<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Yedi Krallık Türkiye Forumları - Hisar Konseyi]]></title>
		<link>https://sevenkingdoms.tr/</link>
		<description><![CDATA[Yedi Krallık Türkiye Forumları - https://sevenkingdoms.tr]]></description>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 20:34:47 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Starklar ve Dayneler - Neşe Kulesi'nde Dans]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=87</link>
			<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 08:58:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=131">Valvein12</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=87</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://cdna.artstation.com/p/assets/images/images/001/647/222/large/florian-biege-towerofjoy.jpg?1450108869" loading="lazy"  alt="[Resim: florian-biege-towerofjoy.jpg?1450108869]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
Seri boyunca Westeros üzerinde pek çok hanenin birbirleriyle paralelliklere sahip olduğunu, bu paralelliklerin zaman zaman aralarındaki düşmanlığı ya da dostluğu sembolize edebildiğine tanık olduk. Örneğin Lannisterlar ve Reyneler, altın aslan ve kızıl aslan.<br />
<br />
Westeros haritasını gözünüzün önüne getirin. Bir uçta her daim kışın nefesini ensesinde hisseden, kadim İlk İnsanlar'ın kalesi Kışyarı... Diğer uçta ise Dorne'un yakıcı güneşine rağmen Torrentine nehrinin sularında yükselen Kayanyıldız. Buz ve Ateşin Şarkısı evreninde coğrafi olarak birbirine bu kadar uzak ama tematik ve mitolojik olarak birbirine bu kadar sıkı sıkıya bağlı iki hane daha yoktur.<br />
<br />
Bu zıtlıkların gizemli çekimi öylesine büyüktür ki tüm o gösterişli hikâyelerin arkasında gözden çoğunlukla kaçan, basit bir soru yatar: Nasıl oluyor da hanedanının en büyük kahramanı ve yaşayan efsanesi olan Arthur Dayne'i kanlı bir dövüşte öldüren, kız kardeşi Ashara'nın ise kederden intiharına sebep olduğu konuşulan bir adamın (Ned Stark) adı, Dayne hanesinin varisine (Edric "Ned" Dayne) verilebiliyor?<br />
<br />
Arya Stark, Sancaksız Kardeşlik ile seyahat ederken Beric Dondarrion'un genç yaverinin kendisine "Ned" dendiğini duyduğunda, babasının lakabını bu güneyli çocukta duymaktan büyük bir şaşkınlık duymuştu. Bizi bu sorunun peşinden sürükleyen şey sadece Neşe Kulesi'ndeki kanlı çarpışma değil. Kader, Kışyarı'nın <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Buz'u</span> ile Kayanyıldız'ın <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şafak'ını</span> binlerce yıl öncesinden birbirine örmüş olabilir mi? Gelin, kılıçların, kanın ve yıldızların izini sürerek bu iki kadim hanenin gizemli paralelliklerine inelim.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://awoiaf.westeros.org/images/e/e7/Fallen_and_reborn_by_jenzee.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Fallen_and_reborn_by_jenzee.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
Dayne Hanesi her ne kadar Dorne topraklarında yaşasa da, kültürel ve genetik olarak Nymeria ile gelen Rhoynar soylularından ya da daha öncesinde bölgede zaman zaman hüküm sürmüş olan andallardan çok farklıdır. Dayneler'in soyları tıpkı Starklar gibi binlerce yıl öncesine, İlk İnsanlar'a dayanır. Hatta çeşitli rivayetlere göre Dayneler, İlk İnsanlar henüz boğazı aşıp kıtaya ayak basmadan önce bile Westeros'ta bulunuyorlardı. Torrentine Kralları olarak hüküm sürdükleri çağlardan beri, kuzeydeki Starklar ile aralarında coğrafyayı aşan, kadim bir ilişki vardır.<br />
<br />
Ancak Dayneleri Westeros'taki diğer İlk İnsanlar'dan (ve Starklar'dan) ayıran çok tuhaf bir genetik özellikleri vardır: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Soluk gümüş-sarı saçlar ve tıpkı Valyrialılar gibi eflatun göz</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ler...</span> Bazı okuyucular, Valyria çeliğine denk kılıçları ve bu fiziksel özellikleri yüzünden onların Valyria soyundan geldiğini düşünür. Oysa GRRM bizzat Dayne hanesinin kökenlerinin Valyria'nın yükselişinden çok daha eskiye, Şafak Çağı'na dayandığını belirterek bu teoriyi çürütmüştür.<br />
<br />
Peki Valyrialı değillerse bahsedilen mor gözler ve gümüş saçlar nereden geliyor? İşte burada hoş bir kuram devreye giriyor: Büyük Şafak İmparatorluğu. Kurama göre Dayne Hanesi'nin kurucusu, gökten düşen bir yıldızı takip etmiş ve büyülü özelliklere sahip meteorik bir taş bularak efsanevi kılıç Şafak'ı dövmüştür.<br />
<br />
Serinin hayranlarının bir kısmına göre bu kurucular, Essos'un uzak doğusunda hüküm süren efsanevi Şafak İmparatorluğu'ndan ayrılan birnevi mültecilerdir. Uzun Gece'yi başlatan Kan Taşı İmparatoru'nun zulmünden kaçıp batıya yelken açan ve yanlarında düşen bir yıldızın çekirdeğini getiren kadim asilzadeler olabilirler.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Peki bunun Starklarla ne ilgisi var?</span> İki ailenin isim geleneklerine ve mitolojik bağlantılarına baktığımızda ufak ve tatlı bir paralellik görüyoruz. Uzak Doğunun mitlerinde Uzun Gece'yi bitiren ve Işıkgetiren (Lightbringer) kılıcını savuran efsanevi kahramanın (Azor Ahai) farklı kültürlerdeki isimlerinden biri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Eldric Gölgeavcısı"</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">dır (Eldric Shadowchaser).</span> Hem Dayne hem de Stark hanesinin soyağaçları bu ismin varyasyonlarıyla doludur. Martin'in isimlerle oynamayı, onları bükerek okuyuculara ipuçları vermeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz. (Euron Greyjoy - Urrathon Nightwalker gibi)<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Daynelerde:</span> "Edric" Dayne (Ned) ve eski Kılıç Ustası "Olrich" Dayne.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Starklarda:</span> Kışyarı'nın efsanevi dış duvarlarını ören Kral "Edric" Kar-sakalı (Edric Snowbeard) ve "Elric" Stark gibi isimler bulunur.<br />
</li>
</ul>
<br />
Kuzeyin efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğunun efsanelerindeki Azor Ahai / Eldric Gölgeavcısı'nın potansiyel olarak aynı kişi olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bilmediğimiz ikinci veya üçüncü bir Uzun Gece yaşanmadıysa. Belki daha heyecan verici bir ihtimalle: Uzun Gece'yi bitiren kahraman, elinde gökten düşen bir yıldızdan dövülmüş beyaz bir kılıcı tutan hem bir Dayne hem de bir Stark mıydı?<br />
<br />
George R.R. Martin'in yazarlığında en sevdiği tema, William Faulkner'dan alıntıladığı <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan yüreği"</span>dir. Seri boyunca karakterlerin iki hane, iki kimlik veya iki görev arasında sıkışıp kaldığını görürüz: Stark mı yoksa Greyjoy mu olduğuna karar veremeyen Theon, hâlâ Stark hisseden ama artık Gece Nöbeti'nin bir adamı olan ve hatta bunun da ötesinde taht varisi bir Targaryen olan Jon, gençliğinde Kışyarı'ndan bir Stark olmak yerine Kayanyıldız'dan bir Dayne olduğunu hayal eden Ned...<br />
<br />
Bahsettiğimiz ikiye bölünmüşlük teması sadece karakterlerle mi sınırlı? Ya Starkların kadim kılıcı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buz </span>da bu bölünmüşlüğün bir parçasıysa? Hem de metaforik olarak Buz'un ikiye bölündüğünü de gördük, fiziksel olarak bölündü ama yine de metaforik olarak diyorum, nedenini kuramın ileriki kısımlarında zaten anlayacaksınız.<br />
<br />
Serinin en büyük yanılgılarından biri, Ned Stark'ın serinin başında kullandığı devasa Valyria çeliği kılıcın Starklar'ın binlerce yıllık kılıcı olduğunun sanılmasıdır. Oysa Catelyn Stark'ın ilk kitapta belirttiği gibi, bu Valyria çeliği kılıç haneye geleli <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sadece 400 yıl</span> olmuştur. Ancak "Buz" ismi, Kahramanlar Çağı'na kadar uzanan bir mirastır. Yani Kış Kralları'nın binlerce yıl önce kullandığı gerçek "Buz" vardı ve bu kılıç hikâyede bize hiç belirtilmeyen bir şekilde ortadan yok oldu.<br />
<br />
Kuzey efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğu efsanelerindeki "Azor Ahai"nin aslında aynı kişi (veya aynı kişinin farklı yansımaları) olduğunu söylemiştik. Ötekiler ilk kez güneye indiğinde, Son Kahraman'ın kendi kılıcının soğuktan paramparça olduğunu okuruz. Peki Son Kahraman, Ötekileri neyle yendi? Samwell Tarly'nin eski parşömenlerde bulduğu bilgiye göre Ötekiler, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ejderha Çeliği'ne </span>dayanamıyordu. Ancak bahsedilen dönemde ejderhalar yaşıyor olmasına karşın onlara hükmeden Valyrialılar henüz ortada yoktu bile.<br />
<br />
Burada minik bir parantez açmak istiyorum. Ejderha efsanelerinin bizim dünyamızda, özellikle de "dünyamızın doğu kısmında" nasıl oluştuğuyla ilgili bir takım bilgiler vermem gerek. Çin'in doğu yakalarında sık sık gökten düşüyormuş gibi atmosfere girip alev alan ufak meteorların gece vakti gökte yarattığı, parıldayarak süzülen ve geceyi bir bıçak kesiği gibi parçalayan alevler, doğu mitlerindeki ejderhaların asıl kökenidir. Muhtemelen bu sebeple batının aksine doğuda ejderhalar kanatlı, dört veya iki bacaklı değil tam aksine, bir meteoru andıracak şekilde tek bir kuyruk ve bir baştan oluşan alev-yılanıdır. <br />
<br />
Peki bahsedilen asıl "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">EJDERHA ÇELİĞİ</span></span>" ejderhaların üfleyerek erittiği bir metal değil de kelimenin tam anlamıyla gökten düşen "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ejderha çeliği</span>" olarak da anılabilecek bir meteorun özünden dövülen bir çelikse?<br />
<br />
Dayne hanesinin kılıcı Şafak, Valyria çeliği kadar keskin ve hafiftir ama kapkara Valyria kılıçlarının aksine <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"süt camı kadar soluk ve ışıkla canlıdır."</span> Tıpkı bir buz sarkıtı veya Ötekilerin kullandığı soluk, parlayan kılıçları andırıyor betimlemesi. Acaba Son Kahraman'ın parçalanan kılıcı yerine dövülen, Uzun Gece'yi bitirip "Şafağı" getiren kılıç, aslında bahsedilen Buz olabilir mi?<br />
<br />
<div align="center"><img src="https://awoiaf.westeros.org/images/b/be/Dawn_by_henning.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Dawn_by_henning.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: Eğer Şafak Uzun Gece'yi bitiren kılıçsa (ve orijinal Buz ise), neden Kuzey'de kalmadı da Westeros'un en güney ucuna, Dorne'a gitti?<br />
<br />
Mimar Brandon Duvar'ı inşa edip Stark hanesini kurduğunda Ötekiler tamamen yok edilmemiş, sadece Kuzey'in derinliklerine sürülmüştü. Bir gün geri gelecekleri bir şekilde biliniyordu, Starklar bu yüzden kendilerine sürekli olarak "Kış geliyor," dediler.<br />
<br />
Eğer Ötekiler bir gün geri dönerse ve ellerine bu büyülü ışık getiren kılıcı geçirirlerse bu dünyanın sonu olurdu. Bu sebeple kılıç, büyünün ve kışın ulaşamayacağı kadar uzak bir yere, mümkün olan en güney uca (Kayanyıldız'a) götürüldü (belki Son Kahraman'ın kardeşi tarafından, belki oğlu tarafından, belki kendisi tarafından). Kılıcı koruma görevi verilen şövalyeye <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sabah Kılıcı"</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> </span>denmesinin sebebi teorik olarak budur. Bu unvan bir lakap ya da veraset belirleyici bir etiket değildir, kılıç babadan oğula geçmez. Kılıç, sadece "gerçek bir şövalye olduğunu ispatlayan", onurlu ve yetenekli hanedan üyelerine verilir. Belki de antik dönemlerde Dayneler'in ataları kış tekrar geldiğinde onu layıkıyla savurup dünyayı soğuk ölümden koruyacak kişiyi beklemek için böyle bir hanedan geleneği geliştirdi.<br />
<br />
GRRM'nin sadece karakterler üzerinden değil, olaylar ve hikâyeler üzerinden de paralellikler kurar (Örneğin Cargyll Kardeşler ve Clegane Kardeşler. Örneğin Cersei'nin gayrimeşru çocukları ve Rhaenyra'nın gayrimeşru çocukları). Bu bağlamda Şafak gerçekten Starklar'ın atalarının kılıcı olan Buz ise ve Starklar bu kılıcı "görevleri için" Dayneler'e teslim ettiyse Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra kılıcı tekrar bizzat Kayanyıldız'a, Dayneler'e götürmesi ilginç bir paralellik olmaz mıydı?<br />
<br />
Sonuçta Starklar biliyor, sürekli tekrar ediyorlar "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kışyarı'nda her daim bir Stark olmalı,</span>" diyorlar ve "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kış geliyor,</span>" diyorlar. Evet, Starklar bunu biliyor. Peki Dayneler biliyor mu? Sahi, gerekli gereksiz, kimisi sadece şakadan ve basit göndermelerden ibaret pek çok hanenin sözlerini biliyor olmamıza rağmen neden Dayneler'in sözlerini bilmiyoruz? GRRM seri boyunca ve hatta tüm kurgu dışı tartışmalarında Dayneler'in sözlerini söylemekten kaçınıyor, bunun seriyle ve serinin sonuyla ilgili önemli bir spoiler taşıdığını söylüyor. Uluslararası Asoiaf Forumu olan A Forum of Ice and Fire'ın admini Ran ise 2012 yılındaki bir forum tartışmasında bize bir ipucu vererek şöyle diyor:<br />
<br />
<div align="left"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-family: Inter, -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Helvetica, Arial, sans-serif, 'Apple Color Emoji', 'Segoe UI Emoji', 'Segoe UI Symbol';" class="mycode_font">"I've the house words from GRRM, but he wasn't particularly happy with it and wasn't sure it'd be the final set of words... but I can't really say what they are.</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-family: Inter, -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Helvetica, Arial, sans-serif, 'Apple Color Emoji', 'Segoe UI Emoji', 'Segoe UI Symbol';" class="mycode_font">So keep speculating. I will say I've always favored "Dawn Brings Light"... but maybe that's too on-the-nose."</span></span></span></div>
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Eğer Kayanyıldız gerçekten de dünyanın kaderini belirleyecek bir kılıcın ve sırrın koruyucusuysa, bu sırrın bedeli ağır olmalıdır. Kuramın önceki kısımlarında bahsettiğimiz "antik emanet" ve "paralellik" döngüsü, Neşe Kulesi'nden sonra adeta yeniden sahnelenmiştir. Ancak bu kez efsanelerle değil; etten, kemikten ve kanla yazılmış bir trajediyle...<br />
Kılıçların ve hanelerin bu mistik bağını, Robert'ın İsyanı döneminde yaşayan karakterlerin çapraz ilişkilerine baktığımızda çok daha net görebiliyoruz. Ortada bir kan davası olması gerekirken, inanılmaz bir saygı ve sırdaşlık yumağı buluyoruz.<br />
<br />
<div align="center"><img src="https://awoiaf.westeros.org/images/5/59/Eddard_Stark_vs_Arthur_Dayne.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Eddard_Stark_vs_Arthur_Dayne.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ned ve Arthur Dayne</span><br />
Neşe Kulesi'nde yaşananlar basit bir "iyi vs. kötü" ya da "Kuzey vs. Güney" çatışması değildi. Bran Stark'ın babasından hatırladığı kadarıyla Ned, Arthur Dayne için <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Gördüğüm en büyük şövalyeydi. Howland Reed olmasaydı beni öldürecekti,”</span> der. Ned'in sesinde bir nefret değil derin bir saygı ve hatta hüzün vardır.<br />
<br />
Arthur Dayne sıradan bir Kral Muhafızı değildi; Sabah Kılıcı'ydı ve en yakın arkadaşı Prens Rhaegar'ın ona bıraktığı en değerli şeyi (yani Rhaegar'ın varisini, ateş ve buzun oğlunu) korumak için oradaydı. Ned ise canından çok sevdiği kız kardeşinin kanı için oradaydı. İki adam da "onur" ve "sevgi" uğruna savaştı. İkisi de yeminlerine sadıktı. GRRM'nin bahsettiği <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan”</span> teması bu düellonun her kılıç darbesinde yankılanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ned ve Ashara</span><br />
Hikâyenin duygusal çekirdeğinde Ned ve Ashara Dayne yatıyor. Harrenhal Turnuvası'nda, genç ve utangaç Ned Stark'ın çadırında otururken abisi Brandon'ın onun adına gidip güzel Ashara'yı dansa kaldırdığını biliyoruz. O gece bir şeyler filizlendi. Barristan Selmy'nin iç çekişlerinden, Ashara'nın Harrenhal'da "lekelendiğini" ve bu kişinin büyük ihtimalle bir Stark (Ned) olduğunu okuyoruz.<br />
<br />
Neşe Kulesi'ndeki katliamdan sonra Ned'in yaralı haliyle, yanında yeni doğmuş bir bebekle (Jon) Kayanyıldız'a gitmesi sıradan bir nezaket ziyareti olamaz. Ned, sevdiği kadına abisinin kanıyla yıkanmış kılıcı, Şafak'ı kendi elleriyle geri götürdü. Ashara bu ziyaretin ardından Soluktaş Kılıç Kulesi'nden kendini sulara bıraktı. Ned'in getirdiği "gerçekler" (Arthur'un ölümü ve kendi bebeğinin ölü doğması) Ashara için fazla ağırdı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Wylla ve Süt Kardeşler</span><br />
Bir an durup düşünelim, hanenizin en büyük gururu olan Sabah Kılıcı'nı öldüren Ned Stark, kalenize elinde bir piçle geliyor ve kız kardeşiniz kederden intihar ediyor. Ama öte yandan sizin hanenizin hizmetkârı olan Wylla bu piçi emziriyor ve ona süt annelik ediyor. Dahası, hemen hemen aynı süreçte doğan oğlunuza ve varisinize, abinizi öldüren bu adamın adını (Ned) veriyorsunuz!<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Peki Neden? Dayneler neden kin tutmadı? Bunun potansiyel birkaç sebebini değerlendirelim.<br />
<br />
Ned Stark sıradan bir isyancı lord değildi. Dünyanın en nadide kılıcını savaş ganimeti sayıp Kışyarı'na götürebilir veya Robert'a sunabilirdi. Ama o, yaralı ve bitkin haliyle, kılıcı asıl sahiplerine, Kayanyıldız'a kadar getirdi. Bu eylem, bahsi geçen savaş atmosferinde muazzam bir saygı göstergesidir. Ortada Arthur'un ölümü ve Ashara'nın (muhtemelen ölü doğan bebeği sonrası) intiharıyla perçinlenen devasa bir yas vardı. Dayneler kan davası gütmek yerine, bu onurlu adamın acısına ve kendi elleriyle getirdiği bebeğe saygı duydular diyebiliriz.<br />
<br />
Ayrıca Neşe Kulesi'nde Ned ile Arthur arasında tam olarak ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama Dayneler, Arthur'un birkaç günlük mesafedeki bir kulede kimin için nöbet tuttuğunu muhtemelen biliyorlardı: Prenslerinin varisi için. Ned'in bu bebeği (Rhaegar'ın kanını) Robert'ın savaş çekiçlerinden korumaya yemin ettiğini anlamak zor değildi. Dayneler, Sabah Kılıcı'nın canı pahasına koruduğu bu bebeği Robert'a ele vermeyecek kadar Arthur'un anısına sadıktılar.<br />
<br />
İşte binlerce yıllık tarihi ve iki haneyi birbirine bağlayan döngü tam olarak burada tamamlanıyor. Yazımızın başında bahsettiğimiz kurama geri dönelim: Binlerce yıl önce, Starklar, dünyanın kaderini taşıyan efsanevi bir kılıcı (Orijinal Buz / Şafak), kışın ve Ötekilerin ulaşamayacağı kadar uzağa, güneye, Daynelere emanet etmişti. Binlerce yıl sonra Ned Stark; içinde ateşin ve buzun kanını taşıyan, bir kış gülü ile ejderhanın soyu olan bebeği, ölümden korumak için yine aynı yere getirdi. Starklar mirasını hayatta tutmak için kime başvurdu? O bebeği hayata döndüren, emziren ve sırrını saklayanlar yine Dayneler ve onların hizmetkârıydı. Ned, atalarının eskiden Buz'u, Şafak'ı yani Işıkgetiren'i emanet ettikleri aileye bu kez asıl "Şafağı" (Jon'u) götürmüş oldu. Dayneler ise tıpkı efsanelerdeki kılıcı nesiller boyu sakladıkları gibi muhtemelen bu bebeğin sırrını da nesiller boyu saklamayı görev bildiler.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Şimdi kısa bir ara daha verip eğlenceli bir What if... senaryosu düşünelim, bir anlığına tüm bu efsaneleri, kılıçları ve kehanetleri bir kenara bırakalım ve Neşe Kulesi'nin kanlı sabahına geri dönelim. Howland Reed son hamleyi yapamasaydı ve Arthur Dayne'in kılıcı Şafak, Ned Stark'ın canını alsaydı ne olurdu?<br />
