />
<br />
Hepiniz AA’nin kılıcıyla ilgili hikâyeyi biliyorsunuz. Efsaneler, yarı gerçek yarı anlatıdır. Ayrıca genelde sembolik yoruma da açıktırlar. Ben de bugün bunu yapmak istiyorum. Lightbringer’a hem ilk hem de beklenen ikinci AA bağlamında bir silah ve kılıç deniyor. Elbette biz gerçek bir kılıç aradığımız için yorumlarımız da buna göre şekillendi ve Nissa ile kılıç dövme hikâyesine odaklandık.<br />
<br />
AA’nin kim olabileceğine dair birçok tahmin var ve şartlara en çok uyuyor gibi görünen en büyük aday Dany. Sorun şu ki Dany bir savaşçı değil; yanında kılıç taşımıyor, taşısa bile nasıl kullanacağını bilmiyor. Bu kısım hiç oturmuyordu.<br />
<br />
Bir de böyle özel bir kılıcı varsa, bununla kimi öldürmesi gerekiyor? İlk AA kimi öldürdü, kime karşı savaştı? Others hiçbir zaman gerçekten yok edilmedi; hep var oldular. Uzun Gece’den sonra bile zaman zaman ortaya çıktıklarını biliyoruz. (Gece Kralı ve kraliçesi.) Essos anlatısına göre ilk AA Uzun Gece’yi sona erdiriyor ama Westeros anlatısında AA’nin adı bile geçmiyor. Others’ı yenenler İlk İnsanlar. Bu hikâyelerde garip bir şey olduğu açık. Kısacası, geçmişte her ne olduysa kimse tam anlamıyla başarılı olamadı. Tam başarı sağlanamadı. Kış hâlâ geliyor...<br />
<br />
AA efsanesinde “ejderha” diye bir şey yok; ejderha sadece kehanette var ve bu da başlı başına çok ilginç. Neden? İlk AA efsanesine baktığımızda ejderhaya dair hiçbir şey görünmüyor ama nedense kehanette bundan söz ediliyor. Kehanet, “AA taştan ejderhaları uyandıracak” diyor.<br />
<br />
Peki ilk AA ile ikinci AA arasında, ejderhalarla ilgili olarak, “taş ejderhayı uyandırma” meselesi bakımından nasıl bir ortak nokta var?<br />
<br />
Görünürde hiçbir ortak nokta yok. Öyle mi gerçekten? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ya Lightbringer en başından beri bir ejderhaysa? Ya ilk AA’nin kılıç hikâyesi aslında ejderha yumurtalarını çatlatma hikâyesiyse?</span></span><br />
<br />
Kitaplarda kılıç ve ejderha arasında bir metafor olduğunu biliyorsunuz.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Kızıl Kılıç,” demişti Boğa; ona göre kuyruklu yıldız, demirhaneden yeni çıkmış, hâlâ kızıl kızıl parlayan bir kılıca benziyordu.<br />
...<br />
<br />
Ama Yaşlı Nan öyle düşünmüyordu; hem de içlerinde en uzun yaşamış kişi oydu.<br />
“Ejderhalar,” dedi, başını kaldırıp koklayarak. Neredeyse kördü, kuyruklu yıldızı göremiyordu bile ama kokusunu aldığını iddia ediyordu. “Ejderhalar bunlar, evlat,” diye ısrar etti. <br />
<br />
...<br />
<br />
<br />
Ejderhaların küçükken birer harikaydı. Büyüdüklerinde ise ölüm ve yıkımdırlar; dünyanın üzerinde sallanan alevli bir kılıç gibi.</blockquote>
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İlk alıntı: “Kuyruklu yıldız; demirhaneden yeni çıkmış, hâlâ kızıl kızıl parlayan bir kılıç gibi görünüyor.”</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İkinci alıntı: “Ejderhalar geliyor...”</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Üçüncü alıntı: “Ejderhaların dünyanın üzerindeki alevli bir kılıçtır...”</span></span><br />
<br />
Bence oldukça açık... hâlâ demirhaneden yeni çıkmış gibi kızıl... Dany yumurtalarını ocakta ısıttı ama işe yaramadı. Sonra, kırmızı bir kılıca benzeyen ve ejderha alameti sayılan kızıl işaretin altında, ateş ve kan büyüsüyle üç ejderha doğdu. Drogo bir kraldı, oğlu kral kanı taşıyordu, bir de Mirri vardı (öncesinde de abisi Viserys öldü).<br />
<br />
Şimdi ilk AA’ye bakalım:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Dünyanın üstüne karanlığın ağır ağır çöktüğü bir zamandı. Buna karşı koyabilmek için kahramanın, daha önce benzeri görülmemiş bir kahraman kılıcına ihtiyacı vardı. Bunun üzerine Azor Ahai, tapınakta otuz gün otuz gece uykusuz kalarak kutsal ateşlerde bir kılıç dövdü. Isıt, çekici vur, katla; ısıt, çekici vur, katla... ta ki kılıç tamamlanana kadar. Ama çeliği suya sokup sertleştirmek istediğinde kılıç paramparça oldu. Kahraman olduğu için omuz silkip gidip şu mükemmel üzümlerden aramaya koyulmadı; bunun yerine yeniden başladı. İkinci denemesinde elli gün elli gece uğraştı ve bu kılıç ilkinden de güzel görünüyordu. Azor Ahai bir aslan yakaladı; kılıcı, onu yaratığın kızıl kalbine saplayarak sertleştirmek istedi, ama çelik bir kez daha kırılıp dağıldı. O zaman kederi de acısı da büyük oldu, çünkü ne yapması gerektiğini biliyordu. Üçüncü kılıç için yüz gün yüz gece çalıştı ve kılıç kutsal ateşlerde beyaz kor gibi parıldarken karısını çağırdı. ‘Nissa Nissa,’ dedi ona, çünkü adı buydu, ‘göğsünü aç ve bil ki bu dünyada en çok seni seviyorum.’ Neden yaptı, bilmem, ama kadın bunu yaptı ve Azor Ahai tüten kılıcı onun canlı kalbine sapladı. Derler ki acı ve vecd içindeki çığlığı ayın yüzünde bir çatlak bıraktı; ama kanı, ruhu, gücü ve cesareti çeliğin içine geçti. İşte Kahramanların Kızıl Kılıcı Lightbringer’ın dövülüş hikâyesi budur.”</blockquote>
<br />
Uzun Gece’nin yaratıklarını bir kılıçla yok etmek mümkün mü? Hayır. Peki bir ejderhayla? Ah, o kesinlikle çok daha kullanışlı olurdu.<br />
<br />
Bunu sembolik olarak yorumlarsak... Dany gibi o da kutsal ateşin bulunduğu bir tapınakta yumurtaları çatlatmaya çalışmış olabilir. Bunu doğrudan ateş büyüsünü kullanma denemesi olarak kabul edebiliriz ama bu şekilde olmayınca, ateşin yanında başka bir ek güce daha ihtiyaç olduğunu anlamış olabilir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Biraz zorlama olacak, kabul ediyorum</span></span> ama belki “su” büyüsünü kullanmıştır (Nymeria’nın halkı su büyüsü kullanıyor). Ateş + su büyüsü... ama bariz nedenlerle bu da başarılı olamaz. Sonra bu işin su büyüsüyle değil de “kan” büyüsüyle daha etkili olacağını düşünüp bir aslanın kanını kullanmış olabilir. O da işe yaramayınca, daha güçlü bir kana ihtiyaç olduğuna karar vermiştir... mesela kral kanına... Nissa’nın ailesinin kim olduğunu bilmiyoruz ama ister gerçek bir aslan olsun ister aslanı simgeleyen biri olsun (Bloodstone’un karısı kaplan kadındı; o hâlde burada da bir aslan kadın/erkek olabilir), bu yetmiyor. Nissa’nın kral kanı taşıdığını düşünebiliriz; büyünün işlemesi için kanının özel olması gerekir. Ateş + kan büyüsü uygulanır ve sonunda yumurta çatlar, ejderha doğar.<br />
<br />
Bu şekilde hem “kralın kanında güç vardır...” inancını açıklayabiliriz hem de “ateş-kan büyülerinin” başlangıcını öğrenmiş oluruz. Aynı zamanda doğuda büyülerin neden daha çok ateş + kan ekseninde geliştiğini de anlarız (bunun zirvesi Valyria’dır. Ben orayı kuranların Şafak’tan geldiğine inanıyorum; biliyorsunuz, AA/Bloodstone soyundan birilerinin olması ihtimali var).<br />
<br />