<br />
Kulede Lyanna ölmüş, Ned ölmüş... Dünyanın en ölümcül şövalyesi, kucağında Prens Rhaegar'ın varisi ve Targaryen hanedanının son umudu olan bir bebekle tek başına kalmış. Robert Baratheon çoktan Demir Taht'a oturmuş. Arthur Dayne ne yapardı? Dar Deniz'in karşısına kaçmak mantıklı görünebilir ama yeni doğmuş bir bebekle bu çok risklidir. Arthur, her yaralı kurdun veya aslanın yapacağı şeyi yapardı: İnine, Kayanyıldız'a dönerdi.<br />
<br />
İşte asıl hikâye ve GRRM'nin paralellikleri burada devreye giriyor:<br />
<br />
Sör Barristan Selmy'nin kitaplardaki iç çekişlerinden çok kritik bir bilgi öğreniyoruz, Harrenhal Turnuvası'ndan sonra Ashara Dayne hamile kalmıştı. Çocuğun babası büyük ihtimalle Eddard Stark'tı. Düşünün, Arthur kucağında Rhaegar'ın çocuğuyla Kayanyıldız'a varıyor. Kız kardeşi Ashara ise karnında, Arthur'un az önce kulede öldürdüğü adamın (Ned Stark'ın) çocuğunu taşıyor. GRRM'nin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kılıçların Fırtınası</span> ve <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kargaların Ziyafeti</span> kitaplarında Gilly (Şebboy) ve Mance Rayder'ın bebeklerini değiştirerek "kral kanı taşıyan" bebeği nasıl koruduğunu hatırlayın. Aynı olay muhtemelen burada da uygulanabilirdi! Eğer Ashara Dayne'in gerçek bebeği ölü doğarsa (ki Barristan böyle olduğuna inanır), Arthur ve Ashara kusursuz bir yalan uydurabilirdi. Lyanna'nın bebeği, Ashara'nın bebeğiymiş gibi gösterilirdi. Böylece Jon Kar, bir Kışyarı piçi değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Jon Kum"</span> ya da Daynelerin bir piçi olarak Kayanyıldız'da büyümeye başlardı. Targaryen görünümüne sahip olmaması bu yalanı mükemmel bir şekilde korurdu. Ashara'nın intiharı ise yine gerçekleşebilirdi: Karnında taşıdığı kendi bebeğinin ölümü ve sevdiği adamın öz abisi tarafından öldürüldüğü gerçeği... Bu acı bir insan için fazla ağırdır. Ama ölmeden önce, Rhaegar'ın varisine ve sevdiği adamın uğruna öldüğü yeğenine kendi piçi diyerek ona en güvenli kalkanı sağlamış, onu kardeşleri Aegon ve Rhaenys'in kaderinden ve Robert'ın çekicinden korumuş olurdu.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ya Ned Stark da Tam Olarak Bunu Hedeflediyse?</span><br />
<br />
Bu alternatif senaryo bize aslında çok daha çarpıcı bir canon teorisinin kapısını aralıyor. Hepimiz Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra sadece Şafak kılıcını iade etmek için Kayanyıldız'a gittiğini düşünüyoruz. Eğer Ashara ölü doğurmasaydı ve bu Kayanyıldız'ın hane halkı ve hizmetçileri tarafından bilinmeseydi, Jon ile tam olarak aynı süreçlerde doğan bir bebek onun kimliğini saklamaya yardımcı olmaz mıydı? İnsanlara Ashara Dayne'in Eddard Stark'tan ikiz çocuklar doğurduğunu söyleyebilirlerdi. Robert asla şüphelenmezdi, Dayneler Starklar'a her zaman sadıktı. Veya belki, sadece belki, Eddard kız kardeşinin çocuğu olarak kendi çocuğunu Robert'a teslim ederdi, bebek değiştirme komplosu gibi, hatırladınız mı? Son kısmın biraz zorlama durduğunun farkındayım ama en azından ilk kısım fazlasıyla olası olurdu. Belki planlanan da buydu. Bildiğimiz her şey, dizideki "yarı-resmi" bir sahneden ve Ned'in rüyalarından ibaret. GRRM bu rüyaların tümüyle canon olmadığını, bunun gerçek izleri taşısa da bir rüya olduğunu ve fazla ciddiye alınmaması gerektiğini söyledi. Ya Rhaegar'ın b planı zaten buysa, belki a planının kendisi bile olabilir.<br />
<br />
Kulede çarpışma bittiğinde, kanlar içindeki Arthur ölmeden önce Ned'e bir sır vermiş olamaz mı? Belki de Ned, Jon'u alıp Kayanyıldız'a gittiğinde, Ashara'nın ölü doğan bebeği gerçeğiyle karşılaştı. Ashara sevdiği adamı kanlı canlı karşısında gördü ama bebeği ölmüştü ve abisi Ned'in kılıcıyla can vermişti. İntiharından önce, emzirmesi için Wylla'yı Ned'in hizmetine sunan, Jon'u korumaya yardım eden ve dedikoduları bizzat yayan Ashara'nın kendisiydi belki de.<br />
<br />
Bu yüzden Edric Dayne'e "Ned" adı verildi. Çünkü Ned Stark, Daynelere bir yıkım değil; gerçeği, merhameti ve ortak bir yası getirmişti. Onlar düşman değildi; onlar "Buz ve Ateşin Şarkısı"nı yaşatmak için sırdaş olmuş, Uzun Gece'nin karşısına dikilecek olan kahramanı korumak için yemin etmiş iki kadim haneydi.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Sizce Dayneler ve Starklar arasındaki bu "emanet" döngüsü Kış Rüzgarları'nda nasıl sonuçlanacak? Gerold Dayne Şafak'ı çaldıysa, kılıç bir şekilde yeniden Kuzey'e doğru yola çıkar mı? Yorumlarda teorilerinizi bekliyorum!</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://cdna.artstation.com/p/assets/images/images/001/647/222/large/florian-biege-towerofjoy.jpg?1450108869" loading="lazy"  alt="[Resim: florian-biege-towerofjoy.jpg?1450108869]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
Seri boyunca Westeros üzerinde pek çok hanenin birbirleriyle paralelliklere sahip olduğunu, bu paralelliklerin zaman zaman aralarındaki düşmanlığı ya da dostluğu sembolize edebildiğine tanık olduk. Örneğin Lannisterlar ve Reyneler, altın aslan ve kızıl aslan.<br />
<br />
Westeros haritasını gözünüzün önüne getirin. Bir uçta her daim kışın nefesini ensesinde hisseden, kadim İlk İnsanlar'ın kalesi Kışyarı... Diğer uçta ise Dorne'un yakıcı güneşine rağmen Torrentine nehrinin sularında yükselen Kayanyıldız. Buz ve Ateşin Şarkısı evreninde coğrafi olarak birbirine bu kadar uzak ama tematik ve mitolojik olarak birbirine bu kadar sıkı sıkıya bağlı iki hane daha yoktur.<br />
<br />
Bu zıtlıkların gizemli çekimi öylesine büyüktür ki tüm o gösterişli hikâyelerin arkasında gözden çoğunlukla kaçan, basit bir soru yatar: Nasıl oluyor da hanedanının en büyük kahramanı ve yaşayan efsanesi olan Arthur Dayne'i kanlı bir dövüşte öldüren, kız kardeşi Ashara'nın ise kederden intiharına sebep olduğu konuşulan bir adamın (Ned Stark) adı, Dayne hanesinin varisine (Edric "Ned" Dayne) verilebiliyor?<br />
<br />
Arya Stark, Sancaksız Kardeşlik ile seyahat ederken Beric Dondarrion'un genç yaverinin kendisine "Ned" dendiğini duyduğunda, babasının lakabını bu güneyli çocukta duymaktan büyük bir şaşkınlık duymuştu. Bizi bu sorunun peşinden sürükleyen şey sadece Neşe Kulesi'ndeki kanlı çarpışma değil. Kader, Kışyarı'nın <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Buz'u</span> ile Kayanyıldız'ın <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şafak'ını</span> binlerce yıl öncesinden birbirine örmüş olabilir mi? Gelin, kılıçların, kanın ve yıldızların izini sürerek bu iki kadim hanenin gizemli paralelliklerine inelim.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://awoiaf.westeros.org/images/e/e7/Fallen_and_reborn_by_jenzee.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Fallen_and_reborn_by_jenzee.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
Dayne Hanesi her ne kadar Dorne topraklarında yaşasa da, kültürel ve genetik olarak Nymeria ile gelen Rhoynar soylularından ya da daha öncesinde bölgede zaman zaman hüküm sürmüş olan andallardan çok farklıdır. Dayneler'in soyları tıpkı Starklar gibi binlerce yıl öncesine, İlk İnsanlar'a dayanır. Hatta çeşitli rivayetlere göre Dayneler, İlk İnsanlar henüz boğazı aşıp kıtaya ayak basmadan önce bile Westeros'ta bulunuyorlardı. Torrentine Kralları olarak hüküm sürdükleri çağlardan beri, kuzeydeki Starklar ile aralarında coğrafyayı aşan, kadim bir ilişki vardır.<br />
<br />
Ancak Dayneleri Westeros'taki diğer İlk İnsanlar'dan (ve Starklar'dan) ayıran çok tuhaf bir genetik özellikleri vardır: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Soluk gümüş-sarı saçlar ve tıpkı Valyrialılar gibi eflatun göz</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ler...</span> Bazı okuyucular, Valyria çeliğine denk kılıçları ve bu fiziksel özellikleri yüzünden onların Valyria soyundan geldiğini düşünür. Oysa GRRM bizzat Dayne hanesinin kökenlerinin Valyria'nın yükselişinden çok daha eskiye, Şafak Çağı'na dayandığını belirterek bu teoriyi çürütmüştür.<br />
<br />
Peki Valyrialı değillerse bahsedilen mor gözler ve gümüş saçlar nereden geliyor? İşte burada hoş bir kuram devreye giriyor: Büyük Şafak İmparatorluğu. Kurama göre Dayne Hanesi'nin kurucusu, gökten düşen bir yıldızı takip etmiş ve büyülü özelliklere sahip meteorik bir taş bularak efsanevi kılıç Şafak'ı dövmüştür.<br />
<br />
Serinin hayranlarının bir kısmına göre bu kurucular, Essos'un uzak doğusunda hüküm süren efsanevi Şafak İmparatorluğu'ndan ayrılan birnevi mültecilerdir. Uzun Gece'yi başlatan Kan Taşı İmparatoru'nun zulmünden kaçıp batıya yelken açan ve yanlarında düşen bir yıldızın çekirdeğini getiren kadim asilzadeler olabilirler.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Peki bunun Starklarla ne ilgisi var?</span> İki ailenin isim geleneklerine ve mitolojik bağlantılarına baktığımızda ufak ve tatlı bir paralellik görüyoruz. Uzak Doğunun mitlerinde Uzun Gece'yi bitiren ve Işıkgetiren (Lightbringer) kılıcını savuran efsanevi kahramanın (Azor Ahai) farklı kültürlerdeki isimlerinden biri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Eldric Gölgeavcısı"</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">dır (Eldric Shadowchaser).</span> Hem Dayne hem de Stark hanesinin soyağaçları bu ismin varyasyonlarıyla doludur. Martin'in isimlerle oynamayı, onları bükerek okuyuculara ipuçları vermeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz. (Euron Greyjoy - Urrathon Nightwalker gibi)<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Daynelerde:</span> "Edric" Dayne (Ned) ve eski Kılıç Ustası "Olrich" Dayne.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Starklarda:</span> Kışyarı'nın efsanevi dış duvarlarını ören Kral "Edric" Kar-sakalı (Edric Snowbeard) ve "Elric" Stark gibi isimler bulunur.<br />
</li>
</ul>
<br />
Kuzeyin efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğunun efsanelerindeki Azor Ahai / Eldric Gölgeavcısı'nın potansiyel olarak aynı kişi olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bilmediğimiz ikinci veya üçüncü bir Uzun Gece yaşanmadıysa. Belki daha heyecan verici bir ihtimalle: Uzun Gece'yi bitiren kahraman, elinde gökten düşen bir yıldızdan dövülmüş beyaz bir kılıcı tutan hem bir Dayne hem de bir Stark mıydı?<br />
<br />
George R.R. Martin'in yazarlığında en sevdiği tema, William Faulkner'dan alıntıladığı <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan yüreği"</span>dir. Seri boyunca karakterlerin iki hane, iki kimlik veya iki görev arasında sıkışıp kaldığını görürüz: Stark mı yoksa Greyjoy mu olduğuna karar veremeyen Theon, hâlâ Stark hisseden ama artık Gece Nöbeti'nin bir adamı olan ve hatta bunun da ötesinde taht varisi bir Targaryen olan Jon, gençliğinde Kışyarı'ndan bir Stark olmak yerine Kayanyıldız'dan bir Dayne olduğunu hayal eden Ned...<br />
<br />
Bahsettiğimiz ikiye bölünmüşlük teması sadece karakterlerle mi sınırlı? Ya Starkların kadim kılıcı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buz </span>da bu bölünmüşlüğün bir parçasıysa? Hem de metaforik olarak Buz'un ikiye bölündüğünü de gördük, fiziksel olarak bölündü ama yine de metaforik olarak diyorum, nedenini kuramın ileriki kısımlarında zaten anlayacaksınız.<br />
<br />
Serinin en büyük yanılgılarından biri, Ned Stark'ın serinin başında kullandığı devasa Valyria çeliği kılıcın Starklar'ın binlerce yıllık kılıcı olduğunun sanılmasıdır. Oysa Catelyn Stark'ın ilk kitapta belirttiği gibi, bu Valyria çeliği kılıç haneye geleli <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sadece 400 yıl</span> olmuştur. Ancak "Buz" ismi, Kahramanlar Çağı'na kadar uzanan bir mirastır. Yani Kış Kralları'nın binlerce yıl önce kullandığı gerçek "Buz" vardı ve bu kılıç hikâyede bize hiç belirtilmeyen bir şekilde ortadan yok oldu.<br />
<br />
Kuzey efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğu efsanelerindeki "Azor Ahai"nin aslında aynı kişi (veya aynı kişinin farklı yansımaları) olduğunu söylemiştik. Ötekiler ilk kez güneye indiğinde, Son Kahraman'ın kendi kılıcının soğuktan paramparça olduğunu okuruz. Peki Son Kahraman, Ötekileri neyle yendi? Samwell Tarly'nin eski parşömenlerde bulduğu bilgiye göre Ötekiler, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ejderha Çeliği'ne </span>dayanamıyordu. Ancak bahsedilen dönemde ejderhalar yaşıyor olmasına karşın onlara hükmeden Valyrialılar henüz ortada yoktu bile.<br />
<br />
Burada minik bir parantez açmak istiyorum. Ejderha efsanelerinin bizim dünyamızda, özellikle de "dünyamızın doğu kısmında" nasıl oluştuğuyla ilgili bir takım bilgiler vermem gerek. Çin'in doğu yakalarında sık sık gökten düşüyormuş gibi atmosfere girip alev alan ufak meteorların gece vakti gökte yarattığı, parıldayarak süzülen ve geceyi bir bıçak kesiği gibi parçalayan alevler, doğu mitlerindeki ejderhaların asıl kökenidir. Muhtemelen bu sebeple batının aksine doğuda ejderhalar kanatlı, dört veya iki bacaklı değil tam aksine, bir meteoru andıracak şekilde tek bir kuyruk ve bir baştan oluşan alev-yılanıdır. <br />
<br />
Peki bahsedilen asıl "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">EJDERHA ÇELİĞİ</span></span>" ejderhaların üfleyerek erittiği bir metal değil de kelimenin tam anlamıyla gökten düşen "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ejderha çeliği</span>" olarak da anılabilecek bir meteorun özünden dövülen bir çelikse?<br />
<br />
Dayne hanesinin kılıcı Şafak, Valyria çeliği kadar keskin ve hafiftir ama kapkara Valyria kılıçlarının aksine <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"süt camı kadar soluk ve ışıkla canlıdır."</span> Tıpkı bir buz sarkıtı veya Ötekilerin kullandığı soluk, parlayan kılıçları andırıyor betimlemesi. Acaba Son Kahraman'ın parçalanan kılıcı yerine dövülen, Uzun Gece'yi bitirip "Şafağı" getiren kılıç, aslında bahsedilen Buz olabilir mi?<br />
<br />
<div align="center"><img src="https://awoiaf.westeros.org/images/b/be/Dawn_by_henning.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Dawn_by_henning.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: Eğer Şafak Uzun Gece'yi bitiren kılıçsa (ve orijinal Buz ise), neden Kuzey'de kalmadı da Westeros'un en güney ucuna, Dorne'a gitti?<br />
<br />
Mimar Brandon Duvar'ı inşa edip Stark hanesini kurduğunda Ötekiler tamamen yok edilmemiş, sadece Kuzey'in derinliklerine sürülmüştü. Bir gün geri gelecekleri bir şekilde biliniyordu, Starklar bu yüzden kendilerine sürekli olarak "Kış geliyor," dediler.<br />
<br />
Eğer Ötekiler bir gün geri dönerse ve ellerine bu büyülü ışık getiren kılıcı geçirirlerse bu dünyanın sonu olurdu. Bu sebeple kılıç, büyünün ve kışın ulaşamayacağı kadar uzak bir yere, mümkün olan en güney uca (Kayanyıldız'a) götürüldü (belki Son Kahraman'ın kardeşi tarafından, belki oğlu tarafından, belki kendisi tarafından). Kılıcı koruma görevi verilen şövalyeye <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sabah Kılıcı"</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> </span>denmesinin sebebi teorik olarak budur. Bu unvan bir lakap ya da veraset belirleyici bir etiket değildir, kılıç babadan oğula geçmez. Kılıç, sadece "gerçek bir şövalye olduğunu ispatlayan", onurlu ve yetenekli hanedan üyelerine verilir. Belki de antik dönemlerde Dayneler'in ataları kış tekrar geldiğinde onu layıkıyla savurup dünyayı soğuk ölümden koruyacak kişiyi beklemek için böyle bir hanedan geleneği geliştirdi.<br />
<br />
GRRM'nin sadece karakterler üzerinden değil, olaylar ve hikâyeler üzerinden de paralellikler kurar (Örneğin Cargyll Kardeşler ve Clegane Kardeşler. Örneğin Cersei'nin gayrimeşru çocukları ve Rhaenyra'nın gayrimeşru çocukları). Bu bağlamda Şafak gerçekten Starklar'ın atalarının kılıcı olan Buz ise ve Starklar bu kılıcı "görevleri için" Dayneler'e teslim ettiyse Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra kılıcı tekrar bizzat Kayanyıldız'a, Dayneler'e götürmesi ilginç bir paralellik olmaz mıydı?<br />
<br />
Sonuçta Starklar biliyor, sürekli tekrar ediyorlar "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kışyarı'nda her daim bir Stark olmalı,</span>" diyorlar ve "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kış geliyor,</span>" diyorlar. Evet, Starklar bunu biliyor. Peki Dayneler biliyor mu? Sahi, gerekli gereksiz, kimisi sadece şakadan ve basit göndermelerden ibaret pek çok hanenin sözlerini biliyor olmamıza rağmen neden Dayneler'in sözlerini bilmiyoruz? GRRM seri boyunca ve hatta tüm kurgu dışı tartışmalarında Dayneler'in sözlerini söylemekten kaçınıyor, bunun seriyle ve serinin sonuyla ilgili önemli bir spoiler taşıdığını söylüyor. Uluslararası Asoiaf Forumu olan A Forum of Ice and Fire'ın admini Ran ise 2012 yılındaki bir forum tartışmasında bize bir ipucu vererek şöyle diyor:<br />
<br />
<div align="left"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-family: Inter, -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Helvetica, Arial, sans-serif, 'Apple Color Emoji', 'Segoe UI Emoji', 'Segoe UI Symbol';" class="mycode_font">"I've the house words from GRRM, but he wasn't particularly happy with it and wasn't sure it'd be the final set of words... but I can't really say what they are.</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-family: Inter, -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Helvetica, Arial, sans-serif, 'Apple Color Emoji', 'Segoe UI Emoji', 'Segoe UI Symbol';" class="mycode_font">So keep speculating. I will say I've always favored "Dawn Brings Light"... but maybe that's too on-the-nose."</span></span></span></div>
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Eğer Kayanyıldız gerçekten de dünyanın kaderini belirleyecek bir kılıcın ve sırrın koruyucusuysa, bu sırrın bedeli ağır olmalıdır. Kuramın önceki kısımlarında bahsettiğimiz "antik emanet" ve "paralellik" döngüsü, Neşe Kulesi'nden sonra adeta yeniden sahnelenmiştir. Ancak bu kez efsanelerle değil; etten, kemikten ve kanla yazılmış bir trajediyle...<br />
Kılıçların ve hanelerin bu mistik bağını, Robert'ın İsyanı döneminde yaşayan karakterlerin çapraz ilişkilerine baktığımızda çok daha net görebiliyoruz. Ortada bir kan davası olması gerekirken, inanılmaz bir saygı ve sırdaşlık yumağı buluyoruz.<br />
<br />
<div align="center"><img src="https://awoiaf.westeros.org/images/5/59/Eddard_Stark_vs_Arthur_Dayne.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Eddard_Stark_vs_Arthur_Dayne.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ned ve Arthur Dayne</span><br />
Neşe Kulesi'nde yaşananlar basit bir "iyi vs. kötü" ya da "Kuzey vs. Güney" çatışması değildi. Bran Stark'ın babasından hatırladığı kadarıyla Ned, Arthur Dayne için <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Gördüğüm en büyük şövalyeydi. Howland Reed olmasaydı beni öldürecekti,”</span> der. Ned'in sesinde bir nefret değil derin bir saygı ve hatta hüzün vardır.<br />
<br />
Arthur Dayne sıradan bir Kral Muhafızı değildi; Sabah Kılıcı'ydı ve en yakın arkadaşı Prens Rhaegar'ın ona bıraktığı en değerli şeyi (yani Rhaegar'ın varisini, ateş ve buzun oğlunu) korumak için oradaydı. Ned ise canından çok sevdiği kız kardeşinin kanı için oradaydı. İki adam da "onur" ve "sevgi" uğruna savaştı. İkisi de yeminlerine sadıktı. GRRM'nin bahsettiği <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan”</span> teması bu düellonun her kılıç darbesinde yankılanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ned ve Ashara</span><br />
Hikâyenin duygusal çekirdeğinde Ned ve Ashara Dayne yatıyor. Harrenhal Turnuvası'nda, genç ve utangaç Ned Stark'ın çadırında otururken abisi Brandon'ın onun adına gidip güzel Ashara'yı dansa kaldırdığını biliyoruz. O gece bir şeyler filizlendi. Barristan Selmy'nin iç çekişlerinden, Ashara'nın Harrenhal'da "lekelendiğini" ve bu kişinin büyük ihtimalle bir Stark (Ned) olduğunu okuyoruz.<br />
<br />
Neşe Kulesi'ndeki katliamdan sonra Ned'in yaralı haliyle, yanında yeni doğmuş bir bebekle (Jon) Kayanyıldız'a gitmesi sıradan bir nezaket ziyareti olamaz. Ned, sevdiği kadına abisinin kanıyla yıkanmış kılıcı, Şafak'ı kendi elleriyle geri götürdü. Ashara bu ziyaretin ardından Soluktaş Kılıç Kulesi'nden kendini sulara bıraktı. Ned'in getirdiği "gerçekler" (Arthur'un ölümü ve kendi bebeğinin ölü doğması) Ashara için fazla ağırdı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Wylla ve Süt Kardeşler</span><br />
Bir an durup düşünelim, hanenizin en büyük gururu olan Sabah Kılıcı'nı öldüren Ned Stark, kalenize elinde bir piçle geliyor ve kız kardeşiniz kederden intihar ediyor. Ama öte yandan sizin hanenizin hizmetkârı olan Wylla bu piçi emziriyor ve ona süt annelik ediyor. Dahası, hemen hemen aynı süreçte doğan oğlunuza ve varisinize, abinizi öldüren bu adamın adını (Ned) veriyorsunuz!<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Peki Neden? Dayneler neden kin tutmadı? Bunun potansiyel birkaç sebebini değerlendirelim.<br />
<br />
Ned Stark sıradan bir isyancı lord değildi. Dünyanın en nadide kılıcını savaş ganimeti sayıp Kışyarı'na götürebilir veya Robert'a sunabilirdi. Ama o, yaralı ve bitkin haliyle, kılıcı asıl sahiplerine, Kayanyıldız'a kadar getirdi. Bu eylem, bahsi geçen savaş atmosferinde muazzam bir saygı göstergesidir. Ortada Arthur'un ölümü ve Ashara'nın (muhtemelen ölü doğan bebeği sonrası) intiharıyla perçinlenen devasa bir yas vardı. Dayneler kan davası gütmek yerine, bu onurlu adamın acısına ve kendi elleriyle getirdiği bebeğe saygı duydular diyebiliriz.<br />
<br />
Ayrıca Neşe Kulesi'nde Ned ile Arthur arasında tam olarak ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama Dayneler, Arthur'un birkaç günlük mesafedeki bir kulede kimin için nöbet tuttuğunu muhtemelen biliyorlardı: Prenslerinin varisi için. Ned'in bu bebeği (Rhaegar'ın kanını) Robert'ın savaş çekiçlerinden korumaya yemin ettiğini anlamak zor değildi. Dayneler, Sabah Kılıcı'nın canı pahasına koruduğu bu bebeği Robert'a ele vermeyecek kadar Arthur'un anısına sadıktılar.<br />
<br />
İşte binlerce yıllık tarihi ve iki haneyi birbirine bağlayan döngü tam olarak burada tamamlanıyor. Yazımızın başında bahsettiğimiz kurama geri dönelim: Binlerce yıl önce, Starklar, dünyanın kaderini taşıyan efsanevi bir kılıcı (Orijinal Buz / Şafak), kışın ve Ötekilerin ulaşamayacağı kadar uzağa, güneye, Daynelere emanet etmişti. Binlerce yıl sonra Ned Stark; içinde ateşin ve buzun kanını taşıyan, bir kış gülü ile ejderhanın soyu olan bebeği, ölümden korumak için yine aynı yere getirdi. Starklar mirasını hayatta tutmak için kime başvurdu? O bebeği hayata döndüren, emziren ve sırrını saklayanlar yine Dayneler ve onların hizmetkârıydı. Ned, atalarının eskiden Buz'u, Şafak'ı yani Işıkgetiren'i emanet ettikleri aileye bu kez asıl "Şafağı" (Jon'u) götürmüş oldu. Dayneler ise tıpkı efsanelerdeki kılıcı nesiller boyu sakladıkları gibi muhtemelen bu bebeğin sırrını da nesiller boyu saklamayı görev bildiler.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Şimdi kısa bir ara daha verip eğlenceli bir What if... senaryosu düşünelim, bir anlığına tüm bu efsaneleri, kılıçları ve kehanetleri bir kenara bırakalım ve Neşe Kulesi'nin kanlı sabahına geri dönelim. Howland Reed son hamleyi yapamasaydı ve Arthur Dayne'in kılıcı Şafak, Ned Stark'ın canını alsaydı ne olurdu?<br />
<br />
Kulede Lyanna ölmüş, Ned ölmüş... Dünyanın en ölümcül şövalyesi, kucağında Prens Rhaegar'ın varisi ve Targaryen hanedanının son umudu olan bir bebekle tek başına kalmış. Robert Baratheon çoktan Demir Taht'a oturmuş. Arthur Dayne ne yapardı? Dar Deniz'in karşısına kaçmak mantıklı görünebilir ama yeni doğmuş bir bebekle bu çok risklidir. Arthur, her yaralı kurdun veya aslanın yapacağı şeyi yapardı: İnine, Kayanyıldız'a dönerdi.<br />
<br />
İşte asıl hikâye ve GRRM'nin paralellikleri burada devreye giriyor:<br />
<br />
Sör Barristan Selmy'nin kitaplardaki iç çekişlerinden çok kritik bir bilgi öğreniyoruz, Harrenhal Turnuvası'ndan sonra Ashara Dayne hamile kalmıştı. Çocuğun babası büyük ihtimalle Eddard Stark'tı. Düşünün, Arthur kucağında Rhaegar'ın çocuğuyla Kayanyıldız'a varıyor. Kız kardeşi Ashara ise karnında, Arthur'un az önce kulede öldürdüğü adamın (Ned Stark'ın) çocuğunu taşıyor. GRRM'nin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kılıçların Fırtınası</span> ve <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kargaların Ziyafeti</span> kitaplarında Gilly (Şebboy) ve Mance Rayder'ın bebeklerini değiştirerek "kral kanı taşıyan" bebeği nasıl koruduğunu hatırlayın. Aynı olay muhtemelen burada da uygulanabilirdi! Eğer Ashara Dayne'in gerçek bebeği ölü doğarsa (ki Barristan böyle olduğuna inanır), Arthur ve Ashara kusursuz bir yalan uydurabilirdi. Lyanna'nın bebeği, Ashara'nın bebeğiymiş gibi gösterilirdi. Böylece Jon Kar, bir Kışyarı piçi değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Jon Kum"</span> ya da Daynelerin bir piçi olarak Kayanyıldız'da büyümeye başlardı. Targaryen görünümüne sahip olmaması bu yalanı mükemmel bir şekilde korurdu. Ashara'nın intiharı ise yine gerçekleşebilirdi: Karnında taşıdığı kendi bebeğinin ölümü ve sevdiği adamın öz abisi tarafından öldürüldüğü gerçeği... Bu acı bir insan için fazla ağırdır. Ama ölmeden önce, Rhaegar'ın varisine ve sevdiği adamın uğruna öldüğü yeğenine kendi piçi diyerek ona en güvenli kalkanı sağlamış, onu kardeşleri Aegon ve Rhaenys'in kaderinden ve Robert'ın çekicinden korumuş olurdu.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ya Ned Stark da Tam Olarak Bunu Hedeflediyse?</span><br />
<br />
Bu alternatif senaryo bize aslında çok daha çarpıcı bir canon teorisinin kapısını aralıyor. Hepimiz Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra sadece Şafak kılıcını iade etmek için Kayanyıldız'a gittiğini düşünüyoruz. Eğer Ashara ölü doğurmasaydı ve bu Kayanyıldız'ın hane halkı ve hizmetçileri tarafından bilinmeseydi, Jon ile tam olarak aynı süreçlerde doğan bir bebek onun kimliğini saklamaya yardımcı olmaz mıydı? İnsanlara Ashara Dayne'in Eddard Stark'tan ikiz çocuklar doğurduğunu söyleyebilirlerdi. Robert asla şüphelenmezdi, Dayneler Starklar'a her zaman sadıktı. Veya belki, sadece belki, Eddard kız kardeşinin çocuğu olarak kendi çocuğunu Robert'a teslim ederdi, bebek değiştirme komplosu gibi, hatırladınız mı? Son kısmın biraz zorlama durduğunun farkındayım ama en azından ilk kısım fazlasıyla olası olurdu. Belki planlanan da buydu. Bildiğimiz her şey, dizideki "yarı-resmi" bir sahneden ve Ned'in rüyalarından ibaret. GRRM bu rüyaların tümüyle canon olmadığını, bunun gerçek izleri taşısa da bir rüya olduğunu ve fazla ciddiye alınmaması gerektiğini söyledi. Ya Rhaegar'ın b planı zaten buysa, belki a planının kendisi bile olabilir.<br />
<br />
Kulede çarpışma bittiğinde, kanlar içindeki Arthur ölmeden önce Ned'e bir sır vermiş olamaz mı? Belki de Ned, Jon'u alıp Kayanyıldız'a gittiğinde, Ashara'nın ölü doğan bebeği gerçeğiyle karşılaştı. Ashara sevdiği adamı kanlı canlı karşısında gördü ama bebeği ölmüştü ve abisi Ned'in kılıcıyla can vermişti. İntiharından önce, emzirmesi için Wylla'yı Ned'in hizmetine sunan, Jon'u korumaya yardım eden ve dedikoduları bizzat yayan Ashara'nın kendisiydi belki de.<br />
<br />
Bu yüzden Edric Dayne'e "Ned" adı verildi. Çünkü Ned Stark, Daynelere bir yıkım değil; gerçeği, merhameti ve ortak bir yası getirmişti. Onlar düşman değildi; onlar "Buz ve Ateşin Şarkısı"nı yaşatmak için sırdaş olmuş, Uzun Gece'nin karşısına dikilecek olan kahramanı korumak için yemin etmiş iki kadim haneydi.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Sizce Dayneler ve Starklar arasındaki bu "emanet" döngüsü Kış Rüzgarları'nda nasıl sonuçlanacak? Gerold Dayne Şafak'ı çaldıysa, kılıç bir şekilde yeniden Kuzey'e doğru yola çıkar mı? Yorumlarda teorilerinizi bekliyorum!</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Braavos ‘Sigorta’ Oyunu: Arya Stark Kimin İçin Öldürdü? | Faceless Men]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=81</link>
			<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 12:48:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=81</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://pbs.twimg.com/media/G_f75xGWAAAhb1b?format=jpg&amp;name=900x900" loading="lazy"  alt="[Resim: G_f75xGWAAAhb1b?format=jpg&amp;name=900x900]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></div>
<div align="center"><div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şimdi size Arya’yla ilgili küçük ama aşırı tatlı bir ‘GRRM bağlantısı’ göstereceğim. Kuram arkadaşıma ait. Videosunu da yapmıştım, dinlemek isterim derseniz... <a href="https://www.youtube.com/watch?v=tu0yR0WG1MI" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">tıklayın</a>.</span></span></div>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arya Braavos’ta “sınav” için bir sigortacıyı öldürüyor ya…Peki ya bu suikastın arkasındaki kişi Arya’yı Braavos’a getiren kaptansa? En güzeli: Arya bunu yaparken kimin için yaptığını bilmiyor görünüyor.</span></span><br />
<br />
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Başlıyoruz...</span></div>
<span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İDDİA: Kuramın tek cümle özeti şu aslında.</span></span></span></div>
<div align="center">
<br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ejderhaların Dansı kitabında “sınav” amacıyla Arya’ya öldürtülen o ‘sigortacıyı” hatırlıyorsunuz... Nazik Adam ve Arya konuşmasından anlıyoruz ki denizde ticaret yapan tüccarlardan biri ölmesini istemiş ve bu kişi büyük ihtimalle Titan’ın Kızı gemisinin kaptanı Ternesio Terys. Yani Arya’yı Westeros’tan alıp Braavos’a getiren adam.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hızlı Hatırlayalım mı? Arya kaptanı nereden tanıyordu?</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arya Braavos’a ilk kez giderken bir gemiye biniyor: Titan’ın Kızı. <a href="https://www.youtube.com/watch?v=koq9YmwQsOU" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Zaten birkaç video önce</a> onlardan tekrar bahsettiğim kuram videolarım olmuş, tekrar göreceğimizi ifade etmiştim.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neyse. Arya, Tuz Çukurundan Sur’a gitmek için gemi ararken bu adamla karşılaşır ve ikonik o sahne gerçekleşir; karşılıklı o sözler söylenir.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani bu kaptan, Arya’nın hayatında ‘rastgele bir Braavoslu’ değil. Arya’nın zihninde bir yeri var ve gemide geçirdiği süre zarfında Arya, denizcilikten de pek bir hoşlanmıştı yani aslında iyi anıları vardı onlarla.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neticede Arya, sikkeyi verdiği anda adam durumu anladı; sikkenin kimlere ait olduğunu ve Arya’nın aslında ne kadar kıymetli olabileceğini de muhtemelen. Bu onu son görüşü.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi... sigortacı suikastını FM yapıyor ama azmettiren kim? Arkadaşımın iddiasına göre Arya’yı Braavos’a getiren kaptan... Bunun için kanıtlara geçelim.</span></div>
<div align="left"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanıt 1: Zaman çizgisi (AFFC’deki fırtına detayı)</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi olayın ‘gizli bağlantı’ kısmı 4. kitaptaki Brienne bölümünde çıkıyor. Maidenpool’da bir sürü gemi demirlemiş durumda… ama GRRM özellikle şunu yazıyor: Titan’ın Kızı demir alıyor.</span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Yarım düzine gemi demir atmış haldeydi, ancak Titan’ın Kızı adlı kadırga akşam gelgitini yakalamak için halatlarını çözüyordu.” (AFFC, Brienne V)</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ve aynı gece Brienne fırtınayla uyanıyor; aklına da o Braavos gemisi geliyor.</span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Vahşi bir geceydi. Rüzgar kulenin etrafında uğulduyordu… Brienne, uzaktan gelen gök gürültüsünün sudan yankılanan sesini duydu ve akşam gelgitinde denize açılan Braavos gemisini düşündü.” (AFFC, Brienne V)</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani GRRM resmen şunu yapıyor: ‘Bak, bu gemi fırtınaya çıkıyor… bunu unutma.’ Normalde geçip gidilecek bir ayrıntı ama… sonraki kitapla yan yana okuyunca ‘aha!’ diyorsun.”</span></div>
<div align="left"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanıt 2:  Hedef kim ve neden hedef?</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Gelelim 5. Kitaba... Arya, FM olmak için eğitime başlıyor ve sonunda “kalfalık sınavı” için bir sigortacıyı öldürmesi çin vazifelendiriliyor. Tabii bizim kız hedefini izlerken “zalim” biri olduğuna karar veriyor ve sigortacının yaptığı işi anlamaya çalışırken Nazik Adam, daha fazla bilgi veriyor:</span></div>
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite></div>
<div align="center"><div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Adamlar ona altın ve gümüş ödüyor ama yaşlı adam onlara sadece kâğıt veriyor. Bu adamlar aptal mı?”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Birkaçı aptal olabilir. Çoğu sadece ihtiyatlı. Kimi onu kandırdığını düşünüyor ama yaşlı adam kolayca kandırılacak biri değil.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Ama adamlara ne satıyor?”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Onlara sigorta senedi yazıyor. Adamların gemileri bir fırtınada kaybolacak ya da korsanlar tarafından ele geçirilecek olursa; yaşlı adam, geminin </span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ve geminin içindeki her şeyin bedelini ödeyeceğine dair güvence veriyor.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Bu bir çeşit bahis mi?”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Bir çeşit. Bütün kaptanların kaybetmeyi umduğu bir bahis.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Evet ama kazanırlarsa...”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“...gemilerini kaybediyorlar, genelde hayatlarını da. Denizler tehlikelidir, en tehlikeli oldukları zaman sonbahardır. Denizde boğulan birçok kaptan, çocuklarının ve dul karısının zorda kalmayacağını bilerek, Braavos’ta imzaladığı sigorta senedinden küçük bir teselli almıştır şüphesiz.” Nazik adamın dudaklarından hüzünlü bir gülümseme geçti. “Lâkin böyle bir sigorta senedi yazmak başka şey, sigortanın yükümlülüğünü yerine getirmek bambaşka bir şey.”</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şu söze dikkat edin: Nazik Adam <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Denizler tehlikelidir, en tehlikeli oldukları zaman sonbahardır,” </span></span>diyor.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani.... 4. kitapta sonbahar fırtınasını görüyoruz ve Titan’ın Kızı,o gece denize çıkıyor ki Brienne bize bilhassa bu gemiyi hatırlatıyor. Haliyle hooppp otomatikman bu olan biten Nazik Adam’ın sözleriyle ve sigortacı meselesiyle bağlantılı hale geliyor.</span></div>
<div align="left"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanıt 3: ‘Kaptanın adını söylememe’ olayı</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arya doğal olarak merak ediyor: ‘Kim bu? Kim dua etti de bu adamın ölmesini istedi?’ Biliyorsunuz bizim kızın tabiatı meraklıdır, sormadan duramaz. Nazik Adam ise adını vermek istemiyor ve Arya’ya net bir çizgi çekiyor: “senin işin değil,” diyerek geçiştiriyor.</span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kedi anladı. Kaptanlardan biri yaşlı adamdan nefret ediyor olmalı. Kaptanlardan biri Siyahın ve Beyazın evine gelip yaşlı adamın ölmesi için dua etti. Kedi, bunu hangi kaptanın yaptığını merak etti ama nazik adam ona söylemedi.</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bakın bu önemli: Eğer bu ‘kaptan’ Arya’nın hiç tanımadığı rastgele bir adam olsaydı… adının söylemesinin Arya açısından hiçbir duygusal etkisi yok. Yani şöyle bile diyebilirdi Nazik Adam: Falan filancacı bir deniz kaptanı... illa doğrudan isim vermesine bile gerek yok. Yani FM’lerin “bilgi” konusunda ne kadar açgözlü oldukları düşünüldüğünde Arya’ya “bilmene gerek yok, önemsiz,” minvalinde baştan savma hareketler yapmazlardı herhalde? Başka biri olsa bir şeyler söylerlerdi... ama eğer bu isim, Arya’nın çok iyi bildiği Ternesio Terysolsaydı?</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arya’nın kafası karışırdı çünkü bu adam, onu buraya getiren kişi. Gerçekçi olursak Arya, kendisine iyilik yapan “duygusal bağ” kurduğu insanlara karşı oldukça “verici” olabildiği gibi “sahiplenme hızı” da biraz ürkütücü olabilir. Olayı bir anda “kişisel intikama” çevirirdi. Bu adam benim kankama yamuk yaptı! Diye tepkili olurdu. Bu tür bir yaklaşım da FM’nin isteyeceği bir şey değil.</span></div>
<span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İDDİA 2: Arya’nın kendisinin “ödeme” olma ihtimali</span></span></span><br />
<br />
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi kuramın bir diğer çarpıcı kısmına geldik. Biliyorsunuz ki Faceless Men ‘bedelsiz’ iş yapmıyor; sizden ya altınınızı alır ya da kendinizi veya hizmet için sunduğunuz birini; örneğin Küçük Kız olarak tanıdığımız kişi, babası tarafından veriliyor hizmet bedeli olarak... ama diyelim kaptan sigortacı yüzünden zarara uğradı ve parasal olarak sıkışık… O zaman ‘bedel’ ne olabilir?” Neticede FM’ler ucuza hizmet sunmaz; ya küçük bir hazine talep ederler en ucuz kişi için bile ya da ömür boyu hizmetinizi isterler veya sizin yerinize ailenizden biri de olabilir. Tabii genel anlamda burada bence asıl mesele FM’nin ihtiyacı olan bir şeyi onlara vermekle ilgili diyebiliriz... adamların tarife listesi yok duvarlarına astıkları... her şey isteyebilirler kuramsal olarak... Kısacası FM’yi memnun edecekleri bir şey sunabilmeniz gerekiyor.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ve burada akla şu geliyor: Kaptanın Braavos’a getirdiği şey, aslında çok değerli bir teslimat: Arya Stark. Kaptan, demir parayı ona veren bir çocuğu güvenle getiriyor. FM’lerin sağda solda tarikatlarına katılacak adam aradıklarını da onları bu şekilde sırlarını Jaqen gibi ortaya koyup saldıklarını da zaten sanmıyorum. Arya FM için kesinlikle “özel” biri.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani arkadaşım diyor ki: ‘Belki de suikastın bedeli, Arya’nın güvenli teslimiydi. Bu doğruysa… Arya farkında olmadan kendisini kurtaran adamın da intikamını alıyor.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu gayet mümkün çünkü ne dedim? Temelde FM’yi memnun edecek bir şey sunmanız gerekiyor. Haliyle Arya Stark’ın güvenli şekilde teslim edilmesi,  gayet önemli bir hizmet FM’nin gözünde... çünkü sıradan bir kız değil. Özellikle de <br />