AA şu kılıç meselesini yarım yılda halletmiş görünüyor. Eğer Uzun Gece anlatısı doğruysa, bu bir nesil kadar sürmüş olabilir. Yani ejderhanın büyümesini beklemek, onu eğitmek, kontrol etmeye çalışmak için fazlasıyla yeterli zaman vardı. Hatta bir ihtimal, ilk ejderha çeliklerini de bu ejderhayla dövdüler; ya da zaten önceden dövülüyordu, artık bilmiyorum, bu kısımda çok fazla senaryo yazdım.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">Aemon’un kitabına göre kılıç, kullanılmadığında ısı yayan kızıl bir kılıç; kullanıldığında ise yanıyor. Alevli bir kılıcın sahibini yakmadan nasıl kullanıldığını bilmiyorum...</span></span> AA’nin ateşe karşı bağışıklığı mı vardı? Bence o, Targaryenlerin atası olabilir.<br />
<br />
Bu tasvir bana aslında bir ejderhayı hatırlattı:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>...ve katlandı. Ejderha son bir kez tısladı ve karnının üzerine dümdüz uzandı. Mızrağın deldiği yaradan siyah kan akıyordu; kavrulmuş kumların üzerine damladığında duman tütüyordu. O, ete kemiğe bürünmüş ateş, diye düşündü, ben de öyleyim.<br />
Daenerys ejderhanın sırtına atladı, mızrağı kavradı ve çekip çıkardı. Ucu yarı erimişti; demir kor gibi kızarmış, parlıyordu.<br />
Dany, bacaklarının arasında onun sıcaklığını hissedebiliyordu.</blockquote>
<br />
Ejderhalar sürekli ısı yayar çünkü onlar ete kemiğe bürünmüş ateştir. Yaralandığında kanadığını ve kanı yere düştüğünde duman çıktığını gördük. Hatta içine saplanan mızrağın ucu bile erimişti. Bu ejderha, kullanılmadığı sürece sadece ısı yayacaktır ama kullanılmaya başladığında ateşe dönüşecek ve her şeyi küle çevirecektir. Onların doğası budur.<br />
<br />
Kılıcın kızıllığı da muhtemelen ejderhanın rengine bir işaret çünkü ejderhaların renkleri de alevleri de farklı farklı. Sizce bu mümkün olabilir mi? Bizim kılıç olarak okuduğumuz şey aslında ejderha yumurtasını çatlatma çabası olabilir mi?<br />
<br />
Okuduğunuz için teşekkürler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://www.yardbarker.com/media/7/8/7890ad651e210bd12d68dacdcae83b33e72e9726/thumb_16x9/house-dragon-reveals-daenerys-got-her-dragon-eggs.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: house-dragon-reveals-daenerys-got-her-dragon-eggs.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bu yazıyı 6-7 sene önce hazırlamıştım. Kapanan foruma eklemiş, akabinde reddit'e atmıştım.</span></span><br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Selamlar,<br />
<br />
AA ve onun kılıç hikâyesiyle ilgili bir şey fark ettim.<br />
<br />
Hepiniz AA’nin kılıcıyla ilgili hikâyeyi biliyorsunuz. Efsaneler, yarı gerçek yarı anlatıdır. Ayrıca genelde sembolik yoruma da açıktırlar. Ben de bugün bunu yapmak istiyorum. Lightbringer’a hem ilk hem de beklenen ikinci AA bağlamında bir silah ve kılıç deniyor. Elbette biz gerçek bir kılıç aradığımız için yorumlarımız da buna göre şekillendi ve Nissa ile kılıç dövme hikâyesine odaklandık.<br />
<br />
AA’nin kim olabileceğine dair birçok tahmin var ve şartlara en çok uyuyor gibi görünen en büyük aday Dany. Sorun şu ki Dany bir savaşçı değil; yanında kılıç taşımıyor, taşısa bile nasıl kullanacağını bilmiyor. Bu kısım hiç oturmuyordu.<br />
<br />
Bir de böyle özel bir kılıcı varsa, bununla kimi öldürmesi gerekiyor? İlk AA kimi öldürdü, kime karşı savaştı? Others hiçbir zaman gerçekten yok edilmedi; hep var oldular. Uzun Gece’den sonra bile zaman zaman ortaya çıktıklarını biliyoruz. (Gece Kralı ve kraliçesi.) Essos anlatısına göre ilk AA Uzun Gece’yi sona erdiriyor ama Westeros anlatısında AA’nin adı bile geçmiyor. Others’ı yenenler İlk İnsanlar. Bu hikâyelerde garip bir şey olduğu açık. Kısacası, geçmişte her ne olduysa kimse tam anlamıyla başarılı olamadı. Tam başarı sağlanamadı. Kış hâlâ geliyor...<br />
<br />
AA efsanesinde “ejderha” diye bir şey yok; ejderha sadece kehanette var ve bu da başlı başına çok ilginç. Neden? İlk AA efsanesine baktığımızda ejderhaya dair hiçbir şey görünmüyor ama nedense kehanette bundan söz ediliyor. Kehanet, “AA taştan ejderhaları uyandıracak” diyor.<br />
<br />
Peki ilk AA ile ikinci AA arasında, ejderhalarla ilgili olarak, “taş ejderhayı uyandırma” meselesi bakımından nasıl bir ortak nokta var?<br />
<br />
Görünürde hiçbir ortak nokta yok. Öyle mi gerçekten? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ya Lightbringer en başından beri bir ejderhaysa? Ya ilk AA’nin kılıç hikâyesi aslında ejderha yumurtalarını çatlatma hikâyesiyse?</span></span><br />
<br />
Kitaplarda kılıç ve ejderha arasında bir metafor olduğunu biliyorsunuz.<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Kızıl Kılıç,” demişti Boğa; ona göre kuyruklu yıldız, demirhaneden yeni çıkmış, hâlâ kızıl kızıl parlayan bir kılıca benziyordu.<br />
...<br />
<br />
Ama Yaşlı Nan öyle düşünmüyordu; hem de içlerinde en uzun yaşamış kişi oydu.<br />
“Ejderhalar,” dedi, başını kaldırıp koklayarak. Neredeyse kördü, kuyruklu yıldızı göremiyordu bile ama kokusunu aldığını iddia ediyordu. “Ejderhalar bunlar, evlat,” diye ısrar etti. <br />
<br />
...<br />
<br />
<br />
Ejderhaların küçükken birer harikaydı. Büyüdüklerinde ise ölüm ve yıkımdırlar; dünyanın üzerinde sallanan alevli bir kılıç gibi.</blockquote>
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İlk alıntı: “Kuyruklu yıldız; demirhaneden yeni çıkmış, hâlâ kızıl kızıl parlayan bir kılıç gibi görünüyor.”</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İkinci alıntı: “Ejderhalar geliyor...”</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Üçüncü alıntı: “Ejderhaların dünyanın üzerindeki alevli bir kılıçtır...”</span></span><br />
<br />
Bence oldukça açık... hâlâ demirhaneden yeni çıkmış gibi kızıl... Dany yumurtalarını ocakta ısıttı ama işe yaramadı. Sonra, kırmızı bir kılıca benzeyen ve ejderha alameti sayılan kızıl işaretin altında, ateş ve kan büyüsüyle üç ejderha doğdu. Drogo bir kraldı, oğlu kral kanı taşıyordu, bir de Mirri vardı (öncesinde de abisi Viserys öldü).<br />
<br />
Şimdi ilk AA’ye bakalım:<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Dünyanın üstüne karanlığın ağır ağır çöktüğü bir zamandı. Buna karşı koyabilmek için kahramanın, daha önce benzeri görülmemiş bir kahraman kılıcına ihtiyacı vardı. Bunun üzerine Azor Ahai, tapınakta otuz gün otuz gece uykusuz kalarak kutsal ateşlerde bir kılıç dövdü. Isıt, çekici vur, katla; ısıt, çekici vur, katla... ta ki kılıç tamamlanana kadar. Ama çeliği suya sokup sertleştirmek istediğinde kılıç paramparça oldu. Kahraman olduğu için omuz silkip gidip şu mükemmel üzümlerden aramaya koyulmadı; bunun yerine yeniden başladı. İkinci denemesinde elli gün elli gece uğraştı ve bu kılıç ilkinden de güzel görünüyordu. Azor Ahai bir aslan yakaladı; kılıcı, onu yaratığın kızıl kalbine saplayarak sertleştirmek istedi, ama çelik bir kez daha kırılıp dağıldı. O zaman kederi de acısı da büyük oldu, çünkü ne yapması gerektiğini biliyordu. Üçüncü kılıç için yüz gün yüz gece çalıştı ve kılıç kutsal ateşlerde beyaz kor gibi parıldarken karısını çağırdı. ‘Nissa Nissa,’ dedi ona, çünkü adı buydu, ‘göğsünü aç ve bil ki bu dünyada en çok seni seviyorum.’ Neden yaptı, bilmem, ama kadın bunu yaptı ve Azor Ahai tüten kılıcı onun canlı kalbine sapladı. Derler ki acı ve vecd içindeki çığlığı ayın yüzünde bir çatlak bıraktı; ama kanı, ruhu, gücü ve cesareti çeliğin içine geçti. İşte Kahramanların Kızıl Kılıcı Lightbringer’ın dövülüş hikâyesi budur.”</blockquote>