<a href="https://www.youtube.com/watch?v=mNbwBp55QOI" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Buz Şampiyonu</a> kuramımda haklı isem...</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neticede kurama genel olarak baktığımızda tam da GRRM’nin seveceği türden bir  şey.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki sizlere soru:</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eğer bu kuram doğruysa ki bence öyle… Faceless Men’in Arya’yla bağlantısı çok daha erken ve çok daha planlı olduğuna dair de bir delil niteliği taşımıyor mu?  Yorumlara yazın: Sizce “bu kaptan” gerçekten Ternesio mu? Yoksa Braavos’tan bambaşka biri mi?</span></span></div>
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://pbs.twimg.com/media/G_f75xGWAAAhb1b?format=jpg&amp;name=900x900" loading="lazy"  alt="[Resim: G_f75xGWAAAhb1b?format=jpg&amp;name=900x900]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></div>
<div align="center"><div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Şimdi size Arya’yla ilgili küçük ama aşırı tatlı bir ‘GRRM bağlantısı’ göstereceğim. Kuram arkadaşıma ait. Videosunu da yapmıştım, dinlemek isterim derseniz... <a href="https://www.youtube.com/watch?v=tu0yR0WG1MI" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">tıklayın</a>.</span></span></div>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arya Braavos’ta “sınav” için bir sigortacıyı öldürüyor ya…Peki ya bu suikastın arkasındaki kişi Arya’yı Braavos’a getiren kaptansa? En güzeli: Arya bunu yaparken kimin için yaptığını bilmiyor görünüyor.</span></span><br />
<br />
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Başlıyoruz...</span></div>
<span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İDDİA: Kuramın tek cümle özeti şu aslında.</span></span></span></div>
<div align="center">
<br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ejderhaların Dansı kitabında “sınav” amacıyla Arya’ya öldürtülen o ‘sigortacıyı” hatırlıyorsunuz... Nazik Adam ve Arya konuşmasından anlıyoruz ki denizde ticaret yapan tüccarlardan biri ölmesini istemiş ve bu kişi büyük ihtimalle Titan’ın Kızı gemisinin kaptanı Ternesio Terys. Yani Arya’yı Westeros’tan alıp Braavos’a getiren adam.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hızlı Hatırlayalım mı? Arya kaptanı nereden tanıyordu?</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arya Braavos’a ilk kez giderken bir gemiye biniyor: Titan’ın Kızı. <a href="https://www.youtube.com/watch?v=koq9YmwQsOU" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Zaten birkaç video önce</a> onlardan tekrar bahsettiğim kuram videolarım olmuş, tekrar göreceğimizi ifade etmiştim.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neyse. Arya, Tuz Çukurundan Sur’a gitmek için gemi ararken bu adamla karşılaşır ve ikonik o sahne gerçekleşir; karşılıklı o sözler söylenir.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani bu kaptan, Arya’nın hayatında ‘rastgele bir Braavoslu’ değil. Arya’nın zihninde bir yeri var ve gemide geçirdiği süre zarfında Arya, denizcilikten de pek bir hoşlanmıştı yani aslında iyi anıları vardı onlarla.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neticede Arya, sikkeyi verdiği anda adam durumu anladı; sikkenin kimlere ait olduğunu ve Arya’nın aslında ne kadar kıymetli olabileceğini de muhtemelen. Bu onu son görüşü.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi... sigortacı suikastını FM yapıyor ama azmettiren kim? Arkadaşımın iddiasına göre Arya’yı Braavos’a getiren kaptan... Bunun için kanıtlara geçelim.</span></div>
<div align="left"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanıt 1: Zaman çizgisi (AFFC’deki fırtına detayı)</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi olayın ‘gizli bağlantı’ kısmı 4. kitaptaki Brienne bölümünde çıkıyor. Maidenpool’da bir sürü gemi demirlemiş durumda… ama GRRM özellikle şunu yazıyor: Titan’ın Kızı demir alıyor.</span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Yarım düzine gemi demir atmış haldeydi, ancak Titan’ın Kızı adlı kadırga akşam gelgitini yakalamak için halatlarını çözüyordu.” (AFFC, Brienne V)</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ve aynı gece Brienne fırtınayla uyanıyor; aklına da o Braavos gemisi geliyor.</span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Vahşi bir geceydi. Rüzgar kulenin etrafında uğulduyordu… Brienne, uzaktan gelen gök gürültüsünün sudan yankılanan sesini duydu ve akşam gelgitinde denize açılan Braavos gemisini düşündü.” (AFFC, Brienne V)</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani GRRM resmen şunu yapıyor: ‘Bak, bu gemi fırtınaya çıkıyor… bunu unutma.’ Normalde geçip gidilecek bir ayrıntı ama… sonraki kitapla yan yana okuyunca ‘aha!’ diyorsun.”</span></div>
<div align="left"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanıt 2:  Hedef kim ve neden hedef?</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Gelelim 5. Kitaba... Arya, FM olmak için eğitime başlıyor ve sonunda “kalfalık sınavı” için bir sigortacıyı öldürmesi çin vazifelendiriliyor. Tabii bizim kız hedefini izlerken “zalim” biri olduğuna karar veriyor ve sigortacının yaptığı işi anlamaya çalışırken Nazik Adam, daha fazla bilgi veriyor:</span></div>
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite></div>
<div align="center"><div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Adamlar ona altın ve gümüş ödüyor ama yaşlı adam onlara sadece kâğıt veriyor. Bu adamlar aptal mı?”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Birkaçı aptal olabilir. Çoğu sadece ihtiyatlı. Kimi onu kandırdığını düşünüyor ama yaşlı adam kolayca kandırılacak biri değil.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Ama adamlara ne satıyor?”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Onlara sigorta senedi yazıyor. Adamların gemileri bir fırtınada kaybolacak ya da korsanlar tarafından ele geçirilecek olursa; yaşlı adam, geminin </span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ve geminin içindeki her şeyin bedelini ödeyeceğine dair güvence veriyor.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Bu bir çeşit bahis mi?”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Bir çeşit. Bütün kaptanların kaybetmeyi umduğu bir bahis.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Evet ama kazanırlarsa...”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“...gemilerini kaybediyorlar, genelde hayatlarını da. Denizler tehlikelidir, en tehlikeli oldukları zaman sonbahardır. Denizde boğulan birçok kaptan, çocuklarının ve dul karısının zorda kalmayacağını bilerek, Braavos’ta imzaladığı sigorta senedinden küçük bir teselli almıştır şüphesiz.” Nazik adamın dudaklarından hüzünlü bir gülümseme geçti. “Lâkin böyle bir sigorta senedi yazmak başka şey, sigortanın yükümlülüğünü yerine getirmek bambaşka bir şey.”</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şu söze dikkat edin: Nazik Adam <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Denizler tehlikelidir, en tehlikeli oldukları zaman sonbahardır,” </span></span>diyor.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani.... 4. kitapta sonbahar fırtınasını görüyoruz ve Titan’ın Kızı,o gece denize çıkıyor ki Brienne bize bilhassa bu gemiyi hatırlatıyor. Haliyle hooppp otomatikman bu olan biten Nazik Adam’ın sözleriyle ve sigortacı meselesiyle bağlantılı hale geliyor.</span></div>
<div align="left"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanıt 3: ‘Kaptanın adını söylememe’ olayı</span></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arya doğal olarak merak ediyor: ‘Kim bu? Kim dua etti de bu adamın ölmesini istedi?’ Biliyorsunuz bizim kızın tabiatı meraklıdır, sormadan duramaz. Nazik Adam ise adını vermek istemiyor ve Arya’ya net bir çizgi çekiyor: “senin işin değil,” diyerek geçiştiriyor.</span></div>
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kedi anladı. Kaptanlardan biri yaşlı adamdan nefret ediyor olmalı. Kaptanlardan biri Siyahın ve Beyazın evine gelip yaşlı adamın ölmesi için dua etti. Kedi, bunu hangi kaptanın yaptığını merak etti ama nazik adam ona söylemedi.</span></div></blockquote>
</div>
<div align="center">
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bakın bu önemli: Eğer bu ‘kaptan’ Arya’nın hiç tanımadığı rastgele bir adam olsaydı… adının söylemesinin Arya açısından hiçbir duygusal etkisi yok. Yani şöyle bile diyebilirdi Nazik Adam: Falan filancacı bir deniz kaptanı... illa doğrudan isim vermesine bile gerek yok. Yani FM’lerin “bilgi” konusunda ne kadar açgözlü oldukları düşünüldüğünde Arya’ya “bilmene gerek yok, önemsiz,” minvalinde baştan savma hareketler yapmazlardı herhalde? Başka biri olsa bir şeyler söylerlerdi... ama eğer bu isim, Arya’nın çok iyi bildiği Ternesio Terysolsaydı?</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arya’nın kafası karışırdı çünkü bu adam, onu buraya getiren kişi. Gerçekçi olursak Arya, kendisine iyilik yapan “duygusal bağ” kurduğu insanlara karşı oldukça “verici” olabildiği gibi “sahiplenme hızı” da biraz ürkütücü olabilir. Olayı bir anda “kişisel intikama” çevirirdi. Bu adam benim kankama yamuk yaptı! Diye tepkili olurdu. Bu tür bir yaklaşım da FM’nin isteyeceği bir şey değil.</span></div>
<span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İDDİA 2: Arya’nın kendisinin “ödeme” olma ihtimali</span></span></span><br />
<br />
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi kuramın bir diğer çarpıcı kısmına geldik. Biliyorsunuz ki Faceless Men ‘bedelsiz’ iş yapmıyor; sizden ya altınınızı alır ya da kendinizi veya hizmet için sunduğunuz birini; örneğin Küçük Kız olarak tanıdığımız kişi, babası tarafından veriliyor hizmet bedeli olarak... ama diyelim kaptan sigortacı yüzünden zarara uğradı ve parasal olarak sıkışık… O zaman ‘bedel’ ne olabilir?” Neticede FM’ler ucuza hizmet sunmaz; ya küçük bir hazine talep ederler en ucuz kişi için bile ya da ömür boyu hizmetinizi isterler veya sizin yerinize ailenizden biri de olabilir. Tabii genel anlamda burada bence asıl mesele FM’nin ihtiyacı olan bir şeyi onlara vermekle ilgili diyebiliriz... adamların tarife listesi yok duvarlarına astıkları... her şey isteyebilirler kuramsal olarak... Kısacası FM’yi memnun edecekleri bir şey sunabilmeniz gerekiyor.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ve burada akla şu geliyor: Kaptanın Braavos’a getirdiği şey, aslında çok değerli bir teslimat: Arya Stark. Kaptan, demir parayı ona veren bir çocuğu güvenle getiriyor. FM’lerin sağda solda tarikatlarına katılacak adam aradıklarını da onları bu şekilde sırlarını Jaqen gibi ortaya koyup saldıklarını da zaten sanmıyorum. Arya FM için kesinlikle “özel” biri.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani arkadaşım diyor ki: ‘Belki de suikastın bedeli, Arya’nın güvenli teslimiydi. Bu doğruysa… Arya farkında olmadan kendisini kurtaran adamın da intikamını alıyor.”</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu gayet mümkün çünkü ne dedim? Temelde FM’yi memnun edecek bir şey sunmanız gerekiyor. Haliyle Arya Stark’ın güvenli şekilde teslim edilmesi,  gayet önemli bir hizmet FM’nin gözünde... çünkü sıradan bir kız değil. Özellikle de <br />
<a href="https://www.youtube.com/watch?v=mNbwBp55QOI" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Buz Şampiyonu</a> kuramımda haklı isem...</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Neticede kurama genel olarak baktığımızda tam da GRRM’nin seveceği türden bir  şey.</span></div>
<div align="left"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki sizlere soru:</span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eğer bu kuram doğruysa ki bence öyle… Faceless Men’in Arya’yla bağlantısı çok daha erken ve çok daha planlı olduğuna dair de bir delil niteliği taşımıyor mu?  Yorumlara yazın: Sizce “bu kaptan” gerçekten Ternesio mu? Yoksa Braavos’tan bambaşka biri mi?</span></span></div>
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tanrılar Havaya Sikke Atmaz - Targaryenler Aslında Deli Değil Mi?]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=73</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 16:42:44 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=131">Valvein12</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=73</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Size tarihi aktaracak bir üstat değilim, Majesteleri. Benim hayatım kılıçlar oldu, kitaplar değil. Ama her çocuk Targaryenların deliliğe her zaman çok yakın yerde dans ettiğini bilir. Babanız ilk değildi. Kral Jaehaerys bir zamanlar bana deliliğin ve azametin aynı sikkenin iki yüzü olduğunu söylemişti. Yeni bir Targaryen doğduğu zaman, derdi, tanrılar sikkeyi havaya atarmış ve dünya yere nasıl düşeceğini görmek için nefeslerini tutarmış."</span></div>
<hr class="mycode_hr" />
<div align="justify">Westeros tarihinde Kral Jaehaerys'e atfedilen bu sözü biliyoruz. Seri boyunca kitaplarda bize sürekli aynı klişe dikte edildi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Targaryen Deliliği</span>. Westeros halkının (ve biz okuyucuların) "insanlardan çok tanrılara benzeyen Targaryenler için" en çabuk kabullendiği gerçeklerden biri olan bu genetik lanet aslında gerçek olmayabilir mi?</div>
<div align="justify">Bahsi geçen bozuk para aslında o kadar da sık havaya atılmıyor. </div>
<div align="justify">Elbette nesiller boyu süren ensest geleneğinin genetik havuzu daralttığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak tarihteki "deli" Targaryenleri yakından incelediğimizde, altından genetik bir hastalıktan çok daha fazlası çıkıyor. Çoğu vakanın arkasında ağır psikolojik travmalar, mutlak gücün getirdiği haklı bir paranoya, ihanetler, zehirlenme şüpheleri ve en önemlisi; tarihi her zaman kazananların (ve Üstatların) yazması yatıyor.</div>
<div align="justify">Bu başlık altında, yüzyıllardır süregelen bu ön yargıyı masaya yatırmak istiyorum. "Deli" Kral Aerys'ten Zalim Maegor'a, Kutsal Baelor'dan Helaena Targaryen'e kadar delilikle suçlanan isimlerin hikayelerine yakından bakacağız. Amacım, sorunun kanlarında değil, Demir Taht'ın çevresindeki zehirli ve acımasız gölgelerde olduğunu göstermek.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Kral "Zalim" Maegor Targaryen</span></span></span></div>
<div align="justify">
Listemizin en başında delilik damgasının potansiyel olarak vurulabileceği ilk isim, Fatih Aegon'un kardeş-eşi Kraliçe Visenya'dan olma oğlu Kral Maegor Targaryen ya da seri boyunca sıklıkla anıldığı ismiyle "Zalim Maegor". Seri boyunca onun zalimliğini ve zulmünü pek çok karakterin düşüncelerinde okuyor, sıklıkla birilerinin başka kişileri "Maegor'a benzetmesini" dinliyoruz. Bu benzetmeler istisnasız olarak her zaman bir tiranlık eleştirisi oluyor, 'tiranlaşan' karakterler için kullanılıyor.</div>
<div align="justify">Ancak atlanan en büyük detay Maegor'un deliliğinin doğuştan gelmediği. Maegor için kullanabileceğimiz doğuştan gelen tek etiket "savaşçı" olabilirdi.</div>
<div align="justify"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Maegor turnuvalarda ve meydan kavgalarında kendini kabul ettirmiş bir savaşçı olarak bilinir. On üç yaşındayken turnuvalarda tecrübeli şövalyeleri yenebilirdi. FS 28'de Kral'ın Şehri'nde yapılan turnuvada henüz on altı yaşındaki Maegor üç Kral Muhafızı'nı atsız bırakır ve turnuvayı kazanır. Turnuva için yetiştirilen birçok kişiden daha iyi savaşçı olur. Şövalye yetiştirilen alanda babası tarafından on altı yaşında şövalye ilan edilir."</span></div>
<div align="justify">Onun karakteriyle ve olmayan deliliğiyle ilgili atlanmaması gereken ilk detay Maegor'un annesi Kraliçe Visenya Targaryen'dir. Visenya tıpkı oğlu Maegor gibi doğuştan bir savaşçıdır, ateş ve kan'ın "kan" kısmıdır. Kral Aegon'un saltanatı süresince özellikle "savaş" çağrısı kulağa çalındığında ya da ölüm anıldığında akla ilk gelen figürdür. Bu özelliklerini daha sonraki Ejderhaların Dansı süresince ejderhası "Vhagar" da sürdürür.</div>
<div align="justify">Visenya'nın oğlu Maegor'u nasıl eğittiğini potansiyel olarak biliyoruz. Ona istediğini almayı, en büyük olanı almayı öğreten kişi muhtemelen Visenya'ydı. "Maegor önceden beri Balerion'u istemiş ve sonunda ona sahip olmuştur." Aenys tahta çıktığında Kraliçe Visenya, oğlu Maegor için eş adayı olarak Aenys'in en büyük çocuğu Rhaena Targaryen'i önermişti. Yüce Septon her ne kadar buna şiddetle karşı çıksa da bu detaydan anlayabiliyoruz ki Visenya, oğlu Maegor'u her zaman tahtın ve tacın yakınında tutmayı hedefliyordu. Aenys'in saltanatı süresince çıkan isyanlar oldukça kanlı ve şiddetliydi. Öyle ki "İnanç" Aenys'e karşı ayaklandığında ve ortalık kan gölüne döndüğünde Aenys giderek hastalanmaya başlar ve bakımını, pek de sürpriz olmayacak şekilde, Visenya üstlenir. Aenys kısa süre sonra öldüğünde Visenya, ejderhasının sırtına atlayıp sürgüne gönderilen oğlunu geri getirmek ve başına bir taç yerleştirmek için Pentos'a uçar.</div>
<div align="justify">Bu gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda Maegor'a ne kadar delilik atfedebiliriz ki? Kendisini her zaman başa geçirmeye çalışan, her zaman en büyüğü ve en güçlüyü almayı öğreten, oğlunu "en güçlü" olması için eğiten bir anne varken Maegor'un ne zalimliği ne de deliliği genetik olarak kabul edilebilir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Kraliçe Helaena Targaryen</span></span></span></div>
Kral II. Aegon Targaryen'in kardeş-eşi Kraliçe Helaena Targaryen için doğrudan olmasa da delilik yaftası kullanılır. Bu yafta aslen tek bir kaynakta karşımıza çıkar. Ateş ve Kan kitabının "Ejderhaların Ölümü - Oğula Karşı Oğul" kısımlarında Âliüstat Gyldayn'ın Helaena'dan bahsederken ona deli dediğini biliyoruz. Fakat iki çocuğu önünde rehin alınmış ve "ölecek çocuğunu" seçmesi istenen bir anne için genetik bir delilik söz konusu olabilir mi? Helaena'nın çocukları korkunç şekilde öldürüldü. Bir anne olarak delirmek onun hakkı değil de ne?<br />
<hr class="mycode_hr" />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Kral "Yüce" Baelor Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Listemizin bir diğer tartışmalı ismi, madalyonun zıt yüzü gibi görünen ama aslında aynı fırçayla boyanan Kral I. Baelor Targaryen, bilinen adıyla "Yüce Baelor". Seri boyunca onun adı genellikle aşırı dindarlığıyla, inşa ettirdiği devasa Sept'le ve kız kardeşlerini hapsettiği Kız Kulesi'yle anılır. Birçok karakter ve üstat onun bu fanatik dindarlığını, gaipten sesler duymasını ve en sonunda kendini aç bırakarak öldürmesini Targaryen deliliğinin farklı bir tezahürü olarak yorumlar. Okuyuculara göre ise bu, zalimlik yerine dini bir histeri olarak ortaya çıkan genetik bir deliliktir.</div>
<div align="justify">Ancak atlanan en büyük detay, yine Baelor'un deliliğinin doğuştan gelmediğidir.</div>
<div align="justify">Onun karakteriyle ilgili ilk detay, yaşadığı ağır psikolojik travmalar ve kendi bedeni üzerinde yarattığı fiziksel yıkımdır. Baelor'un akli dengesini bozan şey kanındaki genetik bir lanet değil; ağabeyinin vahşice öldürülmesinin getirdiği travma, omuzlarındaki krallık yükü ve en önemlisi zehirdir. Kuzeni Ejderha Şövalyesi Aemon'u Wyl Hanesi'nin tutsaklığından kurtarmak için girdiği engerek çukurunda defalarca ısırıldığını biliyoruz. Baelor o çukurdan çıkarıldığında yarı ölüydü, zehir tüm vücudunu sarmıştı ve aylarca komada kaldı. Bugün bile ağır zehirlenmelerin insan sinir sistemi ve beyni üzerinde kalıcı hasarlar bıraktığını biliyoruz. Baelor komadan uyandığında artık eski Baelor değildi.</div>
<div align="justify">Engerek zehrinin beyninde yarattığı hasara ek olarak, Baelor'un dini bir kefaret olarak uyguladığı ölümcül oruçları da unutmamak gerekir. Haftalarca yemek yememesi, su içmemesi, beynini sürekli olarak şekersiz ve besinsiz bırakması, duyduğu seslerin ve gördüğü halüsinasyonların asıl sebebiydi. Kız kardeşlerini "kendisini günaha teşvik ettikleri" gerekçesiyle kuleye kapatması, bir delinin nedensiz eylemi değil; kendi zayıflığından, travmalarından ve günah korkusundan kaçmaya çalışan, zehrin ve açlığın etkisiyle muhakeme yeteneğini tamamen kaybetmiş bir adamın çırpınışlarıdır.</div>
<div align="justify">Baelor'a ne kadar genetik bir delilik atfedebiliriz ki? Ağabeyinin cinayetiyle sarsılmış, dökülen kanların kefaretini ödemek için zihnini dine hapsetmiş, yılan zehriyle sinir sistemi tahrip olmuş ve kendini aç bırakarak halüsinasyonlar gören bir adam varken; Baelor'un eylemlerini sikkenin yanlış yüzüyle açıklamak, Demir Taht'ın ve Westeros'un acımasızlığının bir insanın zihnini nasıl parçalayabileceğini görmezden gelmektir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prens Rhaegel Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">"Targaryen Deliliği" efsanesinin belki de en haksız ve en yüzeysel şekilde kullanıldığı isimlerden biriyle devam edelim: Kral II. Daeron'un üçüncü oğlu Prens Rhaegel Targaryen. Serinin hayranları arasında veya kitap sayfalarında adı geçtiğinde akla ilk gelen şey bellidir; Kızıl Kale'nin koridorlarında çırılçıplak dans etmesi ve nihayetinde bir yılan balıklı turtayla boğularak son derece trajikomik bir şekilde ölmesi. Westeros halkı ve tarih yazıcıları için bu durum, bozuk paranın dik düşmeyip doğrudan yanlış yüze yuvarlanmasının kanıtıdır. Peki, gerçekten öyle mi?</div>
<div align="justify">Rhaegel'i "Deli" Kral Aerys ya da kana susamış diğer tiranlarla aynı genetik sepete koymak, bu teorinin ne kadar kolaya kaçtığını gösteriyor. Çünkü Rhaegel’in "deliliği" hiçbir zaman kılıçtan, ateşten veya kandan beslenmedi. Kaynaklar onu her zaman "uysal", "nazik", "hastalıklı" ve "melankolik" olarak tanımlar. O, insanları diri diri yakmadı ya da paranoyakça infazlar emretmedi. Sadece zihinsel olarak o dünyaya ait değildi.</div>
<div align="justify">Bu noktada Prens Rhaegel'in içine doğduğu dönemin atmosferine bakmamız gerekiyor. Gençlik yılları, Westeros tarihinin en travmatik olaylarından biri olan Birinci Blackfyre İsyanı'na denk gelir. Babası II. Daeron meşruiyet krizleriyle boğuşurken, ağabeyleri ve amcaları krallığı ikiye bölen kanlı bir iç savaşta birbirlerini katlediyordu. Taht oyunlarının en acımasız şekilde oynandığı, her gölgenin bir suikastçı sakladığı bu zehirli atmosferde büyüyen, zaten doğuştan fiziksel olarak zayıf ve hassas birinin psikolojik olarak sağ çıkmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?</div>
<div align="justify">Günümüz dünyasında yaşasaydı, Rhaegel'in durumunu muhtemelen nöroçeşitlilik, ağır depresyon veya aşırı stresin tetiklediği manik ataklar (Kızıl Kale'deki çıplak dansı gibi) olarak adlandırırdık. Fakat her anomaliyi büyüye, lanete ya da kana bağlamaya dünden razı olan Westeros Üstatları için o sadece deli bir Targaryen'di. Oysa Rhaegel'in durumu, Demir Taht'ın ve etrafındaki vahşetin, ona uygun olmayan kırılgan bir zihni nasıl paramparça ettiğinin saf bir örneğidir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prenses Aelora Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">
Targaryen soyağacının en karanlık ve hüzünlü dallarından birine, Prenses Aelora’ya yakından bakalım. Westeros tarihçileri Aelora’nın adını genelde fısıltıyla anar ve intiharını doğrudan kanındaki "deliliğe" bağlarlar. Aklını kaçırmış, dengesizleşmiş ve sonunda kendi canına kıymış bir prenses... Üstatların parşömenlerinde yazan özet genellikle budur. Ancak Aelora’ya yapıştırılan deli yaftası, muhtemelen tüm serideki en acımasız ve en yüzeysel teşhistir.</div>
<div align="justify">Aelora'nın hikâyesinde genetik bir hastalıktan ziyade; üst üste binmiş ve bir insanın taşıyabileceği sınırı çoktan aşmış, devasa bir psikolojik enkaz yatar.</div>
<div align="justify">Her şeyden önce Aelora’nın hayatını mahveden trajik kırılma anını hatırlamamız gerekiyor: İkiz kardeşi ve aynı zamanda kocası olan Prens Aelor’un ölümü. Üstelik bu sıradan bir ölüm değildi; Aelora, kendi kocasının/ikizinin ölümüne yanlışlıkla sebep olmuştu. Anne rahminden beri birlikte olduğunuz, hayatınızı ve yatağınızı paylaştığınız insanı kendi ellerinizle, hem de bir kaza sonucu öldürdüğünüzü hayal edin. Günümüz psikolojisinde bunun karşılığı ağır bir Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve kişiyi yiyip bitiren devasa bir suçluluk duygusudur. Aelora delirmedi; sadece bu devasa acının altında ezildi.</div>
<div align="justify">Dahası, bu korkunç travmayı atlatmasına bile fırsat verilmedi. Kardeşinin ölümünün ardından amcası Kral I. Aerys, zaten ruhsal olarak darmadağın olmuş bu kadını varisi ilan edip ona Ejderha Kayası Prensesi unvanını verdi. Yas tutmasına, iyileşmesine izin verilmeden omuzlarına koca bir krallığın ve tahtın ağırlığı yüklendi.</div>
<div align="justify">Fakat Aelora’yı asıl uçuruma iten, genlerindeki hayali bir lanet değil, Westeros'un vahşi doğasıydı. Maskeli bir balo sırasında "Fare, Şahin ve Domuz" olarak bilinen üç gizemli adamın saldırısına (ve kuvvetle muhtemel çok daha ağır bir istismara) uğradı. Kocasının ölümünün suçluluğuyla aklını yitirme noktasına gelmiş bir kadının, böyle korkunç bir saldırıya maruz kaldıktan kısa süre sonra intihar etmesi gerçekten "Targaryen Deliliği" midir?</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prens Aerion "Parlakalev" Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Eğer şimdiye kadar incelediğimiz karakterler içerisinde, sikkenin kesinlikle ters düştüğünü iddia edebileceğimiz birisi varsa o kişi muhtemelen Prens Aerion "Parlakalev" Targaryen'dir. Kukla gösterilerinde ejderhayı "öldürdüğü" için sıradan bir kuklacının parmaklarını kırdıran, küçük kardeşi Aegon'a kan dondurucu zorbalıklar yapan ve en nihayetinde bir kadeh çılgınateşi içerek feci şekilde can veren bir prens. Kağıt üzerinde okuduğunuzda teşhis basittir: Saf ve katıksız bir deli.</div>
<div align="justify">Peki, Aerion'un eylemleri gerçekten bir zihin hastalığının mı ürünüydü yoksa mutlak gücün, sıfır denetimin ve "Targaryen İstisnacılığı" inancının yarattığı korkunç bir megalomaninin mi?</div>
<div align="justify">Aerion'un karakterini şekillendiren en büyük zehir, ailesinin nesillerdir Westeros'a dayattığı doktrindi: "Biz diğer insanlardan farklıyız, biz ejderha kanı taşıyoruz, biz tanrılara sıradan fanilerden daha yakınız." Aerion bu propagandayı sadece dinlemekle kalmadı, onu kelimesi kelimesine içselleştirdi. Onun zalimliği, aklını yitirmiş bir adamın anlamsız şiddeti değildi; kendini kelimenin tam anlamıyla üstün bir tür, insan formuna sıkışmış bir tanrı olarak gören bir sosyopatın kibrinden besleniyordu. Kardeşi Aegon'a olan nefreti veya sıradan halka böcekmiş gibi davranması, empati yoksunluğu çeken aşırı şımartılmış bir prensin klasik bir narsisistik kişilik bozukluğu sergilemesinden başka bir şey değildir. Ne yani, Ramsay Bolton'a da mı sırf ruh hastası olduğu için Targaryen diyeceğiz?</div>
<div align="justify">"Aerion bir noktada Westeros'a döndü ve FS 219'da Üçüncü Blackfyre İsyanı'nda savaştı. Orada 'iyi bilinen' bazı eylemler gerçekleştirdi. Acıçelik yakalandıktan sonra Aerion ve Kral Eli Lord Brynden Nehir, Kral I. Aerys'i Aegor'u idam etmeye ikna etmeye çalıştılar ancak kral, Acıçelik'i bunun yerine Gece Nöbetçileri'ne göndermeye karar verdi."</div>
<div align="justify">Gelelim ölümüne... Aerion'un çılgınateş içmesi genellikle onun deliliğinin zirvesi, intihara meyilli bir cinnet anı olarak anlatılır. Fakat işin trajik ve bir o kadar da ironik tarafı şudur: Aerion ölmek istemiyordu. O, ailesinin yüzyıllardır anlattığı büyülü masallara o kadar derinden inanmıştı ki yeşil alevleri içtiğinde gerçekten fiziksel bir ejderhaya dönüşeceğini sanıyordu. Bu eylem, aklını kaybetmiş birinin değil; kendi yarattığı mitolojinin içinde boğulan, gerçeklik algısını kibri yüzünden yitirmiş bir fanatiğin son çırpınışıdır. Ve gerçekten "ejderha kanı" taşıyan, çocukları ölü doğduğunda kanatlar ve kuyruklar taşıyan bir soyun aslında kökenlerini biliyor muyuz ki? Ölülerin canlanıp yürüdüğü, kan kurbanlarının ve sayısız lanetli ritüelin gerçekleştiği bir ortamda -öz kardeşi ejderha rüyaları gören bir adamın gerçekten bu hamlesine doğuştan bir delilik demek doğru mu? Aerion'un hikayesi bize genetik bir laneti değil, tehlikeli bir yetiştirilme tarzını anlatır. Bir çocuğa sürekli olarak insanüstü bir varlık olduğunu, kuralların onun için geçerli olmadığını ve damarlarında sihir aktığını söylerseniz, günün birinde o çocuğun ateşe atlayıp uçmayı beklemesi bir delilik değil, eğitimin kaçınılmaz sonucudur.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prens Viserys Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Buz ve Ateşin Dünyası'na adım attığımızda karşılaştığımız ilk "Deli" Targaryen profili Daenerys'in ağabeyi Viserys'tir. Kardeşine fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan, gerçeklikten kopmuş, kibirli, etrafındakilere sürekli "Ejderhayı uyandırmaktan" bahseden ve en sonunda kendi kibri yüzünden erimiş altınla can veren, acınası bir figür. Çoğu okuyucu için Viserys, bozuk paranın kesinlikle ters düştüğü, babası II. Aerys'in deliliğini genlerinde taşıyan klasik bir vakadır.</div>
<div align="justify">Viserys; ailesinin katledildiği, babasının kendi muhafızı tarafından sırtından bıçaklandığı, ağabeyinin göğsünün ezildiği, yengesinin tecavüze uğrayıp yeğenlerinin parçalandığı isyan sırasında henüz sekiz yaşındaydı. Gece yarısı doğduğu evden, Kızıl Kale'den kaçırılmak zorunda kaldı. Önce sığındıkları Ejderha Kayası'nda annesini doğum sırasında kaybetti, ardından onlara bakan Sör Willem Darry öldü. Hizmetkârlar tarafından soyuldular ve sokağa atıldılar. Tüm hanedanın devasa mirası, intikamı ve geleceği; henüz kendi ayakkabılarını bile bağlamakta zorlanan sürgündeki bir çocuğun omuzlarına yüklendi.</div>
<div align="justify">Viserys'in delilik ve paranoya olarak adlandırılan davranışlarının temelinde aslında gayet haklı ve acımasız bir gerçeklik yatıyordu: Robert Baratheon'un suikastçıları gerçekten peşlerindeydi. Her an boğazlarının kesileceği korkusuyla kıtadan kıtaya, şehirden şehre kaçmak, hayatta kalmak için annesinin tacını satacak kadar dibe vurmak ve soylular tarafından "Dilenci Kral" olarak alaya alınmak... Yetişkin ve sağlıklı bir zihnin bile kaldıramayacağı bu stres, Viserys'in gerçeklik algısını yavaş yavaş paramparça etti.</div>
<div align="justify">Daenerys'e uyguladığı istismar ve "Ejderhayı uyandırma" tehditleri kesinlikle savunulamaz ancak bunun psikolojik altyapısı çok nettir. Hayatında hiçbir şeyin kontrolüne sahip olmayan, sürekli aşağılanan, gücünü ve evini kaybetmiş bir gencin, otorite kurabildiği yegâne varlığa, küçük kız kardeşine eziyet etmesi klasik bir yer değiştirmiş saldırganlıktır (displaced aggression). Viserys, içindeki korkmuş ve çaresiz çocuğu saklamak için zalim "Ejderha" maskesini takmak zorundaydı. Aksi takdirde, Essos'un acımasız sokaklarında çoktan delirecekti.</div>
<div align="justify">Bu hikâyenin en can alıcı ve genellikle gözden kaçırılan kısmı ise Viserys'in her zaman gördüğümüz zalim ve dengesiz figür olmamasıdır. Daenerys'in çocukluk anılarına ve iç monologlarına indiğimizde, karşımıza bambaşka bir ağabey profili çıkar.</div>
<div align="justify">Braavos'taki Kırmızı Kapılı Ev'de, Sör Willem Darry henüz hayattayken Viserys, küçük kız kardeşi için bir canavar değil; o bir koruyucu, bir öğretmen ve sahip olduğu yegane aileydi. Daenerys'e Targaryen tarihini, atalarını, ejderhaları ve Westeros'u ilk anlatan oydu. Yoksulluğun ve sürgünün en karanlık günlerinde, sokaklarda aç kalmamak için anneleri Kraliçe Rhaella'nın son yadigârı olan tacı satmak zorunda kaldığı kırılma anına kadar Viserys, kardeşini dünyadan sakınan gencecik bir çocuktu. Annesinin tacını sattığı gün, Viserys'in içindeki masumiyetin ve umudun da tüccarın tezgahında kaldığı gündür.</div>
<div align="justify">Daenerys abisinin ona yaşattığı eziyetleri hiçbir zaman unutmadı ama onu bu cehenneme iten şartların da her zaman farkındaydı. Eğer Viserys iddia edildiği gibi genetik bir deli, doğuştan gelen şeytani bir tiran olsaydı; Daenerys kendi küllerinden doğurduğu üç ejderhadan birine onun adını vermezdi.</div>
<div align="justify">Viserion'un adı, abisine duyduğu nefretten ya da bir zorunluluktan değil, onun elinden çalınmış geleceğe duyduğu yastan gelir. Daenerys ejderhasını isimlendirirken zalim "Dilenci Kral"ı değil, ona ninniler söyleyen, masallar anlatan ve annesinin tacını satarken gizlice ağlayan çocuğu onurlandırmıştır.</div>
<div align="justify">Dany'nin kitaplarda Viserion'a bakarken söylediği sessiz itiraf aslında tüm delilik teorisini tek kalemde çürütür: "O, altın bir ruha sahip olabilirdi... Eğer dünya ona bu kadar acımasız davranmasaydı." </div>
<div align="justify">Dolayısıyla Viserys'i aklını kaçırmış bir zorba olarak rafa kaldırmak, Daenerys'in abisine duyduğu karmaşık sevgiyi ve onun trajedisini hiç anlamamış olmak demektir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Deli Kral Aerys Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Targaryen hanesini delilikle itham eden herkesin elindeki en büyük koz, şüphesiz Kral II. Aerys'tir. Westeros tarihinin gördüğü en paranoyak, en zalim ve en dengesiz hükümdarlardan biri. Onun saltanatının son yıllarına baktığımızda gördüğümüz tablo korkunçtur; ancak Aerys'in doğuştan bu karanlığı taşıdığını iddia etmek, onun yaşadığı psikolojik çöküşü ve travmaları tamamen görmezden gelmektir. Çünkü Aerys de tıpkı listedeki diğer "kraliyet ailesi üyeleri" gibi deli olarak doğmadı, üst üste gelen devasa travmalarla yavaş yavaş delirtildi.</div>
<div align="justify">Genç Aerys'i nasıl hatırlıyoruz? Tahta ilk çıktığında umut vadeden, karizmatik, cömert ve enerji dolu bir gençti. Tywin Lannister ve Steffon Baratheon gibi dönemin en parlak isimleriyle yakın arkadaştı. Dokuz Metelik Kralların Savaşı'nda cesurca savaşmış, geleceğe dair devasa (ve biraz da vizyoner) hayalleri olan bir kraldı: Dorne'un çöllerine kanallarla su getirmek, Kral Toprakları'nın pis kokulu sokaklarını mermerden baştan inşa etmek istiyordu. Peki, bu parlak genç adam nasıl oldu da kabuk bağlamış yaralarla dolu, çılgınateşine tapan bir paranoyağa dönüştü?</div>
<div align="justify">Aerys'in zihnindeki ilk büyük çatlak, kanlı savaş meydanlarında değil, kendi yatak odasında açıldı. Aerys ve kardeş-eşi Kraliçe Rhaella, yıllar boyunca art arda düşükler, ölü doğumlar ve beşik ölümleri yaşadılar. Rhaegar'ın doğumundan sonra, krallığın varisini güvence altına almak için çabalayan çift, tam üç düşük, iki ölü doğum ve bebekken ölen üç çocuk acısı yaşadı. Aerys bu acıyla başa çıkamadı; yas tutmak yerine suçlayacak birilerini aradı. Tanrıların onu lanetlediğini, eşinin sadakatsiz olduğunu veya çocuklarının zehirlendiğini düşünmeye başladı. Bu, deliliğin değil, çaresiz bir kederin paranoyaya dönüşmesiydi.</div>
<div align="justify">Ancak Aerys'in zihnine asıl ölümcül darbeyi indiren olay, Targaryen tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir ihanet olan Duskendale Ayaklanması'dır. Bir kral olarak kendi vasalı Lord Darklyn tarafından tuzağa düşürüldü, esir alındı ve tam altı ay boyunca karanlık bir zindanda rehin tutuldu. Her gün, her saat öldürülme korkusuyla yaşadı. Üstelik en yakın arkadaşı ve Sağ Eli olan Tywin Lannister, onu kurtarmak için hiçbir acele etmiyor, adeta Aerys'in kalede ölmesini ve yerine Rhaegar'ın geçmesini bekliyordu. Altı ayın sonunda o zindandan çıkan adam artık Aerys Targaryen değildi.</div>
<div align="justify">Duskendale'den sonra Aerys'in geliştirdiği delilik semptomlarına yakından bakalım: Kesici aletlerden dehşetle korktuğu için saçlarını ve tırnaklarını kestirmeyi reddetti. İnsanların ona dokunmasına katlanamıyordu (hafefobi). Kendi oğlundan ve yıllarca güvendiği Tywin Lannister'dan ölesiye şüpheleniyordu. (Ki haksız sayılmazdı; Tywin Lannister'ın Kral Toprakları'nı kendi casuslarıyla doldurduğunu, Rhaegar'ın ise Harrenhal yıllarında babasını tahttan indirmek için bir "komplo" kurduğunu biliyoruz.) Bütün bu davranışlar genetik bir lanetin rastgele patlamaları değil; ihanete uğramış, ölümden dönmüş, esaret altında işkence çekmiş bir zihnin aşırı uyarılmış savunma mekanizmalarıdır. Çılgınateşe olan hastalıklı tutkusu bile bu çaresizliğin bir sonucudur; kılıçlara ve insanlara güvenemeyen travmatize olmuş kralın, ona kimsenin dokunamayacağı tek saf güce, ateşe sığınmasıdır.</div>
<div align="justify">Duskendale travmasının ardından Aerys'in iyileşmesi için huzura ve güvene ihtiyacı varken tam tersi oldu. Zihnindeki şüpheleri beslemek için Dar Deniz'in karşısından, Essos'tan Varys'i getirtti. Westeros'taki hiç kimseye güvenmediği için krallığın Fısıltı Lordu yaptığı Varys, Aerys'in yarasını sarmak yerine yarayı sürekli deşerek kanattı. Varys'in her gün kulağına fısıldadığı gerçek ya da uydurma ihanet senaryoları, Aerys'i kendi yarattığı bir korku yankı odasına hapsetti. Bu yankı odasında en güvendiği eski dostu Tywin Lannister artık bir tehdit, kendi öz oğlu ve varisi Rhaegar ise onu devirmek için gün sayan bir düşmandı.</div>
<div align="justify">Özellikle oğlu Rhaegar'a duyduğu hastalıklı şüphe, deliliğin değil, kontrolü tamamen kaybetme korkusunun bir sonucuydu. Yıllarca Kızıl Kale'den dışarı adım atmayan Aerys'in Harrenhal Turnuvası'na katılmasının tek sebebi de buydu. Oraya bir kral olarak boy göstermeye değil; Varys'in "Rhaegar lordları toplayıp sizi tahttan indirecek" fısıltıları yüzünden, kendi oğluna gözdağı vermek için; saçları ve tırnakları uzamış, bir deri bir kemik kalmış bir hayalet olarak gitmişti.</div>
<div align="justify">Gelelim Stark infazlarına... Brandon Stark Kızıl Kale'nin kapılarına dayanıp Rhaegar'ın kellesini istediğinde, sağlıklı düşünen bir hükümdar onu zindana atar, yargılar veya fidye isterdi. Ancak Aerys'in zihni artık rasyonel düşünemeyecek kadar ağır bir tehdit altındaydı. Geçmişteki Duskendale esaretinin travması tetiklenmişti; yine birileri ona kafa tutuyor, yine hayatı ve tahtı tehlikeye giriyordu. Rickard Stark'ı kendi zırhının içinde canlı canlı pişirmesi ve oğlunu onu kurtarmaya çalışırken boğulmaya mahkûm etmesi sadece delice bir fantezi değildi. Bu, korkudan aklını yitirmiş bir adamın, etrafındaki herkese "Ben dokunulmazım, benim gücüm ateşin gücü." diyerek çaresizce güç gösterisi yapmasıydı. Aynı korkuyla, Tywin Lannister'ın altın varisi Jaime'yi Kral Muhafızı yapmıştı; ona bir onur bahşetmek için değil, Tywin'e karşı elinde canlı bir rehine, bir etten kalkan tutmak için.</div>
<div align="justify">Evet, Aerys en nihayetinde bir canavara dönüştü. Ancak bu dönüşüm, var olmayan bir bozuk paranın havaya atılmasıyla olmadı. Evlat acılarıyla, güvendiği dostlarının ihanetleriyle, karanlık bir zindanda yaşadığı altı aylık saf dehşetle ve etrafını saran dalkavukların fısıltılarıyla şekillendi...</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/KjQ8L8I.png" alt="Hisar" title="Hisar" class="smilie smilie_48" /> </div>