<br />
Uzun Gece’nin yaratıklarını bir kılıçla yok etmek mümkün mü? Hayır. Peki bir ejderhayla? Ah, o kesinlikle çok daha kullanışlı olurdu.<br />
<br />
Bunu sembolik olarak yorumlarsak... Dany gibi o da kutsal ateşin bulunduğu bir tapınakta yumurtaları çatlatmaya çalışmış olabilir. Bunu doğrudan ateş büyüsünü kullanma denemesi olarak kabul edebiliriz ama bu şekilde olmayınca, ateşin yanında başka bir ek güce daha ihtiyaç olduğunu anlamış olabilir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Biraz zorlama olacak, kabul ediyorum</span></span> ama belki “su” büyüsünü kullanmıştır (Nymeria’nın halkı su büyüsü kullanıyor). Ateş + su büyüsü... ama bariz nedenlerle bu da başarılı olamaz. Sonra bu işin su büyüsüyle değil de “kan” büyüsüyle daha etkili olacağını düşünüp bir aslanın kanını kullanmış olabilir. O da işe yaramayınca, daha güçlü bir kana ihtiyaç olduğuna karar vermiştir... mesela kral kanına... Nissa’nın ailesinin kim olduğunu bilmiyoruz ama ister gerçek bir aslan olsun ister aslanı simgeleyen biri olsun (Bloodstone’un karısı kaplan kadındı; o hâlde burada da bir aslan kadın/erkek olabilir), bu yetmiyor. Nissa’nın kral kanı taşıdığını düşünebiliriz; büyünün işlemesi için kanının özel olması gerekir. Ateş + kan büyüsü uygulanır ve sonunda yumurta çatlar, ejderha doğar.<br />
<br />
Bu şekilde hem “kralın kanında güç vardır...” inancını açıklayabiliriz hem de “ateş-kan büyülerinin” başlangıcını öğrenmiş oluruz. Aynı zamanda doğuda büyülerin neden daha çok ateş + kan ekseninde geliştiğini de anlarız (bunun zirvesi Valyria’dır. Ben orayı kuranların Şafak’tan geldiğine inanıyorum; biliyorsunuz, AA/Bloodstone soyundan birilerinin olması ihtimali var).<br />
<br />
AA şu kılıç meselesini yarım yılda halletmiş görünüyor. Eğer Uzun Gece anlatısı doğruysa, bu bir nesil kadar sürmüş olabilir. Yani ejderhanın büyümesini beklemek, onu eğitmek, kontrol etmeye çalışmak için fazlasıyla yeterli zaman vardı. Hatta bir ihtimal, ilk ejderha çeliklerini de bu ejderhayla dövdüler; ya da zaten önceden dövülüyordu, artık bilmiyorum, bu kısımda çok fazla senaryo yazdım.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">Aemon’un kitabına göre kılıç, kullanılmadığında ısı yayan kızıl bir kılıç; kullanıldığında ise yanıyor. Alevli bir kılıcın sahibini yakmadan nasıl kullanıldığını bilmiyorum...</span></span> AA’nin ateşe karşı bağışıklığı mı vardı? Bence o, Targaryenlerin atası olabilir.<br />
<br />
Bu tasvir bana aslında bir ejderhayı hatırlattı:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>...ve katlandı. Ejderha son bir kez tısladı ve karnının üzerine dümdüz uzandı. Mızrağın deldiği yaradan siyah kan akıyordu; kavrulmuş kumların üzerine damladığında duman tütüyordu. O, ete kemiğe bürünmüş ateş, diye düşündü, ben de öyleyim.<br />
Daenerys ejderhanın sırtına atladı, mızrağı kavradı ve çekip çıkardı. Ucu yarı erimişti; demir kor gibi kızarmış, parlıyordu.<br />
Dany, bacaklarının arasında onun sıcaklığını hissedebiliyordu.</blockquote>
<br />
Ejderhalar sürekli ısı yayar çünkü onlar ete kemiğe bürünmüş ateştir. Yaralandığında kanadığını ve kanı yere düştüğünde duman çıktığını gördük. Hatta içine saplanan mızrağın ucu bile erimişti. Bu ejderha, kullanılmadığı sürece sadece ısı yayacaktır ama kullanılmaya başladığında ateşe dönüşecek ve her şeyi küle çevirecektir. Onların doğası budur.<br />
<br />
Kılıcın kızıllığı da muhtemelen ejderhanın rengine bir işaret çünkü ejderhaların renkleri de alevleri de farklı farklı. Sizce bu mümkün olabilir mi? Bizim kılıç olarak okuduğumuz şey aslında ejderha yumurtasını çatlatma çabası olabilir mi?<br />
<br />
Okuduğunuz için teşekkürler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Jon Snow'un Öfkesi ve Gücü]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=89</link>
			<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 13:23:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=89</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.imgur.com/3NW8LcC.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 3NW8LcC.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></div>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon Snow benim en sevdiğim karakter. Genel olarak Jon Snow, kolay kolay öfkelenmeyen, sakin bir karakter izlenimi verir. En azından, öfkesine yenildiğini gördüğümüz anlar oldukça azdır ama o anlarda Jon’da tuhaf bir değişim görürüz.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İlk kitapta, onun kurdun vahşiliğine büründüğü ya da gözlerinin ejderha gibi karardığı iki temel ana tanık oluruz.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Toad yaklaştı.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Şu küçük lordcuk pek geveze çıktı,” dedi. Gözleri domuz gözü gibiydi; küçük ve pırıl pırıldı. “O ağız annenin ağzı mı, piç? Neydi o, bir fahişe mi? Söyle bakalım adını. Belki ben de bir iki kez birlikte olmuşumdur.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ve güldü.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon bir yılanbalığı gibi kıvrıldı, onu tutan çocuğun ayağının üstüne topuğunu sertçe indirdi. Ani bir acı çığlığı duyuldu ve kurtuldu. Toad’a atıldı, onu bir sıranın üzerinden geriye devirdi, sonra iki eliyle boğazına yapışıp göğsünün üstüne indi; başını sıkıştırılmış toprağa vuruyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra kahkahayı duydu; kamçı gibi keskin ve acımasız bir kahkahaydı bu. Ardından Ser Alliser Thorne’un sesi geldi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Sadece piç değil, bir hainin piçi aynı zamanda,” diyordu etrafındaki adamlara.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bir göz açıp kapayıncaya kadar Jon masanın üstüne sıçramıştı, elinde hançeri vardı. Pyp onu yakalamaya yeltendi ama Jon bacağını kurtardı; sonra masanın üzerinde koşmaya başladı ve Ser Alliser’in elindeki tası tekmeyle uçurdu. Yahni her yana sıçradı, gece nöbetçilerine bulaştı. Thorne geri çekildi. İnsanlar bağırıyordu ama Jon Snow onları duymuyordu. Hançerle Ser Alliser’in yüzüne atıldı, o soğuk oniks gözleri hedef alarak savurdu; ama Sam kendini ikisinin arasına attı. Jon onun etrafından dolaşamadan Pyp bir maymun gibi sırtına yapıştı, Grenn kolunu tuttu, Toad da bıçağı parmaklarının arasından çekip aldı.</span></blockquote>
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ayrıca üçüncü kitabın son Jon POV’unda da gözlerinin karardığını görürüz. Savaştan sonra Slynt ve diğerleri tarafından sorguya çekilir, çeşitli suçlamalarla karşılaşır. Üstelik yaralıdır; savaştan henüz çıkmıştır, yorgundur, uykusuzdur. Yani kendini kontrol etmesini zorlaştıracak her koşul mevcuttur. Elbette bütün bunlar Jon’un öfkelenmesine ve kontrolünü kaybetmesine yol açar. Slynt konuşur, onun hücreye atılmasını emreder ve Alliser Jon’a dokunduğunda... Jon bundan pek hoşlanmaz.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Lordum bilge biridir.” Ser Alliser Jon’u kolundan yakaladı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon kendini sertçe kurtardı ve şövalyeyi öyle bir vahşetle boğazından kavradı ki adamı yerden kaldırdı. Eastwatch adamları onu çekip almasaydı, boğacaktı. Thorne sendeleyerek geri çekildi, Jon’un parmaklarının boynunda bıraktığı izleri ovuşturdu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Gördünüz işte kardeşler. Çocuk bir yabani.”</span></blockquote>
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra, kitabın son POV’unda Jon’un o kararmış öfkesine bir kez daha tanık oluruz. Bu, Stannis’in ona Winterfell Lordluğu’nu teklif ettiği geceden sonradır; Jon uykusuzdur ve yeminleriyle Stark olma hayalleri arasında parçalandığı zorlu bir seçim içindedir. O sabah Demir Emmett’le idman yaparken karşısında Sur’un en yetenekli ve güçlü kılıç ustalarından biri vardır. Eğitim sırasında Emmett üstün görünür; ama Jon başına aldığı darbeyle bir anda çocukluğuna geri döner. Kontrolünü kaybeder ve...</span><br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">O sabah ilk sözü o söylemişti.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Ben Winterfell Lorduyum!” diye bağırmıştı, daha önce yüzlerce kez yaptığı gibi. Ama bu kez, bu kez Robb cevap vermişti:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Sen Winterfell Lordu olamazsın, çünkü piç doğdun. Leydim annem senin asla Winterfell Lordu olamayacağını söylüyor.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Unuttuğumu sanıyordum. Jon, aldığı darbenin etkisiyle ağzındaki kanın tadını aldı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonunda Halder ve Horse onu Demir Emmett’ten çekip almak zorunda kaldılar; biri bir kolundan, diğeri ötekinden tuttu. Korucu sersemlemiş halde yerde oturuyordu; kalkanı neredeyse parçalanmıştı, miğferinin siperliği eğrilmişti ve kılıcı altı yarda öteye fırlamıştı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Jon, yeter!” diye bağırıyordu Halder. “Adam düştü, silahını elinden aldın. Yeter!”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hayır. Yeterli değil. Asla yeterli değil. Jon kılıcını aşağı bıraktı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Üzgünüm,” diye mırıldandı. “Emmett, yaralandın mı?”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Demir Emmett hırpalanmış miğferini başından çıkardı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Teslim olmanın ne anlama geldiğini anlayamadığın bir kısım mı vardı, Lord Snow?”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bunu dostça söylemişti. Emmett cana yakın bir adamdı ve kılıçların şarkısını severdi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Tanrı beni korusun,” diye inledi, “şimdi Qhorin Yarımel’in neler hissettiğini anladım.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu Jon için fazlaydı. Arkadaşlarının elinden kurtuldu ve tek başına cephaneliğe çekildi. Emmett’in indirdiği darbe yüzünden kulakları hâlâ çınlıyordu. Bir sıraya oturup başını ellerinin arasına aldı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neden bu kadar öfkeliyim? diye sordu kendine, ama bu aptalca bir soruydu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Winterfell Lordu. Winterfell Lordu olabilirim. Babamın varisi.</span></blockquote>
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu iki örneğe baktığımızda Jon’un neden genelde sakin olduğunu — ya da sakin kalması gerektiğini — anlayabiliriz. Çocuk öfkelendiğinde gözleri kararıyor ve bunun sonucu başkaları için hiç iyi olmuyor; vahşileşiyor, gücü muzzam artıyor (15 yaşındaki bir oğlan, yetişkin bir adamı tek eliyle havaya kaldırabiliyor!) ve zarar verme potansiyeli ortaya çıkıyor. Yani bir miğferin siperliğini eğmek, kalkanı parçalara ayırmak ve bir kılıcı tek darbede altı metre öteye savurmak pek de sıradan şeyler değil, değil mi?</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ama dahası da var. Sanki Jon artık öfkelenmeden de daha güçlü gibi. Hareketleri daha sert mi? Daha acımasız mı? Beşinci kitapta, Melisandre POV’unda, Yabanıllar gece yakaladıkları üç muhafızın başlarını mızraklara geçirip dikiyor ve kaçıyorlar.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bowen, toprağın yarı donmuş olduğunu ve iki buçuk metrelik üç mızrağı bu kadar derine saplamak için yarım gece harcadıklarını söylüyor. Yani çok zaman ve ciddi güç gerektiren bir iş yapmışlar. Doğal olarak mızraklar dikildikten sonraki sabah zemin daha da sertleşmiş, donmuş olmalı. Adamların sakalları falan bile zaten buz tutmuş durumda.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Peki Jon ne yapıyor? Mızraklardan birini kavrıyor ve sertçe çekerek onu yerden rahatça söküyor; sonra diğer ikisinin de indirilmesini emrediyor. Bu emre dört adam uyuyor. İki adam tek bir mızrağı çıkarmaya çalışırken, Jon birini tek başına ve kolayca çıkarıyor.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon Snow, Garth Greyfeather’ın başını taşıyan mızrağı kavradı ve şiddetle çekerek yerden söktü.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Diğer ikisini de indirin,” diye buyurdu; dört kara kardeş koşa koşa emrini yerine getirmeye gitti.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Şimdi o yarayı kurcalamanın zamanı ve yeri değil. Burada değil lordum. Şimdi değil.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Snow, mızraklarla uğraşan adamlara dönerek, “Başları alın ve yakın. Geriye çıplak kemikten başka bir şey kalmasın,” dedi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak o zaman Melisandre’ı fark etmiş gibi göründü.</span></blockquote>