<div align="justify">
Tüm isimleri, hayatları ve trajedileri alt alta koyduğumuzda, Westeros tarihinin en büyük yalanlarından biriyle yüzleşiyoruz. Üstatların parşömenlere kazıdığı, halkın meyhanelerde fısıldadığı Targaryen Deliliği, aslında iktidarın, bitmek bilmeyen travmaların, ihanetlerin ve en önemlisi insan olmanın getirdiği çöküşlerin üstünü örtmek için uydurulmuş koca bir kılıftır. Tarihi her zaman kazananlar yazar; Robert'ın İsyanı'ndan sonra Baratheonlar ve onlara hizmet eden Üstatlar için, devirdikleri hanedanı doğuştan gelen bir lanetle damgalamak, kendi meşruiyetlerini sağlamlaştırmanın en kolay yoluydu.</div>
<div align="justify">Hiçbiri doğuştan deli değildi. Bahsi geçen bozuk para aslında hiç havaya atılmadı. Eğer ortada bir lanet varsa, bu kanlarında dolaşan genetik bir hastalık değil; doğrudan doğruya Fatih Aegon'un binlerce kılıcı eriterek yarattığı tahtın kendisiydi. Demir Taht, sadece üzerine oturanların bedenlerini kesmedi; yüzyıllar boyunca o tahta yaklaşan, gücü arzulayan veya gücün altında ezilen herkesin zihnini de paramparça etti. Targaryenler tanrıların attığı bir sikkenin kurbanı olmadılar; taht oyunlarının, zehirli gölgelerin ve kendi yarattıkları efsanenin altında ezildiler.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<div align="justify">Bu efsanelere her zamankinden çok inanan, tutunan ve takıntılı derecede sığınan bir karakterimiz yok mu? Bir bakış açısı karakteri? Daenerys Targaryen? Belki de onun "delirme yolculuğunu" bunu göz önünde bulundurarak tekrar incelememiz gerekiyor.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Size tarihi aktaracak bir üstat değilim, Majesteleri. Benim hayatım kılıçlar oldu, kitaplar değil. Ama her çocuk Targaryenların deliliğe her zaman çok yakın yerde dans ettiğini bilir. Babanız ilk değildi. Kral Jaehaerys bir zamanlar bana deliliğin ve azametin aynı sikkenin iki yüzü olduğunu söylemişti. Yeni bir Targaryen doğduğu zaman, derdi, tanrılar sikkeyi havaya atarmış ve dünya yere nasıl düşeceğini görmek için nefeslerini tutarmış."</span></div>
<hr class="mycode_hr" />
<div align="justify">Westeros tarihinde Kral Jaehaerys'e atfedilen bu sözü biliyoruz. Seri boyunca kitaplarda bize sürekli aynı klişe dikte edildi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Targaryen Deliliği</span>. Westeros halkının (ve biz okuyucuların) "insanlardan çok tanrılara benzeyen Targaryenler için" en çabuk kabullendiği gerçeklerden biri olan bu genetik lanet aslında gerçek olmayabilir mi?</div>
<div align="justify">Bahsi geçen bozuk para aslında o kadar da sık havaya atılmıyor. </div>
<div align="justify">Elbette nesiller boyu süren ensest geleneğinin genetik havuzu daralttığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak tarihteki "deli" Targaryenleri yakından incelediğimizde, altından genetik bir hastalıktan çok daha fazlası çıkıyor. Çoğu vakanın arkasında ağır psikolojik travmalar, mutlak gücün getirdiği haklı bir paranoya, ihanetler, zehirlenme şüpheleri ve en önemlisi; tarihi her zaman kazananların (ve Üstatların) yazması yatıyor.</div>
<div align="justify">Bu başlık altında, yüzyıllardır süregelen bu ön yargıyı masaya yatırmak istiyorum. "Deli" Kral Aerys'ten Zalim Maegor'a, Kutsal Baelor'dan Helaena Targaryen'e kadar delilikle suçlanan isimlerin hikayelerine yakından bakacağız. Amacım, sorunun kanlarında değil, Demir Taht'ın çevresindeki zehirli ve acımasız gölgelerde olduğunu göstermek.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Kral "Zalim" Maegor Targaryen</span></span></span></div>
<div align="justify">
Listemizin en başında delilik damgasının potansiyel olarak vurulabileceği ilk isim, Fatih Aegon'un kardeş-eşi Kraliçe Visenya'dan olma oğlu Kral Maegor Targaryen ya da seri boyunca sıklıkla anıldığı ismiyle "Zalim Maegor". Seri boyunca onun zalimliğini ve zulmünü pek çok karakterin düşüncelerinde okuyor, sıklıkla birilerinin başka kişileri "Maegor'a benzetmesini" dinliyoruz. Bu benzetmeler istisnasız olarak her zaman bir tiranlık eleştirisi oluyor, 'tiranlaşan' karakterler için kullanılıyor.</div>
<div align="justify">Ancak atlanan en büyük detay Maegor'un deliliğinin doğuştan gelmediği. Maegor için kullanabileceğimiz doğuştan gelen tek etiket "savaşçı" olabilirdi.</div>
<div align="justify"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Maegor turnuvalarda ve meydan kavgalarında kendini kabul ettirmiş bir savaşçı olarak bilinir. On üç yaşındayken turnuvalarda tecrübeli şövalyeleri yenebilirdi. FS 28'de Kral'ın Şehri'nde yapılan turnuvada henüz on altı yaşındaki Maegor üç Kral Muhafızı'nı atsız bırakır ve turnuvayı kazanır. Turnuva için yetiştirilen birçok kişiden daha iyi savaşçı olur. Şövalye yetiştirilen alanda babası tarafından on altı yaşında şövalye ilan edilir."</span></div>
<div align="justify">Onun karakteriyle ve olmayan deliliğiyle ilgili atlanmaması gereken ilk detay Maegor'un annesi Kraliçe Visenya Targaryen'dir. Visenya tıpkı oğlu Maegor gibi doğuştan bir savaşçıdır, ateş ve kan'ın "kan" kısmıdır. Kral Aegon'un saltanatı süresince özellikle "savaş" çağrısı kulağa çalındığında ya da ölüm anıldığında akla ilk gelen figürdür. Bu özelliklerini daha sonraki Ejderhaların Dansı süresince ejderhası "Vhagar" da sürdürür.</div>
<div align="justify">Visenya'nın oğlu Maegor'u nasıl eğittiğini potansiyel olarak biliyoruz. Ona istediğini almayı, en büyük olanı almayı öğreten kişi muhtemelen Visenya'ydı. "Maegor önceden beri Balerion'u istemiş ve sonunda ona sahip olmuştur." Aenys tahta çıktığında Kraliçe Visenya, oğlu Maegor için eş adayı olarak Aenys'in en büyük çocuğu Rhaena Targaryen'i önermişti. Yüce Septon her ne kadar buna şiddetle karşı çıksa da bu detaydan anlayabiliyoruz ki Visenya, oğlu Maegor'u her zaman tahtın ve tacın yakınında tutmayı hedefliyordu. Aenys'in saltanatı süresince çıkan isyanlar oldukça kanlı ve şiddetliydi. Öyle ki "İnanç" Aenys'e karşı ayaklandığında ve ortalık kan gölüne döndüğünde Aenys giderek hastalanmaya başlar ve bakımını, pek de sürpriz olmayacak şekilde, Visenya üstlenir. Aenys kısa süre sonra öldüğünde Visenya, ejderhasının sırtına atlayıp sürgüne gönderilen oğlunu geri getirmek ve başına bir taç yerleştirmek için Pentos'a uçar.</div>
<div align="justify">Bu gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda Maegor'a ne kadar delilik atfedebiliriz ki? Kendisini her zaman başa geçirmeye çalışan, her zaman en büyüğü ve en güçlüyü almayı öğreten, oğlunu "en güçlü" olması için eğiten bir anne varken Maegor'un ne zalimliği ne de deliliği genetik olarak kabul edilebilir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Kraliçe Helaena Targaryen</span></span></span></div>
Kral II. Aegon Targaryen'in kardeş-eşi Kraliçe Helaena Targaryen için doğrudan olmasa da delilik yaftası kullanılır. Bu yafta aslen tek bir kaynakta karşımıza çıkar. Ateş ve Kan kitabının "Ejderhaların Ölümü - Oğula Karşı Oğul" kısımlarında Âliüstat Gyldayn'ın Helaena'dan bahsederken ona deli dediğini biliyoruz. Fakat iki çocuğu önünde rehin alınmış ve "ölecek çocuğunu" seçmesi istenen bir anne için genetik bir delilik söz konusu olabilir mi? Helaena'nın çocukları korkunç şekilde öldürüldü. Bir anne olarak delirmek onun hakkı değil de ne?<br />
<hr class="mycode_hr" />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Kral "Yüce" Baelor Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Listemizin bir diğer tartışmalı ismi, madalyonun zıt yüzü gibi görünen ama aslında aynı fırçayla boyanan Kral I. Baelor Targaryen, bilinen adıyla "Yüce Baelor". Seri boyunca onun adı genellikle aşırı dindarlığıyla, inşa ettirdiği devasa Sept'le ve kız kardeşlerini hapsettiği Kız Kulesi'yle anılır. Birçok karakter ve üstat onun bu fanatik dindarlığını, gaipten sesler duymasını ve en sonunda kendini aç bırakarak öldürmesini Targaryen deliliğinin farklı bir tezahürü olarak yorumlar. Okuyuculara göre ise bu, zalimlik yerine dini bir histeri olarak ortaya çıkan genetik bir deliliktir.</div>
<div align="justify">Ancak atlanan en büyük detay, yine Baelor'un deliliğinin doğuştan gelmediğidir.</div>
<div align="justify">Onun karakteriyle ilgili ilk detay, yaşadığı ağır psikolojik travmalar ve kendi bedeni üzerinde yarattığı fiziksel yıkımdır. Baelor'un akli dengesini bozan şey kanındaki genetik bir lanet değil; ağabeyinin vahşice öldürülmesinin getirdiği travma, omuzlarındaki krallık yükü ve en önemlisi zehirdir. Kuzeni Ejderha Şövalyesi Aemon'u Wyl Hanesi'nin tutsaklığından kurtarmak için girdiği engerek çukurunda defalarca ısırıldığını biliyoruz. Baelor o çukurdan çıkarıldığında yarı ölüydü, zehir tüm vücudunu sarmıştı ve aylarca komada kaldı. Bugün bile ağır zehirlenmelerin insan sinir sistemi ve beyni üzerinde kalıcı hasarlar bıraktığını biliyoruz. Baelor komadan uyandığında artık eski Baelor değildi.</div>
<div align="justify">Engerek zehrinin beyninde yarattığı hasara ek olarak, Baelor'un dini bir kefaret olarak uyguladığı ölümcül oruçları da unutmamak gerekir. Haftalarca yemek yememesi, su içmemesi, beynini sürekli olarak şekersiz ve besinsiz bırakması, duyduğu seslerin ve gördüğü halüsinasyonların asıl sebebiydi. Kız kardeşlerini "kendisini günaha teşvik ettikleri" gerekçesiyle kuleye kapatması, bir delinin nedensiz eylemi değil; kendi zayıflığından, travmalarından ve günah korkusundan kaçmaya çalışan, zehrin ve açlığın etkisiyle muhakeme yeteneğini tamamen kaybetmiş bir adamın çırpınışlarıdır.</div>
<div align="justify">Baelor'a ne kadar genetik bir delilik atfedebiliriz ki? Ağabeyinin cinayetiyle sarsılmış, dökülen kanların kefaretini ödemek için zihnini dine hapsetmiş, yılan zehriyle sinir sistemi tahrip olmuş ve kendini aç bırakarak halüsinasyonlar gören bir adam varken; Baelor'un eylemlerini sikkenin yanlış yüzüyle açıklamak, Demir Taht'ın ve Westeros'un acımasızlığının bir insanın zihnini nasıl parçalayabileceğini görmezden gelmektir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prens Rhaegel Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">"Targaryen Deliliği" efsanesinin belki de en haksız ve en yüzeysel şekilde kullanıldığı isimlerden biriyle devam edelim: Kral II. Daeron'un üçüncü oğlu Prens Rhaegel Targaryen. Serinin hayranları arasında veya kitap sayfalarında adı geçtiğinde akla ilk gelen şey bellidir; Kızıl Kale'nin koridorlarında çırılçıplak dans etmesi ve nihayetinde bir yılan balıklı turtayla boğularak son derece trajikomik bir şekilde ölmesi. Westeros halkı ve tarih yazıcıları için bu durum, bozuk paranın dik düşmeyip doğrudan yanlış yüze yuvarlanmasının kanıtıdır. Peki, gerçekten öyle mi?</div>
<div align="justify">Rhaegel'i "Deli" Kral Aerys ya da kana susamış diğer tiranlarla aynı genetik sepete koymak, bu teorinin ne kadar kolaya kaçtığını gösteriyor. Çünkü Rhaegel’in "deliliği" hiçbir zaman kılıçtan, ateşten veya kandan beslenmedi. Kaynaklar onu her zaman "uysal", "nazik", "hastalıklı" ve "melankolik" olarak tanımlar. O, insanları diri diri yakmadı ya da paranoyakça infazlar emretmedi. Sadece zihinsel olarak o dünyaya ait değildi.</div>
<div align="justify">Bu noktada Prens Rhaegel'in içine doğduğu dönemin atmosferine bakmamız gerekiyor. Gençlik yılları, Westeros tarihinin en travmatik olaylarından biri olan Birinci Blackfyre İsyanı'na denk gelir. Babası II. Daeron meşruiyet krizleriyle boğuşurken, ağabeyleri ve amcaları krallığı ikiye bölen kanlı bir iç savaşta birbirlerini katlediyordu. Taht oyunlarının en acımasız şekilde oynandığı, her gölgenin bir suikastçı sakladığı bu zehirli atmosferde büyüyen, zaten doğuştan fiziksel olarak zayıf ve hassas birinin psikolojik olarak sağ çıkmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?</div>
<div align="justify">Günümüz dünyasında yaşasaydı, Rhaegel'in durumunu muhtemelen nöroçeşitlilik, ağır depresyon veya aşırı stresin tetiklediği manik ataklar (Kızıl Kale'deki çıplak dansı gibi) olarak adlandırırdık. Fakat her anomaliyi büyüye, lanete ya da kana bağlamaya dünden razı olan Westeros Üstatları için o sadece deli bir Targaryen'di. Oysa Rhaegel'in durumu, Demir Taht'ın ve etrafındaki vahşetin, ona uygun olmayan kırılgan bir zihni nasıl paramparça ettiğinin saf bir örneğidir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prenses Aelora Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">
Targaryen soyağacının en karanlık ve hüzünlü dallarından birine, Prenses Aelora’ya yakından bakalım. Westeros tarihçileri Aelora’nın adını genelde fısıltıyla anar ve intiharını doğrudan kanındaki "deliliğe" bağlarlar. Aklını kaçırmış, dengesizleşmiş ve sonunda kendi canına kıymış bir prenses... Üstatların parşömenlerinde yazan özet genellikle budur. Ancak Aelora’ya yapıştırılan deli yaftası, muhtemelen tüm serideki en acımasız ve en yüzeysel teşhistir.</div>
<div align="justify">Aelora'nın hikâyesinde genetik bir hastalıktan ziyade; üst üste binmiş ve bir insanın taşıyabileceği sınırı çoktan aşmış, devasa bir psikolojik enkaz yatar.</div>
<div align="justify">Her şeyden önce Aelora’nın hayatını mahveden trajik kırılma anını hatırlamamız gerekiyor: İkiz kardeşi ve aynı zamanda kocası olan Prens Aelor’un ölümü. Üstelik bu sıradan bir ölüm değildi; Aelora, kendi kocasının/ikizinin ölümüne yanlışlıkla sebep olmuştu. Anne rahminden beri birlikte olduğunuz, hayatınızı ve yatağınızı paylaştığınız insanı kendi ellerinizle, hem de bir kaza sonucu öldürdüğünüzü hayal edin. Günümüz psikolojisinde bunun karşılığı ağır bir Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve kişiyi yiyip bitiren devasa bir suçluluk duygusudur. Aelora delirmedi; sadece bu devasa acının altında ezildi.</div>
<div align="justify">Dahası, bu korkunç travmayı atlatmasına bile fırsat verilmedi. Kardeşinin ölümünün ardından amcası Kral I. Aerys, zaten ruhsal olarak darmadağın olmuş bu kadını varisi ilan edip ona Ejderha Kayası Prensesi unvanını verdi. Yas tutmasına, iyileşmesine izin verilmeden omuzlarına koca bir krallığın ve tahtın ağırlığı yüklendi.</div>
<div align="justify">Fakat Aelora’yı asıl uçuruma iten, genlerindeki hayali bir lanet değil, Westeros'un vahşi doğasıydı. Maskeli bir balo sırasında "Fare, Şahin ve Domuz" olarak bilinen üç gizemli adamın saldırısına (ve kuvvetle muhtemel çok daha ağır bir istismara) uğradı. Kocasının ölümünün suçluluğuyla aklını yitirme noktasına gelmiş bir kadının, böyle korkunç bir saldırıya maruz kaldıktan kısa süre sonra intihar etmesi gerçekten "Targaryen Deliliği" midir?</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prens Aerion "Parlakalev" Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Eğer şimdiye kadar incelediğimiz karakterler içerisinde, sikkenin kesinlikle ters düştüğünü iddia edebileceğimiz birisi varsa o kişi muhtemelen Prens Aerion "Parlakalev" Targaryen'dir. Kukla gösterilerinde ejderhayı "öldürdüğü" için sıradan bir kuklacının parmaklarını kırdıran, küçük kardeşi Aegon'a kan dondurucu zorbalıklar yapan ve en nihayetinde bir kadeh çılgınateşi içerek feci şekilde can veren bir prens. Kağıt üzerinde okuduğunuzda teşhis basittir: Saf ve katıksız bir deli.</div>
<div align="justify">Peki, Aerion'un eylemleri gerçekten bir zihin hastalığının mı ürünüydü yoksa mutlak gücün, sıfır denetimin ve "Targaryen İstisnacılığı" inancının yarattığı korkunç bir megalomaninin mi?</div>
<div align="justify">Aerion'un karakterini şekillendiren en büyük zehir, ailesinin nesillerdir Westeros'a dayattığı doktrindi: "Biz diğer insanlardan farklıyız, biz ejderha kanı taşıyoruz, biz tanrılara sıradan fanilerden daha yakınız." Aerion bu propagandayı sadece dinlemekle kalmadı, onu kelimesi kelimesine içselleştirdi. Onun zalimliği, aklını yitirmiş bir adamın anlamsız şiddeti değildi; kendini kelimenin tam anlamıyla üstün bir tür, insan formuna sıkışmış bir tanrı olarak gören bir sosyopatın kibrinden besleniyordu. Kardeşi Aegon'a olan nefreti veya sıradan halka böcekmiş gibi davranması, empati yoksunluğu çeken aşırı şımartılmış bir prensin klasik bir narsisistik kişilik bozukluğu sergilemesinden başka bir şey değildir. Ne yani, Ramsay Bolton'a da mı sırf ruh hastası olduğu için Targaryen diyeceğiz?</div>
<div align="justify">"Aerion bir noktada Westeros'a döndü ve FS 219'da Üçüncü Blackfyre İsyanı'nda savaştı. Orada 'iyi bilinen' bazı eylemler gerçekleştirdi. Acıçelik yakalandıktan sonra Aerion ve Kral Eli Lord Brynden Nehir, Kral I. Aerys'i Aegor'u idam etmeye ikna etmeye çalıştılar ancak kral, Acıçelik'i bunun yerine Gece Nöbetçileri'ne göndermeye karar verdi."</div>
<div align="justify">Gelelim ölümüne... Aerion'un çılgınateş içmesi genellikle onun deliliğinin zirvesi, intihara meyilli bir cinnet anı olarak anlatılır. Fakat işin trajik ve bir o kadar da ironik tarafı şudur: Aerion ölmek istemiyordu. O, ailesinin yüzyıllardır anlattığı büyülü masallara o kadar derinden inanmıştı ki yeşil alevleri içtiğinde gerçekten fiziksel bir ejderhaya dönüşeceğini sanıyordu. Bu eylem, aklını kaybetmiş birinin değil; kendi yarattığı mitolojinin içinde boğulan, gerçeklik algısını kibri yüzünden yitirmiş bir fanatiğin son çırpınışıdır. Ve gerçekten "ejderha kanı" taşıyan, çocukları ölü doğduğunda kanatlar ve kuyruklar taşıyan bir soyun aslında kökenlerini biliyor muyuz ki? Ölülerin canlanıp yürüdüğü, kan kurbanlarının ve sayısız lanetli ritüelin gerçekleştiği bir ortamda -öz kardeşi ejderha rüyaları gören bir adamın gerçekten bu hamlesine doğuştan bir delilik demek doğru mu? Aerion'un hikayesi bize genetik bir laneti değil, tehlikeli bir yetiştirilme tarzını anlatır. Bir çocuğa sürekli olarak insanüstü bir varlık olduğunu, kuralların onun için geçerli olmadığını ve damarlarında sihir aktığını söylerseniz, günün birinde o çocuğun ateşe atlayıp uçmayı beklemesi bir delilik değil, eğitimin kaçınılmaz sonucudur.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Prens Viserys Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Buz ve Ateşin Dünyası'na adım attığımızda karşılaştığımız ilk "Deli" Targaryen profili Daenerys'in ağabeyi Viserys'tir. Kardeşine fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan, gerçeklikten kopmuş, kibirli, etrafındakilere sürekli "Ejderhayı uyandırmaktan" bahseden ve en sonunda kendi kibri yüzünden erimiş altınla can veren, acınası bir figür. Çoğu okuyucu için Viserys, bozuk paranın kesinlikle ters düştüğü, babası II. Aerys'in deliliğini genlerinde taşıyan klasik bir vakadır.</div>
<div align="justify">Viserys; ailesinin katledildiği, babasının kendi muhafızı tarafından sırtından bıçaklandığı, ağabeyinin göğsünün ezildiği, yengesinin tecavüze uğrayıp yeğenlerinin parçalandığı isyan sırasında henüz sekiz yaşındaydı. Gece yarısı doğduğu evden, Kızıl Kale'den kaçırılmak zorunda kaldı. Önce sığındıkları Ejderha Kayası'nda annesini doğum sırasında kaybetti, ardından onlara bakan Sör Willem Darry öldü. Hizmetkârlar tarafından soyuldular ve sokağa atıldılar. Tüm hanedanın devasa mirası, intikamı ve geleceği; henüz kendi ayakkabılarını bile bağlamakta zorlanan sürgündeki bir çocuğun omuzlarına yüklendi.</div>