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra yine üçüncü kitapta, Jon’un Yabanıllardan kaçarken yaşadığı bir anı var.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İlk adamı, kurda dönmeye çalıştığı sırada biçti; ikinciyi itip geçti, üçüncüye kılıç savurdu. Kargaşanın içinde birinin adını haykırdığını duydu ama bunun Ygritte mi yoksa Magnar mı olduğunu çıkaramadı. Atı kontrol altına almaya çalışan Thenn onu fark etmedi bile. Longclaw tüy kadar hafifti. Jon kılıcını adamın baldırının arkasına savurdu ve çeliğin kemiğe kadar indiğini hissetti. Yabanıl yere kapaklanınca kısrak şahlandı, ama Jon bir şekilde boşta kalan eliyle yelesini kavrayıp kendini sırtına çekmeyi başardı. Bir el bileğine yapıştı; Jon aşağı doğru kesti ve Bodger’ın yüzünün kan seli içinde kaybolduğunu gördü. At arka ayakları üzerine kalktı, tekmeler savurdu. Toynağından biri bir Thenn’in şakağına geldi; kemik kırılma sesi duyuldu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kasaplık bir domuz gibi kanıyorum, diye düşündü, ama ok çıkmadan buna yapılacak bir şey yoktu. Yüzünü buruşturdu ve tekrar denedi... sonra yeniden durdu, titriyordu. Bir kez daha. Bu kez çığlık attı, ama işini bitirdiğinde okun demir ucu uyluğunun ön tarafından çıkmıştı. Jon daha iyi kavrayabilmek için kanlı pantolonunu geri itti, yüzünü buruşturdu ve şaftı yavaşça bacağının içinden çekip çıkardı. Bunu bayılmadan nasıl başardığını kendisi de hiç anlayamadı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bir süre dinlenip atın otlamasına izin verdi. Hayvan fazla uzaklaşmadı; bu iyiydi. Kötü bacağıyla topallarken onu asla yakalayamazdı. Ayağa kalkıp yeniden sırtına binmeye zorla güç yetirebildi. İlk seferde, üzengi de eyer de yokken ve bir elimde kılıç varken, ona nasıl binebildim? Bu da cevaplayamadığı başka bir soruydu.</span></blockquote>
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bunlar gece oluyor ve hava bardaktan boşanırcasına yağmurlu. Tam olarak ok Jon’a ne zaman saplandı bilmiyoruz ama Jon bunu ancak sakinleşip uzaklaştıktan sonra fark ediyor. İlk seferde hayvana rahatça binebilirken, ikinci seferde zorlanıyor ve ilkinde bunu tek elle nasıl yaptığını şaşırarak düşünüyor hatta oku da tek başına çıkarıyor; bunu nasıl bayılmadan yaptığını anlamıyor çünkü Jon çıkarmak zordur ve bunu tek başına, bayılmadan yapmak gerçekten daha zor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi asıl soru şu: Bu, sürekli duyduğumuz o “ejderha öfkesi” mi? Yoksa “kurt kanı” mı? Ya da ikisi birden mi olabilir? (Bence ikisi birden olabilir; sonuçta hem kurt hem ejderha kanı taşıyor.)</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aslında ejderha öfkesinin kişiye fazladan fiziksel güç verdiğini görmedik; daha çok dürtüsel ve acımasız kararlar getirdiğini gördük. Yıkıcı eylemlere yol açma potansiyeli var. Viserys gibi birinde bu zalimlik olarak ortaya çıktı; Dany’de de buna benzer bir şey görüyoruz. Diğer Targaryenler hakkında bir şey söyleyemem. Yani “ejderha öfkesi uyandı” denilen mesele, onların kolay öfkelenmelerini ve öfkelendiklerinde sert tepki vermelerini anlatıyor gibi. Fazladan bir güç geldiğini görmüyoruz.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Stark tarafına, yani “kurt kanı”na baktığımızda da tam olarak böyle bir örnek göremiyoruz. Ned ve çocukları genel olarak oldukça sakin; öfkelendiklerinde de bu tarz bir şeye dönüşmüyorlar. Ned’e göre Arya’da, Lyanna’da ve Brandon’da kurt kanı vardı; bu üçü de kolay alevlenen tiplerdi diyebiliriz. Reed, Brandon’a “Vahşi Kurt” lakabını takmıştı. Buradan Brandon’ın daha taşkın, daha vahşi bir mizacı olduğunu çıkarabiliriz ama yine de öfkelendiğinde Jon’daki gibi bir tepki mi veriyordu? Bence orada da doğrudan fazladan bir güç söz konusu değil. Arya öfkelendiğinde gözleri kararıyor ve kontrolünü kaybederse saldırıyor. Bu bakımdan Jon’a benziyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani bu, vahşi bir karakter ile yıkıcı güç karışımı gibi bir şey mi? Ama sanki ikisinden de fazlası var. Tamam, Stark tarafıyla vahşileşiyor ve Targaryen tarafıyla gözleri kararıyor diyelim; peki o güç nereden geliyor? Siz </span><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size">ne düşünüyorsun?</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.imgur.com/3NW8LcC.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 3NW8LcC.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></div>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon Snow benim en sevdiğim karakter. Genel olarak Jon Snow, kolay kolay öfkelenmeyen, sakin bir karakter izlenimi verir. En azından, öfkesine yenildiğini gördüğümüz anlar oldukça azdır ama o anlarda Jon’da tuhaf bir değişim görürüz.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İlk kitapta, onun kurdun vahşiliğine büründüğü ya da gözlerinin ejderha gibi karardığı iki temel ana tanık oluruz.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Toad yaklaştı.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Şu küçük lordcuk pek geveze çıktı,” dedi. Gözleri domuz gözü gibiydi; küçük ve pırıl pırıldı. “O ağız annenin ağzı mı, piç? Neydi o, bir fahişe mi? Söyle bakalım adını. Belki ben de bir iki kez birlikte olmuşumdur.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ve güldü.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon bir yılanbalığı gibi kıvrıldı, onu tutan çocuğun ayağının üstüne topuğunu sertçe indirdi. Ani bir acı çığlığı duyuldu ve kurtuldu. Toad’a atıldı, onu bir sıranın üzerinden geriye devirdi, sonra iki eliyle boğazına yapışıp göğsünün üstüne indi; başını sıkıştırılmış toprağa vuruyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra kahkahayı duydu; kamçı gibi keskin ve acımasız bir kahkahaydı bu. Ardından Ser Alliser Thorne’un sesi geldi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Sadece piç değil, bir hainin piçi aynı zamanda,” diyordu etrafındaki adamlara.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bir göz açıp kapayıncaya kadar Jon masanın üstüne sıçramıştı, elinde hançeri vardı. Pyp onu yakalamaya yeltendi ama Jon bacağını kurtardı; sonra masanın üzerinde koşmaya başladı ve Ser Alliser’in elindeki tası tekmeyle uçurdu. Yahni her yana sıçradı, gece nöbetçilerine bulaştı. Thorne geri çekildi. İnsanlar bağırıyordu ama Jon Snow onları duymuyordu. Hançerle Ser Alliser’in yüzüne atıldı, o soğuk oniks gözleri hedef alarak savurdu; ama Sam kendini ikisinin arasına attı. Jon onun etrafından dolaşamadan Pyp bir maymun gibi sırtına yapıştı, Grenn kolunu tuttu, Toad da bıçağı parmaklarının arasından çekip aldı.</span></blockquote>
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ayrıca üçüncü kitabın son Jon POV’unda da gözlerinin karardığını görürüz. Savaştan sonra Slynt ve diğerleri tarafından sorguya çekilir, çeşitli suçlamalarla karşılaşır. Üstelik yaralıdır; savaştan henüz çıkmıştır, yorgundur, uykusuzdur. Yani kendini kontrol etmesini zorlaştıracak her koşul mevcuttur. Elbette bütün bunlar Jon’un öfkelenmesine ve kontrolünü kaybetmesine yol açar. Slynt konuşur, onun hücreye atılmasını emreder ve Alliser Jon’a dokunduğunda... Jon bundan pek hoşlanmaz.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Lordum bilge biridir.” Ser Alliser Jon’u kolundan yakaladı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon kendini sertçe kurtardı ve şövalyeyi öyle bir vahşetle boğazından kavradı ki adamı yerden kaldırdı. Eastwatch adamları onu çekip almasaydı, boğacaktı. Thorne sendeleyerek geri çekildi, Jon’un parmaklarının boynunda bıraktığı izleri ovuşturdu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Gördünüz işte kardeşler. Çocuk bir yabani.”</span></blockquote>
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra, kitabın son POV’unda Jon’un o kararmış öfkesine bir kez daha tanık oluruz. Bu, Stannis’in ona Winterfell Lordluğu’nu teklif ettiği geceden sonradır; Jon uykusuzdur ve yeminleriyle Stark olma hayalleri arasında parçalandığı zorlu bir seçim içindedir. O sabah Demir Emmett’le idman yaparken karşısında Sur’un en yetenekli ve güçlü kılıç ustalarından biri vardır. Eğitim sırasında Emmett üstün görünür; ama Jon başına aldığı darbeyle bir anda çocukluğuna geri döner. Kontrolünü kaybeder ve...</span><br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">O sabah ilk sözü o söylemişti.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Ben Winterfell Lorduyum!” diye bağırmıştı, daha önce yüzlerce kez yaptığı gibi. Ama bu kez, bu kez Robb cevap vermişti:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Sen Winterfell Lordu olamazsın, çünkü piç doğdun. Leydim annem senin asla Winterfell Lordu olamayacağını söylüyor.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Unuttuğumu sanıyordum. Jon, aldığı darbenin etkisiyle ağzındaki kanın tadını aldı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonunda Halder ve Horse onu Demir Emmett’ten çekip almak zorunda kaldılar; biri bir kolundan, diğeri ötekinden tuttu. Korucu sersemlemiş halde yerde oturuyordu; kalkanı neredeyse parçalanmıştı, miğferinin siperliği eğrilmişti ve kılıcı altı yarda öteye fırlamıştı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Jon, yeter!” diye bağırıyordu Halder. “Adam düştü, silahını elinden aldın. Yeter!”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hayır. Yeterli değil. Asla yeterli değil. Jon kılıcını aşağı bıraktı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Üzgünüm,” diye mırıldandı. “Emmett, yaralandın mı?”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Demir Emmett hırpalanmış miğferini başından çıkardı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Teslim olmanın ne anlama geldiğini anlayamadığın bir kısım mı vardı, Lord Snow?”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bunu dostça söylemişti. Emmett cana yakın bir adamdı ve kılıçların şarkısını severdi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Tanrı beni korusun,” diye inledi, “şimdi Qhorin Yarımel’in neler hissettiğini anladım.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu Jon için fazlaydı. Arkadaşlarının elinden kurtuldu ve tek başına cephaneliğe çekildi. Emmett’in indirdiği darbe yüzünden kulakları hâlâ çınlıyordu. Bir sıraya oturup başını ellerinin arasına aldı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neden bu kadar öfkeliyim? diye sordu kendine, ama bu aptalca bir soruydu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Winterfell Lordu. Winterfell Lordu olabilirim. Babamın varisi.</span></blockquote>
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu iki örneğe baktığımızda Jon’un neden genelde sakin olduğunu — ya da sakin kalması gerektiğini — anlayabiliriz. Çocuk öfkelendiğinde gözleri kararıyor ve bunun sonucu başkaları için hiç iyi olmuyor; vahşileşiyor, gücü muzzam artıyor (15 yaşındaki bir oğlan, yetişkin bir adamı tek eliyle havaya kaldırabiliyor!) ve zarar verme potansiyeli ortaya çıkıyor. Yani bir miğferin siperliğini eğmek, kalkanı parçalara ayırmak ve bir kılıcı tek darbede altı metre öteye savurmak pek de sıradan şeyler değil, değil mi?</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ama dahası da var. Sanki Jon artık öfkelenmeden de daha güçlü gibi. Hareketleri daha sert mi? Daha acımasız mı? Beşinci kitapta, Melisandre POV’unda, Yabanıllar gece yakaladıkları üç muhafızın başlarını mızraklara geçirip dikiyor ve kaçıyorlar.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bowen, toprağın yarı donmuş olduğunu ve iki buçuk metrelik üç mızrağı bu kadar derine saplamak için yarım gece harcadıklarını söylüyor. Yani çok zaman ve ciddi güç gerektiren bir iş yapmışlar. Doğal olarak mızraklar dikildikten sonraki sabah zemin daha da sertleşmiş, donmuş olmalı. Adamların sakalları falan bile zaten buz tutmuş durumda.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Peki Jon ne yapıyor? Mızraklardan birini kavrıyor ve sertçe çekerek onu yerden rahatça söküyor; sonra diğer ikisinin de indirilmesini emrediyor. Bu emre dört adam uyuyor. İki adam tek bir mızrağı çıkarmaya çalışırken, Jon birini tek başına ve kolayca çıkarıyor.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jon Snow, Garth Greyfeather’ın başını taşıyan mızrağı kavradı ve şiddetle çekerek yerden söktü.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Diğer ikisini de indirin,” diye buyurdu; dört kara kardeş koşa koşa emrini yerine getirmeye gitti.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Şimdi o yarayı kurcalamanın zamanı ve yeri değil. Burada değil lordum. Şimdi değil.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Snow, mızraklarla uğraşan adamlara dönerek, “Başları alın ve yakın. Geriye çıplak kemikten başka bir şey kalmasın,” dedi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak o zaman Melisandre’ı fark etmiş gibi göründü.</span></blockquote>