<div align="justify">Viserys'in delilik ve paranoya olarak adlandırılan davranışlarının temelinde aslında gayet haklı ve acımasız bir gerçeklik yatıyordu: Robert Baratheon'un suikastçıları gerçekten peşlerindeydi. Her an boğazlarının kesileceği korkusuyla kıtadan kıtaya, şehirden şehre kaçmak, hayatta kalmak için annesinin tacını satacak kadar dibe vurmak ve soylular tarafından "Dilenci Kral" olarak alaya alınmak... Yetişkin ve sağlıklı bir zihnin bile kaldıramayacağı bu stres, Viserys'in gerçeklik algısını yavaş yavaş paramparça etti.</div>
<div align="justify">Daenerys'e uyguladığı istismar ve "Ejderhayı uyandırma" tehditleri kesinlikle savunulamaz ancak bunun psikolojik altyapısı çok nettir. Hayatında hiçbir şeyin kontrolüne sahip olmayan, sürekli aşağılanan, gücünü ve evini kaybetmiş bir gencin, otorite kurabildiği yegâne varlığa, küçük kız kardeşine eziyet etmesi klasik bir yer değiştirmiş saldırganlıktır (displaced aggression). Viserys, içindeki korkmuş ve çaresiz çocuğu saklamak için zalim "Ejderha" maskesini takmak zorundaydı. Aksi takdirde, Essos'un acımasız sokaklarında çoktan delirecekti.</div>
<div align="justify">Bu hikâyenin en can alıcı ve genellikle gözden kaçırılan kısmı ise Viserys'in her zaman gördüğümüz zalim ve dengesiz figür olmamasıdır. Daenerys'in çocukluk anılarına ve iç monologlarına indiğimizde, karşımıza bambaşka bir ağabey profili çıkar.</div>
<div align="justify">Braavos'taki Kırmızı Kapılı Ev'de, Sör Willem Darry henüz hayattayken Viserys, küçük kız kardeşi için bir canavar değil; o bir koruyucu, bir öğretmen ve sahip olduğu yegane aileydi. Daenerys'e Targaryen tarihini, atalarını, ejderhaları ve Westeros'u ilk anlatan oydu. Yoksulluğun ve sürgünün en karanlık günlerinde, sokaklarda aç kalmamak için anneleri Kraliçe Rhaella'nın son yadigârı olan tacı satmak zorunda kaldığı kırılma anına kadar Viserys, kardeşini dünyadan sakınan gencecik bir çocuktu. Annesinin tacını sattığı gün, Viserys'in içindeki masumiyetin ve umudun da tüccarın tezgahında kaldığı gündür.</div>
<div align="justify">Daenerys abisinin ona yaşattığı eziyetleri hiçbir zaman unutmadı ama onu bu cehenneme iten şartların da her zaman farkındaydı. Eğer Viserys iddia edildiği gibi genetik bir deli, doğuştan gelen şeytani bir tiran olsaydı; Daenerys kendi küllerinden doğurduğu üç ejderhadan birine onun adını vermezdi.</div>
<div align="justify">Viserion'un adı, abisine duyduğu nefretten ya da bir zorunluluktan değil, onun elinden çalınmış geleceğe duyduğu yastan gelir. Daenerys ejderhasını isimlendirirken zalim "Dilenci Kral"ı değil, ona ninniler söyleyen, masallar anlatan ve annesinin tacını satarken gizlice ağlayan çocuğu onurlandırmıştır.</div>
<div align="justify">Dany'nin kitaplarda Viserion'a bakarken söylediği sessiz itiraf aslında tüm delilik teorisini tek kalemde çürütür: "O, altın bir ruha sahip olabilirdi... Eğer dünya ona bu kadar acımasız davranmasaydı." </div>
<div align="justify">Dolayısıyla Viserys'i aklını kaçırmış bir zorba olarak rafa kaldırmak, Daenerys'in abisine duyduğu karmaşık sevgiyi ve onun trajedisini hiç anlamamış olmak demektir.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Deli Kral Aerys Targaryen </span></span></span></div>
<div align="justify">Targaryen hanesini delilikle itham eden herkesin elindeki en büyük koz, şüphesiz Kral II. Aerys'tir. Westeros tarihinin gördüğü en paranoyak, en zalim ve en dengesiz hükümdarlardan biri. Onun saltanatının son yıllarına baktığımızda gördüğümüz tablo korkunçtur; ancak Aerys'in doğuştan bu karanlığı taşıdığını iddia etmek, onun yaşadığı psikolojik çöküşü ve travmaları tamamen görmezden gelmektir. Çünkü Aerys de tıpkı listedeki diğer "kraliyet ailesi üyeleri" gibi deli olarak doğmadı, üst üste gelen devasa travmalarla yavaş yavaş delirtildi.</div>
<div align="justify">Genç Aerys'i nasıl hatırlıyoruz? Tahta ilk çıktığında umut vadeden, karizmatik, cömert ve enerji dolu bir gençti. Tywin Lannister ve Steffon Baratheon gibi dönemin en parlak isimleriyle yakın arkadaştı. Dokuz Metelik Kralların Savaşı'nda cesurca savaşmış, geleceğe dair devasa (ve biraz da vizyoner) hayalleri olan bir kraldı: Dorne'un çöllerine kanallarla su getirmek, Kral Toprakları'nın pis kokulu sokaklarını mermerden baştan inşa etmek istiyordu. Peki, bu parlak genç adam nasıl oldu da kabuk bağlamış yaralarla dolu, çılgınateşine tapan bir paranoyağa dönüştü?</div>
<div align="justify">Aerys'in zihnindeki ilk büyük çatlak, kanlı savaş meydanlarında değil, kendi yatak odasında açıldı. Aerys ve kardeş-eşi Kraliçe Rhaella, yıllar boyunca art arda düşükler, ölü doğumlar ve beşik ölümleri yaşadılar. Rhaegar'ın doğumundan sonra, krallığın varisini güvence altına almak için çabalayan çift, tam üç düşük, iki ölü doğum ve bebekken ölen üç çocuk acısı yaşadı. Aerys bu acıyla başa çıkamadı; yas tutmak yerine suçlayacak birilerini aradı. Tanrıların onu lanetlediğini, eşinin sadakatsiz olduğunu veya çocuklarının zehirlendiğini düşünmeye başladı. Bu, deliliğin değil, çaresiz bir kederin paranoyaya dönüşmesiydi.</div>
<div align="justify">Ancak Aerys'in zihnine asıl ölümcül darbeyi indiren olay, Targaryen tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir ihanet olan Duskendale Ayaklanması'dır. Bir kral olarak kendi vasalı Lord Darklyn tarafından tuzağa düşürüldü, esir alındı ve tam altı ay boyunca karanlık bir zindanda rehin tutuldu. Her gün, her saat öldürülme korkusuyla yaşadı. Üstelik en yakın arkadaşı ve Sağ Eli olan Tywin Lannister, onu kurtarmak için hiçbir acele etmiyor, adeta Aerys'in kalede ölmesini ve yerine Rhaegar'ın geçmesini bekliyordu. Altı ayın sonunda o zindandan çıkan adam artık Aerys Targaryen değildi.</div>
<div align="justify">Duskendale'den sonra Aerys'in geliştirdiği delilik semptomlarına yakından bakalım: Kesici aletlerden dehşetle korktuğu için saçlarını ve tırnaklarını kestirmeyi reddetti. İnsanların ona dokunmasına katlanamıyordu (hafefobi). Kendi oğlundan ve yıllarca güvendiği Tywin Lannister'dan ölesiye şüpheleniyordu. (Ki haksız sayılmazdı; Tywin Lannister'ın Kral Toprakları'nı kendi casuslarıyla doldurduğunu, Rhaegar'ın ise Harrenhal yıllarında babasını tahttan indirmek için bir "komplo" kurduğunu biliyoruz.) Bütün bu davranışlar genetik bir lanetin rastgele patlamaları değil; ihanete uğramış, ölümden dönmüş, esaret altında işkence çekmiş bir zihnin aşırı uyarılmış savunma mekanizmalarıdır. Çılgınateşe olan hastalıklı tutkusu bile bu çaresizliğin bir sonucudur; kılıçlara ve insanlara güvenemeyen travmatize olmuş kralın, ona kimsenin dokunamayacağı tek saf güce, ateşe sığınmasıdır.</div>
<div align="justify">Duskendale travmasının ardından Aerys'in iyileşmesi için huzura ve güvene ihtiyacı varken tam tersi oldu. Zihnindeki şüpheleri beslemek için Dar Deniz'in karşısından, Essos'tan Varys'i getirtti. Westeros'taki hiç kimseye güvenmediği için krallığın Fısıltı Lordu yaptığı Varys, Aerys'in yarasını sarmak yerine yarayı sürekli deşerek kanattı. Varys'in her gün kulağına fısıldadığı gerçek ya da uydurma ihanet senaryoları, Aerys'i kendi yarattığı bir korku yankı odasına hapsetti. Bu yankı odasında en güvendiği eski dostu Tywin Lannister artık bir tehdit, kendi öz oğlu ve varisi Rhaegar ise onu devirmek için gün sayan bir düşmandı.</div>
<div align="justify">Özellikle oğlu Rhaegar'a duyduğu hastalıklı şüphe, deliliğin değil, kontrolü tamamen kaybetme korkusunun bir sonucuydu. Yıllarca Kızıl Kale'den dışarı adım atmayan Aerys'in Harrenhal Turnuvası'na katılmasının tek sebebi de buydu. Oraya bir kral olarak boy göstermeye değil; Varys'in "Rhaegar lordları toplayıp sizi tahttan indirecek" fısıltıları yüzünden, kendi oğluna gözdağı vermek için; saçları ve tırnakları uzamış, bir deri bir kemik kalmış bir hayalet olarak gitmişti.</div>
<div align="justify">Gelelim Stark infazlarına... Brandon Stark Kızıl Kale'nin kapılarına dayanıp Rhaegar'ın kellesini istediğinde, sağlıklı düşünen bir hükümdar onu zindana atar, yargılar veya fidye isterdi. Ancak Aerys'in zihni artık rasyonel düşünemeyecek kadar ağır bir tehdit altındaydı. Geçmişteki Duskendale esaretinin travması tetiklenmişti; yine birileri ona kafa tutuyor, yine hayatı ve tahtı tehlikeye giriyordu. Rickard Stark'ı kendi zırhının içinde canlı canlı pişirmesi ve oğlunu onu kurtarmaya çalışırken boğulmaya mahkûm etmesi sadece delice bir fantezi değildi. Bu, korkudan aklını yitirmiş bir adamın, etrafındaki herkese "Ben dokunulmazım, benim gücüm ateşin gücü." diyerek çaresizce güç gösterisi yapmasıydı. Aynı korkuyla, Tywin Lannister'ın altın varisi Jaime'yi Kral Muhafızı yapmıştı; ona bir onur bahşetmek için değil, Tywin'e karşı elinde canlı bir rehine, bir etten kalkan tutmak için.</div>
<div align="justify">Evet, Aerys en nihayetinde bir canavara dönüştü. Ancak bu dönüşüm, var olmayan bir bozuk paranın havaya atılmasıyla olmadı. Evlat acılarıyla, güvendiği dostlarının ihanetleriyle, karanlık bir zindanda yaşadığı altı aylık saf dehşetle ve etrafını saran dalkavukların fısıltılarıyla şekillendi...</div>
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<div align="center"><img src="https://imgur.com/KjQ8L8I.png" alt="Hisar" title="Hisar" class="smilie smilie_48" /> </div>
<div align="justify">
Tüm isimleri, hayatları ve trajedileri alt alta koyduğumuzda, Westeros tarihinin en büyük yalanlarından biriyle yüzleşiyoruz. Üstatların parşömenlere kazıdığı, halkın meyhanelerde fısıldadığı Targaryen Deliliği, aslında iktidarın, bitmek bilmeyen travmaların, ihanetlerin ve en önemlisi insan olmanın getirdiği çöküşlerin üstünü örtmek için uydurulmuş koca bir kılıftır. Tarihi her zaman kazananlar yazar; Robert'ın İsyanı'ndan sonra Baratheonlar ve onlara hizmet eden Üstatlar için, devirdikleri hanedanı doğuştan gelen bir lanetle damgalamak, kendi meşruiyetlerini sağlamlaştırmanın en kolay yoluydu.</div>
<div align="justify">Hiçbiri doğuştan deli değildi. Bahsi geçen bozuk para aslında hiç havaya atılmadı. Eğer ortada bir lanet varsa, bu kanlarında dolaşan genetik bir hastalık değil; doğrudan doğruya Fatih Aegon'un binlerce kılıcı eriterek yarattığı tahtın kendisiydi. Demir Taht, sadece üzerine oturanların bedenlerini kesmedi; yüzyıllar boyunca o tahta yaklaşan, gücü arzulayan veya gücün altında ezilen herkesin zihnini de paramparça etti. Targaryenler tanrıların attığı bir sikkenin kurbanı olmadılar; taht oyunlarının, zehirli gölgelerin ve kendi yarattıkları efsanenin altında ezildiler.</div>
<hr class="mycode_hr" />
<div align="justify">Bu efsanelere her zamankinden çok inanan, tutunan ve takıntılı derecede sığınan bir karakterimiz yok mu? Bir bakış açısı karakteri? Daenerys Targaryen? Belki de onun "delirme yolculuğunu" bunu göz önünde bulundurarak tekrar incelememiz gerekiyor.</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hisar Konseyi Kuralları (Başlık açmadan önce okuyunuz)]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=19</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 11:53:44 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=19</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Alîüstat Marwyn hepinize selamlarını yolladı,</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Acemileri burada görmekten oldukça mutlu. Gri koyunları umursamayın ve en çılgın kuramlarınızı dahi onunla paylaşın ama bunu yaparken elbette ki onun da kuralları olduğunu ve bunlara uymanızı istediğimi unutmayın, aksi halde üstatlardan "onay" alamaz; yazdığını parşömen tomarını, şöminelerinde, bir güzel ısınma için, yakacak olarak kullanırlar. Eğer ki kurallar size çok katı geliyorsa, Hisar'dan ayrılasınız iyi olur, üstat olmak size göre bir iş değil.<br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Her fikir, kuram değildir. Öncelikle bunu anlamalısınız. Aklınıza gelen her "düşünce", "fikir" ve "olasılık senaryosunu" buraya gelerek kurammış gibi davranamazsınız. </span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Bir konunun, kuram özelliği kazanması için ana ve yan kitaplardan bol bol argümanı "delil" olarak sunmak zorundasınız. Bir iki tane argüman üstüne kurulan hiçbir şey kuram özelliğine sahip değildir; onlara fikir, düşünce vb. şeyler diyoruz. Neticede her fikrin dayandığı bir iki dayanak illa ki vardır. Argüman/delil sayısı için belirli bir alt sınırım var diyemem ama size bir fikir vermesi açısından; ortalama 4-5 argüman/delile dayanmıyorsa iddianız, onu fikir olarak kabul edin ve Harrenhall Büyük Konseyine katılın, orada bu tarz fikir ve sözlere çok değer verdiklerini söylemeliyim.</span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Lütfen güzel bir Türkçe ile düzenli yazınız, neticede artık yaşlı bir adamım; gözlerim çok okumaktan bozuldu ve düzensizliğe hiç tahammül edemiyorum. Bu yüzden sizi doğru şekilde anlamam için bana yardımcı olmanız gerekir; birbirine girmiş argümanlar, anlaşılmaz karmaşık cümleler gördüğüm zaman aramızda bir sorun yaşanacağını bilmeniz gerekir. Her bir delili/argümanı, en güzel şekilde açıklamaya gayret göstermelisiniz.</span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Burada çok zeki acemiler var, bazıları sizden önce davranıp arzu ettiğiniz kuramı benimle paylaşmış olabilir. Bu sebeple ilk önce arşivleri taramanız gerekir. Eğer mevcutsa ama siz çok daha düzenli, daha geniş ve daha ayrıntılı; kısacası çok daha iyi bir şekilde bu kuramı savunacağınızı iddia ediyorsanız (ve önceki kuramın üstünden en az yarım yıl geçmiş [başlık güncelliğini kaybetmişse]) aynı konudaki kuramı benimle paylaşabilirsiniz.</span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Burada paylaşılan her şeyin kitaplardan alıntılar içerdiğini unutmamanız gerekir, eğer kitapları okumadıysanız veya şu an okuyorsanız uyarıldınız.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Gördüğünüz gibi öyle çok fazla kural yok, eğer yukarıdaki şartları yerine getiriyorsanız kuramlarınızı paylaşmaya başlayın. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şu kuram örneğini de size bir kuram savunmasının nasıl inşa edilip, savunulduğunu göstermek adına, örnek olarak sunuyorum: </span><a href="https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=18" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah'ın İkinci İhaneti</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Alîüstat Marwyn hepinize selamlarını yolladı,</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Acemileri burada görmekten oldukça mutlu. Gri koyunları umursamayın ve en çılgın kuramlarınızı dahi onunla paylaşın ama bunu yaparken elbette ki onun da kuralları olduğunu ve bunlara uymanızı istediğimi unutmayın, aksi halde üstatlardan "onay" alamaz; yazdığını parşömen tomarını, şöminelerinde, bir güzel ısınma için, yakacak olarak kullanırlar. Eğer ki kurallar size çok katı geliyorsa, Hisar'dan ayrılasınız iyi olur, üstat olmak size göre bir iş değil.<br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Her fikir, kuram değildir. Öncelikle bunu anlamalısınız. Aklınıza gelen her "düşünce", "fikir" ve "olasılık senaryosunu" buraya gelerek kurammış gibi davranamazsınız. </span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Bir konunun, kuram özelliği kazanması için ana ve yan kitaplardan bol bol argümanı "delil" olarak sunmak zorundasınız. Bir iki tane argüman üstüne kurulan hiçbir şey kuram özelliğine sahip değildir; onlara fikir, düşünce vb. şeyler diyoruz. Neticede her fikrin dayandığı bir iki dayanak illa ki vardır. Argüman/delil sayısı için belirli bir alt sınırım var diyemem ama size bir fikir vermesi açısından; ortalama 4-5 argüman/delile dayanmıyorsa iddianız, onu fikir olarak kabul edin ve Harrenhall Büyük Konseyine katılın, orada bu tarz fikir ve sözlere çok değer verdiklerini söylemeliyim.</span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Lütfen güzel bir Türkçe ile düzenli yazınız, neticede artık yaşlı bir adamım; gözlerim çok okumaktan bozuldu ve düzensizliğe hiç tahammül edemiyorum. Bu yüzden sizi doğru şekilde anlamam için bana yardımcı olmanız gerekir; birbirine girmiş argümanlar, anlaşılmaz karmaşık cümleler gördüğüm zaman aramızda bir sorun yaşanacağını bilmeniz gerekir. Her bir delili/argümanı, en güzel şekilde açıklamaya gayret göstermelisiniz.</span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Burada çok zeki acemiler var, bazıları sizden önce davranıp arzu ettiğiniz kuramı benimle paylaşmış olabilir. Bu sebeple ilk önce arşivleri taramanız gerekir. Eğer mevcutsa ama siz çok daha düzenli, daha geniş ve daha ayrıntılı; kısacası çok daha iyi bir şekilde bu kuramı savunacağınızı iddia ediyorsanız (ve önceki kuramın üstünden en az yarım yıl geçmiş [başlık güncelliğini kaybetmişse]) aynı konudaki kuramı benimle paylaşabilirsiniz.</span><br />
<br />
</li>
<li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://imgur.com/8quVYWZ.png" alt="Ünlem" title="Ünlem" class="smilie smilie_15" /> Burada paylaşılan her şeyin kitaplardan alıntılar içerdiğini unutmamanız gerekir, eğer kitapları okumadıysanız veya şu an okuyorsanız uyarıldınız.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Gördüğünüz gibi öyle çok fazla kural yok, eğer yukarıdaki şartları yerine getiriyorsanız kuramlarınızı paylaşmaya başlayın. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şu kuram örneğini de size bir kuram savunmasının nasıl inşa edilip, savunulduğunu göstermek adına, örnek olarak sunuyorum: </span><a href="https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=18" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah'ın İkinci İhaneti</span></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Jorah Mormont'un İkinci İhaneti]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=18</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 11:40:13 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=18</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://static0.srcdn.com/wordpress/wp-content/uploads/2020/02/Daenerys-Targaryen-and-Ser-Jorah-Mormont-in-Game-of-Thrones.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Daenerys-Targaryen-and-Ser-Jorah-Mormont...hrones.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Selamlar,<br />