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra yine üçüncü kitapta, Jon’un Yabanıllardan kaçarken yaşadığı bir anı var.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İlk adamı, kurda dönmeye çalıştığı sırada biçti; ikinciyi itip geçti, üçüncüye kılıç savurdu. Kargaşanın içinde birinin adını haykırdığını duydu ama bunun Ygritte mi yoksa Magnar mı olduğunu çıkaramadı. Atı kontrol altına almaya çalışan Thenn onu fark etmedi bile. Longclaw tüy kadar hafifti. Jon kılıcını adamın baldırının arkasına savurdu ve çeliğin kemiğe kadar indiğini hissetti. Yabanıl yere kapaklanınca kısrak şahlandı, ama Jon bir şekilde boşta kalan eliyle yelesini kavrayıp kendini sırtına çekmeyi başardı. Bir el bileğine yapıştı; Jon aşağı doğru kesti ve Bodger’ın yüzünün kan seli içinde kaybolduğunu gördü. At arka ayakları üzerine kalktı, tekmeler savurdu. Toynağından biri bir Thenn’in şakağına geldi; kemik kırılma sesi duyuldu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kasaplık bir domuz gibi kanıyorum, diye düşündü, ama ok çıkmadan buna yapılacak bir şey yoktu. Yüzünü buruşturdu ve tekrar denedi... sonra yeniden durdu, titriyordu. Bir kez daha. Bu kez çığlık attı, ama işini bitirdiğinde okun demir ucu uyluğunun ön tarafından çıkmıştı. Jon daha iyi kavrayabilmek için kanlı pantolonunu geri itti, yüzünü buruşturdu ve şaftı yavaşça bacağının içinden çekip çıkardı. Bunu bayılmadan nasıl başardığını kendisi de hiç anlayamadı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">...</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bir süre dinlenip atın otlamasına izin verdi. Hayvan fazla uzaklaşmadı; bu iyiydi. Kötü bacağıyla topallarken onu asla yakalayamazdı. Ayağa kalkıp yeniden sırtına binmeye zorla güç yetirebildi. İlk seferde, üzengi de eyer de yokken ve bir elimde kılıç varken, ona nasıl binebildim? Bu da cevaplayamadığı başka bir soruydu.</span></blockquote>
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bunlar gece oluyor ve hava bardaktan boşanırcasına yağmurlu. Tam olarak ok Jon’a ne zaman saplandı bilmiyoruz ama Jon bunu ancak sakinleşip uzaklaştıktan sonra fark ediyor. İlk seferde hayvana rahatça binebilirken, ikinci seferde zorlanıyor ve ilkinde bunu tek elle nasıl yaptığını şaşırarak düşünüyor hatta oku da tek başına çıkarıyor; bunu nasıl bayılmadan yaptığını anlamıyor çünkü Jon çıkarmak zordur ve bunu tek başına, bayılmadan yapmak gerçekten daha zor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi asıl soru şu: Bu, sürekli duyduğumuz o “ejderha öfkesi” mi? Yoksa “kurt kanı” mı? Ya da ikisi birden mi olabilir? (Bence ikisi birden olabilir; sonuçta hem kurt hem ejderha kanı taşıyor.)</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aslında ejderha öfkesinin kişiye fazladan fiziksel güç verdiğini görmedik; daha çok dürtüsel ve acımasız kararlar getirdiğini gördük. Yıkıcı eylemlere yol açma potansiyeli var. Viserys gibi birinde bu zalimlik olarak ortaya çıktı; Dany’de de buna benzer bir şey görüyoruz. Diğer Targaryenler hakkında bir şey söyleyemem. Yani “ejderha öfkesi uyandı” denilen mesele, onların kolay öfkelenmelerini ve öfkelendiklerinde sert tepki vermelerini anlatıyor gibi. Fazladan bir güç geldiğini görmüyoruz.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Stark tarafına, yani “kurt kanı”na baktığımızda da tam olarak böyle bir örnek göremiyoruz. Ned ve çocukları genel olarak oldukça sakin; öfkelendiklerinde de bu tarz bir şeye dönüşmüyorlar. Ned’e göre Arya’da, Lyanna’da ve Brandon’da kurt kanı vardı; bu üçü de kolay alevlenen tiplerdi diyebiliriz. Reed, Brandon’a “Vahşi Kurt” lakabını takmıştı. Buradan Brandon’ın daha taşkın, daha vahşi bir mizacı olduğunu çıkarabiliriz ama yine de öfkelendiğinde Jon’daki gibi bir tepki mi veriyordu? Bence orada da doğrudan fazladan bir güç söz konusu değil. Arya öfkelendiğinde gözleri kararıyor ve kontrolünü kaybederse saldırıyor. Bu bakımdan Jon’a benziyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani bu, vahşi bir karakter ile yıkıcı güç karışımı gibi bir şey mi? Ama sanki ikisinden de fazlası var. Tamam, Stark tarafıyla vahşileşiyor ve Targaryen tarafıyla gözleri kararıyor diyelim; peki o güç nereden geliyor? Siz </span><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size">ne düşünüyorsun?</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ashara Dayne, Harrenhal'da hangi Stark ile birlikte oldu?]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=85</link>
			<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 19:52:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=56">Taha231</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=85</guid>
			<description><![CDATA[Kitap boyunca sadece Ned Stark'ın adı geçer lakin çoğu okuyucuya göre o Brandondur. Bunun en büyük sebebi Ned Stark'ın Ashara Dayne hakkında hiçbir zaman hicbir şey düşünmemesi ayrıca okuyucular Ned'in böyle birşey yapacağına da inanmıyor. Bu arada GRRM geçmiş ilişkisinde aldatılmış bir adam dolayısıyla kitaplarında aldatma konusunu sıkca işler bu onlardan biri olabilir.<br />
<br />
Lakin ben şahsen öyle düşünmüyorum Ned/Ashara teorisinin kesinlikle doğru olduğu fikrindeyim bunun en büyük sebebi yine GRRM'nin kendisi, bu adam sonuçta bir yazar ekmeğini olayları kurgulayarak kazanır ve Ned/Ashara hikayesi muhteşem bir drama değerine sahip. Sadece bu konuyla alakali bir filmin çekilebileceğini ve o filmin oscar alabileceğini söylersem gerçekten abartı olmaz. Ayrıca bu ilişki kitap boyunca bahsi geçen aşk-görev iklimiyle de çok uyumludur Ned'in görevi secmesi ve savaşı kazanması, Robb'un aşkı seçmesi ve herşeyini kaybetmesi gibi. GRRM tüm bu potansiyeli bir aldatma hikayesi yazarak bozacak kadar aptal olamaz kaldı ki böyle bir olay gerçekse Brandon Stark'ın trajik hikayesini de büyük oranda mahveder kardeşine bu şekilde ihabet eden iğrenç bir adamın ölümünü pekçok kişi umursamayacak idam sahnesi istenilen duygusal etkiyi yaratmayacaktır.<br />
<br />
Ned'in Asharayı hiç düşünmemesi muhtemelen yazarın kasıtlı bir tercihi. GRRM ilk kitabı yazarken okuyuculara N+A=J fikrini aşılamaya çalıştığını düşünüyorum böylece gerçek ebeveyn ortaya çıkınca herkes şok olacak. Loreyi bilmeden kitabı okuyanların çoğu Jon'un N+A olduğunu düşünmeye meyilli olur bu yazarın kasıtlı bir tercihi.<br />
<br />
Peki Ned Stark böyle birşey yapar mı? Kesinlikle yapar. Kitapta okuduğumuz Ned 10 yildan fazladır kuzeyi yöneten, savaşlar görmüş, evli ve çocuklu kısacası olgunluk sürecini zaten tamamlamış bir adamdı. Harrenhal'da ki ned Stark ise 16-17 yaşlarında hala hayati tecrübe eden bir gençti. Westerosun en güzel kadınlarından biri olan Ashara Dayne kendisine dorne üsulu ile yaklaşırsa Ned'in red etmesi pek mümkün değil. Bence Stannis bile o kadar mermer heykel olamazdı.<br />
<br />
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ashara Dayne, Harrenhal'da hangi Starkla birlikte oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kitap boyunca sadece Ned Stark'ın adı geçer lakin çoğu okuyucuya göre o Brandondur. Bunun en büyük sebebi Ned Stark'ın Ashara Dayne hakkında hiçbir zaman hicbir şey düşünmemesi ayrıca okuyucular Ned'in böyle birşey yapacağına da inanmıyor. Bu arada GRRM geçmiş ilişkisinde aldatılmış bir adam dolayısıyla kitaplarında aldatma konusunu sıkca işler bu onlardan biri olabilir.<br />
<br />
Lakin ben şahsen öyle düşünmüyorum Ned/Ashara teorisinin kesinlikle doğru olduğu fikrindeyim bunun en büyük sebebi yine GRRM'nin kendisi, bu adam sonuçta bir yazar ekmeğini olayları kurgulayarak kazanır ve Ned/Ashara hikayesi muhteşem bir drama değerine sahip. Sadece bu konuyla alakali bir filmin çekilebileceğini ve o filmin oscar alabileceğini söylersem gerçekten abartı olmaz. Ayrıca bu ilişki kitap boyunca bahsi geçen aşk-görev iklimiyle de çok uyumludur Ned'in görevi secmesi ve savaşı kazanması, Robb'un aşkı seçmesi ve herşeyini kaybetmesi gibi. GRRM tüm bu potansiyeli bir aldatma hikayesi yazarak bozacak kadar aptal olamaz kaldı ki böyle bir olay gerçekse Brandon Stark'ın trajik hikayesini de büyük oranda mahveder kardeşine bu şekilde ihabet eden iğrenç bir adamın ölümünü pekçok kişi umursamayacak idam sahnesi istenilen duygusal etkiyi yaratmayacaktır.<br />
<br />
Ned'in Asharayı hiç düşünmemesi muhtemelen yazarın kasıtlı bir tercihi. GRRM ilk kitabı yazarken okuyuculara N+A=J fikrini aşılamaya çalıştığını düşünüyorum böylece gerçek ebeveyn ortaya çıkınca herkes şok olacak. Loreyi bilmeden kitabı okuyanların çoğu Jon'un N+A olduğunu düşünmeye meyilli olur bu yazarın kasıtlı bir tercihi.<br />
<br />
Peki Ned Stark böyle birşey yapar mı? Kesinlikle yapar. Kitapta okuduğumuz Ned 10 yildan fazladır kuzeyi yöneten, savaşlar görmüş, evli ve çocuklu kısacası olgunluk sürecini zaten tamamlamış bir adamdı. Harrenhal'da ki ned Stark ise 16-17 yaşlarında hala hayati tecrübe eden bir gençti. Westerosun en güzel kadınlarından biri olan Ashara Dayne kendisine dorne üsulu ile yaklaşırsa Ned'in red etmesi pek mümkün değil. Bence Stannis bile o kadar mermer heykel olamazdı.<br />
<br />
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ashara Dayne, Harrenhal'da hangi Starkla birlikte oldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Depremler  ve coğrafya]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=72</link>
			<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 19:33:13 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=23">ReWoFlash</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=72</guid>
			<description><![CDATA[Buz ve Ateşin Dünyası gerçekten de gizemlerle dolu bir evren. Westeros’un batısında ne olduğu, kıtanın gezegen üzerindeki tam konumu gibi pek çok soru hâlâ cevapsız. Ancak benim en çok dikkatimi çeken coğrafi detay, bu dünyada neredeyse hiç depremden söz edilmemesi. Sadece Westeros’ta değil; Essos ve Sothoryos gibi diğer büyük kara parçalarında da deprem yaşandığına dair ne bir anlatım ne de bir ima var.<br />
Oysa gerçek dünyada depremler, tektonik plakaların hareketi sonucu oluşur ve özellikle Vadi gibi son derece dağlık bir bölgede bu tür sarsıntıların hiç yaşanmaması oldukça ilginç. Bu durum insanın aklına iki ihtimali getiriyor: Acaba GRRM bu detaya özellikle girmemeyi mi tercih etti, yoksa bu da Buz ve Ateşin Dünyası’nın henüz açıklanmamış gizemlerinden biri mi? siz ne düşünüyorsunuz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Buz ve Ateşin Dünyası gerçekten de gizemlerle dolu bir evren. Westeros’un batısında ne olduğu, kıtanın gezegen üzerindeki tam konumu gibi pek çok soru hâlâ cevapsız. Ancak benim en çok dikkatimi çeken coğrafi detay, bu dünyada neredeyse hiç depremden söz edilmemesi. Sadece Westeros’ta değil; Essos ve Sothoryos gibi diğer büyük kara parçalarında da deprem yaşandığına dair ne bir anlatım ne de bir ima var.<br />
Oysa gerçek dünyada depremler, tektonik plakaların hareketi sonucu oluşur ve özellikle Vadi gibi son derece dağlık bir bölgede bu tür sarsıntıların hiç yaşanmaması oldukça ilginç. Bu durum insanın aklına iki ihtimali getiriyor: Acaba GRRM bu detaya özellikle girmemeyi mi tercih etti, yoksa bu da Buz ve Ateşin Dünyası’nın henüz açıklanmamış gizemlerinden biri mi? siz ne düşünüyorsunuz?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rhaegar tıpkı Mance gibi Ozan Bael'e mi özendi]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=65</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 13:38:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=9">Poyraz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=65</guid>
			<description><![CDATA[ACOK Jon VI'da Ygritte'in anlattığı Ozan Bael hikayesini hepimiz biliyoruz. Bu hikayenin R+L=J teorisini işaret ettiği de fandomda herkes tarafından bilinir. Ancak Rhaegar'ın da bu hikayeden esinlenmiş olabileceğine dair küçük bir detay var. Jon, hikayenin detaylı halini ilk kez Ygritte'den duysa da, bir sonraki bölümde Ozan Bael ismini Yaşlı Dadı'dan da duyduğunu söyler. Elbette detayları Ygritte'den duymuştur, ancak Jon bir erkek ve bu tarz hikayeleri genelde kızlar daha iyi dinler ve hatırlar. Ozan Bael ismi Winterfell'e kadar ulaştığına göre, Lyanna'nın da bu hikayeyi duymuş olması oldukça muhtemel. Eğer Gülen Ağaç Şövalyesi Lyanna ise, Rhaegar onu bulduğunda Lyanna bu hikayeyi ona anlatmış olabilir. Mavi Kış Güllerinden bir taçla onu aşk ve güzellik kraliçesi ilan etmesi, en sevdiği çiçekten bahsettiğini gösteriyor, hikayesini de anlatmış olması olayı daha romantik bir noktaya taşıyor. Rhaegar ve Mance oldukça paralel karakterler. Mance bir şarkıcı olarak Bael'e özenip, Bael'in anagramı olan Abel ismini kullanıyor. Rhaegar da eğer bu hikayeyi duyduysa Bael'e özenmiş olabilir. Ozan Bael hikayesi Rhaegar'ı anlatıyor ama Rhaegar da planını gerçekleştirirken onu uyarlamış olabilir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ACOK Jon VI'da Ygritte'in anlattığı Ozan Bael hikayesini hepimiz biliyoruz. Bu hikayenin R+L=J teorisini işaret ettiği de fandomda herkes tarafından bilinir. Ancak Rhaegar'ın da bu hikayeden esinlenmiş olabileceğine dair küçük bir detay var. Jon, hikayenin detaylı halini ilk kez Ygritte'den duysa da, bir sonraki bölümde Ozan Bael ismini Yaşlı Dadı'dan da duyduğunu söyler. Elbette detayları Ygritte'den duymuştur, ancak Jon bir erkek ve bu tarz hikayeleri genelde kızlar daha iyi dinler ve hatırlar. Ozan Bael ismi Winterfell'e kadar ulaştığına göre, Lyanna'nın da bu hikayeyi duymuş olması oldukça muhtemel. Eğer Gülen Ağaç Şövalyesi Lyanna ise, Rhaegar onu bulduğunda Lyanna bu hikayeyi ona anlatmış olabilir. Mavi Kış Güllerinden bir taçla onu aşk ve güzellik kraliçesi ilan etmesi, en sevdiği çiçekten bahsettiğini gösteriyor, hikayesini de anlatmış olması olayı daha romantik bir noktaya taşıyor. Rhaegar ve Mance oldukça paralel karakterler. Mance bir şarkıcı olarak Bael'e özenip, Bael'in anagramı olan Abel ismini kullanıyor. Rhaegar da eğer bu hikayeyi duyduysa Bael'e özenmiş olabilir. Ozan Bael hikayesi Rhaegar'ı anlatıyor ama Rhaegar da planını gerçekleştirirken onu uyarlamış olabilir...]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>