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu hafta en sevdiğim konulardan birini masaya yatıracağız; Ejderhaların Dansı 2 ama şimdilik gelecek olan ejderhaların dansı’nda karakterlerden birinin “kaderi” hakkındaki forehsadowinglere değineceğim.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bildiğiniz gibi Euron'ın tarafı hakkında da bir <a href="https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=7" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">konum </a>var; onun “ateş” tarafında Dany’nin yanında yer alacağını söyleyerek bir nevi aslında Ejderhaların Dansı 2’deki tarafına değinmiştim, giydiği kılık kıyafet ve benzeri şeylerin de ateş ve kan; siyahlar tarafına gönderme olduğunu daha önceki videolarda, yüzeysel de olsa, belirttim.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi doğrudan konuya girmeden önce, bilmeyenler için, dans hakkında kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Ejderhaların Dansı, Targaryen hanesi içerisindeki ilk iç savaş idi ve diyarı ciddi anlamda karmaşaya sürükleyen ve kana bulayan travmatik bir olaydır. Savaşın sonunda kazanan taraf var demek de çok mümkün görünmemekle birlikte özde Targaryen hanesi tamamen bu savaşı kaybetmiştir çünkü onca ölen Targaryen üyesine ek olarak, ejderhaların sonu gelmiştir. Bu da hanenin gücünü dayandırdığı mekanizmanın ortadan kalkması demekti. Savaş sırasında taraflar ikiye ayrılmıştı; Aegon tarafındaki “yeşiller” ve ablası Rhaenyra’nın yanında olan “siyahlar”</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ateş ve Kan kitabını okurken bazı karakterlerin gerek göz ve saç renginden gerekse devamlı giydiği kıyafetlerden... taraflarının ne olacağı ve olduğuna dair işaretler verilmiş aslında. Martin, geçmiş yıllarda ikinci bir Ejderhaların Dansı’nın olacağına ve bunun bir kitabın konusu olacağını açıklamıştı, zaten kitaplarda da bu yönde işaretler söz konudur.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #17b529;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi “yeşil” rengin Dany için uğursuz bir renk olduğunu söylemek mümkün</span>.</span> Örneğin Astapor’daki Kraznys, yeşil bir tokar giymişti ve Dany’nin dostu olmadığı hatta Dany gözüyle bakarsak, düşman olduğu aşikardır. Kasap Cleon’un Astapor’u ele geçirip, Dany’nin kurduğu düzeni mahveden kişi olduğu ortada; adam, kıza evlilik teklif edip yeşil terlikler göndermişti. Dany’ye suikast düzenleyen Qarthlılar, silah olarak yeşim taşı kakılmış bir kutu içinde yeşil renkli bir zehirli böcek göndermişlerdi. Yine Meereen’de zehirli çekirgelerle öldürülmek istenmişti(yahut biz öyle farz ettik). Yeşil ejderha Rhaegal, Martell oğlanını öldürerek, yüksekle ihtimal, Dorne ittifakını başlamadan bitirdi. Galazza Galare, Yeşil Fazilet isimli rahibenin hem unvanı hem göz renkleri “yeşil” ve kadının asıl Harpyia olduğunu düşünüyorum hatta Sandor Clagene bile yeşil bir pelerin ile öne çıkmıştı ki bu adam ateşten nefret ediyor, ileride Dany karşıtı kişilerden biri olması çok yüksek.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Özetle Dans 2’de de yeşiller ve siyahlar olarak iki taraf göreceğiz ve ilkinin aksine bu taraflara “rengini” veren ejderhaların kendi renkler olacak. Dany, halihazırda siyah-kırmızı renkleriyle öne çıkan Drogon’un sürücü oldu ve bu da ilk Dans’ta olduğu gibi Dany’in tarafının da siyahlar <img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /> olarak ifade edileceğini gösteriyor, haliyle karşı tarafın da “yeşiller” olarak ki elimizde yeşil ejderha Rhaegal var, onu kim sürecekse artık <img src="https://imgur.com/FatEd6l.png" alt="Jon Arma" title="Jon Arma" class="smilie smilie_33" /> ... Elbette Viserion da var, beyaz ejderha... bakarsınız iki değil, üç taraf peydah olur <img src="https://imgur.com/R3NylWM.png" alt="Blackfyre" title="Blackfyre" class="smilie smilie_35" /> ... neyse.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">2. Dans’ta da rol alacak kişiler ve onların taraflarına dair bazı işaretler olduğunu dikkat eden okuyucular fark ediyor. Örneğin Tyrion’un bir gözünün yeşil, diğer gözünün siyah olması; onun iki tarafta da yer alacağına çok güçlü bir işaret gibi görünmekte. Moqorro’nun gördüğü vizyonda tüm ejderha türlerini sayıp, hepsinin ortasında hırlayan Tyrion’un arada kalıp, savaşın merkezinde yer alacağını zaten gördük ve öncesinde de yine Dans 2’ye gönderme olduğunu düşündüğüm bir savaş rüyası söz konusuydu, tepede de ejderhalar uçuyordu.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu bilginin ışığında Ateş ve Kan kitabını okuyup, Dans kısmına geldiğimde, kilit karakterlerden birinin Dany’nin yanındaki karakterlerden biriyle çok ciddi paralelliğini gördüm. Bu da biraz heyecanlandırdı çünkü yeni bir keşif yapmış gibi hissettim.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahsettiğim kişi Jorah Mormont</span>. Dizide, sonuna kadar Dany için savaşan ve ona aşık olan ayımız, onun için de ölmüştü. Biz aynı şeyi kitaplarda da bekliyoruz ve doğrusu ben her zaman onun, sonuna kadar Dany’nin sadık koruyucusu olacağına inanmıştım, adamdaki sadakat öyle görünüyordu ama Ateş ve Kan’ı okuyucunca kafamda yıldırımlar çaktı.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Adam kendisinden epeyce büyüktü, kırkını geçmiş olmalıydı. Saçları dökülmeye başlamıştı ama çok güçlü ve zinde görünüyordu. İpekli ve pamuklu kıyafetler yerine, yün ve deriden yapılmış bir kıyafet giymişti. Koyu yeşil tuniğinin göğsüne iki ayağı üstünde duran siyah bir ayı figürü işlenmişti.</span></blockquote>
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu Dany'nin Jorah ile ilk karşılaşmasıydı. Daha sonra kızın yanında kaldı ve bir af karşılığında Varys'e olan biten her şeyi haber etti. Zamanla Jorah, onu sevdiği için onu korumaya çalışsa da Qarth şehrinde bile Varys'e rapor vermeye devam etti. Bundan sonra durmuştu ama bu Dany için acı verici bir ihanetti. Jorah'ı sürgüne gönderdi ve Ölümsüzlerin Evinde öğrendiği göreceği üç ihanetten (aşk) biri olduğuna karar verdi.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Jorah'ın ihanetinin aşk mı, altın mı yoksa kan ihaneti mi olduğuna siz karar verin ama ben buna farklı bir şekilde yaklaşacağım.</span></span></span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kehanet geleceği önceden bildirir, geçmişi anlatmaz.</span> Dany daha sonra Jorah'ın casusluk faaliyetlerini duymuş olmasına rağmen, bu eylemin uyarılardan önce gerçekleşmeye başlaması önemlidir. Yani, Mirri'nin eyleminin üç ihanette olduğunu kabul edemeyeceğimiz gibi, Jorah'ın ihanetini de kabul edemeyiz. Mirri ve Jorah'ın eylemleri birbirine paralel olarak gerçekleşti ve Dany, birinin eyleminin diğerinin eyleminden çok sonra farkına vardı, hepsi bu. Bunu aşka ihanet olarak göremeyiz. Unutmayın ki Ölümsüzler, olanları değil, olacakları söyledi. Bu yüzden geçmişe değil gelecekte ne olduğuna bakmak gerekir.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah'ın casus olması bu ihanetlerden biri değil, ancak Jorah yine de ihanet edecek. Ondan gelen bir ihanet gerçekten de “aşk” ihaneti olabilir(yahut misal kan ihaneti). Genellikle Dany'nin aşık olacağı kişiden bir ihanet görmeyi bekledik ve bu hala doğru olabilir; bu ihanet, Dany’nin aşık olduğu (Daario) veya Dany’e aşık olan birinden gelebilir. Jorah "Seni seviyorum" dediğinde, Dany bunun "aşka ihanet" olduğunu düşündü. Nitekim, sadece Dany'nin birisine aşık olması değil, aynı zamanda ona aşık olan birinin de ihanet olasılığı dikkate alınmalıdır. Devam.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Jorah, Dany'ye ihanet edebilir mi?<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah'ın aşık olduktan ve sürgünden sonra Dany'ye dönme umutlarını okuduktan sonra, bu adamın sonuna kadar onunla kalacağını varsaydık çünkü sarsılmaz bir sadakat imajı sergiliyordu. Elbette hala öyle düşünüyorum ama Ateş ve Kan kitabını okuduğumda, fark ettiğim şeyle birlikte ciddi bir tehdit de fark ettim. Ben onu sorguladım. Bu nedenle, ihanet olasılığının neredeyse birbirine yakın olduğunu düşünüyorum. En azından benim için - şimdilik -% 50 /% 50</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">En beklenmedik kişiden bir hareket, GRRM'nin yazma tarzıyla zaten eşleşiyor. Jorah'ın aşık olduğu zamanlarda onun hakkında raporlar yolladığını unutmayın, hem de bunun bir ihanet olduğunu bilmesine rağmen. Peki neden? Basit. Ev için. Jorah, Dany'ye "ev" için ihanet edebilecek biri. Bunu gördük. Bunu zaten yaptı. Bunu sunu söyledi. Gelecekte, Jorah'ın kalbi hem ev hem de Dany için ikiye bölünebilir. Bu da Martin’in yazmayı sevdiğini söylediği şey; insanların kalbinin ikiye ayrılıp savaştığı şeyler üzerine yazmak daha güzel. Zaten hemen hemen her karakterin böyle seçim yapmaları gereken anlar yaşadığını okuduk; örneğin Jon’un yeminleri ve hayatta en sevdiği kişi Arya Stark’ı kurtarmak arasında kalması ve bu seçim anıyla yaşadığı iç çatışma gibi... ve ileride de böyle iç çatışmaları okumaya devam edeceğiz.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Jorah'ın neden ihanet edebileceğini düşünüyorum?<br />
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">İlk sebep “yeşil” uğursuzluğu... Sonrası da Ölümsüzler Evin’deki uyarı...</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Yeşilin Dany için anlamını tekrar etmeyeceğim, en başta bahsettim. Jorah’ı gördüğünde yaptığı betimlemeyi gördük; <span style="color: #008e02;" class="mycode_color">koyu yeşil tuniğinin göğsüne iki ayağı üstünde duran siyah bir ayı figürü işlenmişti.  <img src="https://imgur.com/b6mNPVL.png" alt="Mormont" title="Mormont" class="smilie smilie_40" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani Mormont hanesinin arması ve renkleri; siyah ve yeşil renklerini kapsıyor. Evet, daha önce Dany’ye bir ihaneti oldu, yani hâlihazırda zararı dokunmuş gibi görünse de Ölümsüzler Ev’inde haber edilen ihanetlerin, Dany için gerçek manada “yıkıcı” ve “zarar verici” ihanetler olacağını göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Jorah’ın ihaneti Dany için can yakıcı olsa da yıkıcı ve ciddi manada zarar veren bir şey değildi, zaten Dany’nin Jorah’ı en başta affetmeye niyet etmesi de bu söylediğime işaret, elbette biz kuzeyliler gururlu ve çat çat konuşan tipler olduğumuz için, Mormont’un konuşma tarzı Dany’yi iyice öfkelendirdi ve haliyle ayıyı sürgün etti.</span><br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">"Hayır hayır." Kafasını salladı. "Asla öyle demek istemedim ... affet beni. Beni affetmek zorundasın."</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
"Zorunda?" Çok geçti. Sözlerine af dileyerek başlamalıydı. Artık niyetlendiği gibi onu affedemezdi.</span></blockquote>
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İşte geldik beni Jorah’ın ihanet etme olasılığının oldukça yüksek olduğuna düşünmeme iten kişiye... <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #72ff84;" class="mycode_color">Criston</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color">Cole</span>.</span> Ejderhaların Dansı’nda Kral Muhafızı Lord Kumandan’ı ve eskiden prenses Rhaenyra’nın da korumasıydı. Criston’ın yaşamı ve Jorah’ın yaşamı ciddi paralellikler içermekte ve Cole da aynı Jorah gibi siyah-yeşil renklerle betimlenen bir karakter.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Cole, turnuvalardan birinde boy göstermiş ve o zaman daha çocuk olan prensesin uğur mendili ile şampiyon olup, göze girmiş bir şövalyedir. Cole, prensesinden şampiyonudur, onu aşk ve güzellik kraliçesi ilan eder. O günden sonra adam, prensesin özel koruması olarak sürekli bir şekilde yanındaydı ve sadakatle hizmet etti. Prenses de adama çok düşkündü. Zaman içinde yer açıldığında Kral Muhafızlarından biri oldu. Ayrıntılı net bilgimiz yok ama prenses ve şövalye arasında “aşk” skandalı var; ikisinin aşık olduğu ama sonra aralarının açıldığını söyleyen de var, Cole’un aşkının karşılıksız olduğunu söyleyen de var. Sebep ne olursa olsun Cole, sadakatle hizmet ettiği prensesine kin güden biri haline gelir ve siyahların karşısına geçerek yeşiller tarafında Aegon’ın yanında savaş verir. Bu sırada kendisi Kral Muhafızları Lord Kumandanı olmuştur. Cole’un fiziksel betimlemesi de bu taraf değişikliğine işaret niteliği taşıyor. <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SİYAH </span></span>saçları ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #72ff84;" class="mycode_color">SOLUK YEŞİL</span></span> gözleri vardı... hatta yaverliğini Donddarionların kalesi olan Blackhaven yani Siyah Cennet’te yapmıştır.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Şimdi gelelim Jorah’ın hayatına. Dikkatli bakarsak Jorah için de benzer bir hikaye görmek mümkün.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah, Ayı Adası Lordu olarak Greyjoy İsyanında başarı gösterdiği için kral tarafından “şövalye” ilan edilmiştir ve zafer için düzenlenen turnuvada Dany’e benzeyen Hightower kadınına aşık olmuş, onun uğur mendilini alarak şampiyon olmuş ve onu aşk ve güzellik kraliçe ilan etmiştir. Bu kısım Cole ile birebir aynı görünüyor. Sonrasında kadınla evlenir ve evine döner ama mutluluk kısa sürer, kadının talepleri bitmek bilmez ve fakir bir ada olduğu için Mormont, köle kaçakçılığı yaparak karısına para sağlamaya çalışır. Lord Stark bunu öğrenince kellesini almak için yola çıkar ama Mormont ve eşi çoktan kaçmıştır. Jorah, karısının onu aldattığını öğrenir ve aşkı nefrete dönüşür ve af vaadi karşılığında Dany ve Viserys hakkında tahta bilgi gönderir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Dany dehşet içindeydi. “Ondan nefret ediyor musun?”<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“En az onu sevdiğim kadar,” diye cevap verdi Sör Jorah. “Beni bağışlayın kraliçem. Çok yorgun olduğumu hissediyorum.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany şövalyenin gitmesine izin verdi. Adam çadırın kapısından çıkarken son bir soru sormak için seslendi. “Karınız nasıldı Sör Jorah, yani nasıl görünüyordu?”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sör Jorah hüzünle gülümsedi. “Doğrusunu isterseniz size benziyordu Daenerys.” Reverans yaptı. “İyi uykular kraliçem.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany titredi, cübbesine sıkıca sarındı. Bana benziyormuş. Bu, tam olarak anlayamadığı bazı şeyleri açıklıyordu. Beni istiyor, diye düşündü, anlamıştı. Beni de onu sevdiği gibi seviyor.</blockquote>
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu alıntı bize bir iki önemli gerçeği ortaya koyuyor; ilki karısının görünüş olarak Dany’e benziyor... muhtemelen Jorah’ın Dany’e aşık olma sebebi tam da bu... Özünde aşık olduğu karısına benzemesi... Sonuçta insan, sevdiği kişiyi başkalarında görmeye eğilimlidir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Bir diğer gerçek ise Jorah’ın ne kadar aşık ise o derece aşık olduğu kişiden nefret edebilecek biri olması.</span></span> Karısını seviyor ama bu sevgi, nefrete dönüşmüştü çünkü karısı bu sevgisine değer vermeyip, ihanet etmişti... birini ne kadar severseniz o kadar da nefret eder hale gelirsiniz.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sonuç olarak iki adam da (daha sonra kraliçe olacak olan) bir Targaryen prensesine aşık oluyor ama ikisi de reddediliyor, en azından Cole için söylenen hikayelerden biri buydu. İki karakter de bu prenseslerin yeminli kalkanı oluyor, koruyor. İki karakter de daha sonra Kral/Kraliçe Muhafızı oluyor hatta ikisi de Lord Kumandanlığa yükseliyor. İki karakter de siyah ve yeşil betimlemesi ile öne çıkıyor; ilk zamanlarda “siyahlar” tarafında kraliçelerinin yanında yer alıyor ve daha sonra bir düşmanlık araya giriyor ve Cole, yeşiller tarafına geçiyor. Aynı şeyin Jorah’a da olabileceğini düşünmekteyim. Bu ana kadar hemen hemen her şey aynı ilerlemiyor mu?</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Peki, ihanetin sebebi ne olabilir?</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Kraliçesini bu kadar seven ve bu kadar sadık olan bir adam, ne gerekçe ile ona düşmanlık besler ya da bir sebeple ona ihanet etmek zorunda kalabilir? Jorah’ın illa nefret beslemesi gerektiğini düşünmüyorum açıkçası, sadece taraf seçmesi gereken bir an geldiğinde doğru olan tarafın Dany’nin karşısı olduğuna karar vermesi gibi bir durum da olabilir ama biz tüm olasılıklara bakalım.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah da aynı Cole gibi aşkına karşılık bulamadığı (ya da ihanete uğradığını düşündüğü) için Dany’e kin bağlayıp,<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> “senin için bu kadar şey yaptım, senin bana yaptığına bak!” </span>diye öfkelenip, taraf değiştirebilir. Aslında ilk ihanetin ortaya çıktığında Dany ile olan konuşma şekline bakarsak bu olası bir bakış açısı olabilir... Jorah <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“senin için bunu bunu yaptım, beni affetmek zorundasın” </span>tarzı bir tavır sergilemişti, yani resmen aşkına karşılık verilmese bile yaptıklarına minnet ve saygı duyulmadığını düşündüğünde, öfkelenen bir ayımız var. Buna sebep olabilecek şeyler konusunda sayısız fikir üretebiliriz ama hiçbirine burada değinmek istemiyorum, konu uzar.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Benim çok daha olası gördüğüm sebep ise<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “ev”...</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah en başta ev için Dany’nin arkasından iş çevirmişti hatta Dany, en başta Jorah’a evini geri alacağı sözünü verseydi, aynı şeyi yapar mıydı diye merak etmişti. Gerçi o ev ve aile, Jorah’a karşı öfkeli ve dışlamış ama sonuçta aile dediğin şey, atsan atılmaz, satsan satılmaz. Dany’nin ileride kuzeyliler ve Starklar ile çok da iyi ilişkiler içerisine gireceğini düşünmüyorum, bu yüzden olası bir karşı karşıya gelme durumunda Starklara çok bağlı olan Mormont ailesi de kuzeyin geri kalanı gibi tehdit altında kalacaktır ve Jorah, kuzeyin ama en önemlisi ailesinin bu şekilde tehdit altına girmesine kayıtsız kalacak biri değil kanımca. Ne kadar seversen sev herkesin bir sınırı vardır. Yani Dany’den beklediğimiz daha karanlık bir karakter gelişimi ve kabul edilemez eylemlere imza atma gibi olası şeyleri de göz önünde bulundurursak birçok şeyin üst üste binebileceğini düşünmekteyim.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany’nin ileride Zalim Maegor gibi anılacağı fikrindeyim çünkü ilk kitapta Dany, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ben Aegon’un ve Maegor’un kanıyım...” </span>diyerek buna işaret vermiş kanımca. Onca iyi kral varken niye Maegor’u seçiyor ki? Ben seçmezdim. Adamın hükümdarlığında yaptıkları ve sonu da ortada. Dany ise Aegon gibi fetihler yaptı ve fatih oldu ve ileride muhtemelen Maegor’a dönüşecek. Bununla ilgili bir diğer işaret de yine Ateş ve Kan kitabından...</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany’nin ilk Dans’ın kraliçesinin yolundan ilerleyeceği aşikar... Siyahların kraliçesi de ilk başta halk ve çevresi tarafından çok sevilen ve övülen biriydi ama taht kavgasına girdikten sonra değişti ve Kral’ın Şehri’ni ele geçirdiği o kısa süre boyunca halk, ondan öyle bezdi ki onu “Maegor’un Memeli Hali” ismini taktı ve bu bir deyim oldu halk arasında. Maegor gibi şeyler yapmadı gerçi ama halk, yine de bezmişti... Tyrion, Dany için Aegon’un Memeli Hali demişti ayrıca... Dany ikisi de olacak.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kısacası Jorah’ın ileride Dany’e ihanet edecek üç kişiden biri olacağını öngörmekteyim ve bu “aşk” ihaneti kısmını karşılayacak gibi(yahut kan).</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Konumuz burada sona eriyor, okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer bu konuyu video olarak dinlemek isterseniz:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/Qys4wXZNWYs" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://static0.srcdn.com/wordpress/wp-content/uploads/2020/02/Daenerys-Targaryen-and-Ser-Jorah-Mormont-in-Game-of-Thrones.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Daenerys-Targaryen-and-Ser-Jorah-Mormont...hrones.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Selamlar,<br />
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu hafta en sevdiğim konulardan birini masaya yatıracağız; Ejderhaların Dansı 2 ama şimdilik gelecek olan ejderhaların dansı’nda karakterlerden birinin “kaderi” hakkındaki forehsadowinglere değineceğim.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bildiğiniz gibi Euron'ın tarafı hakkında da bir <a href="https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=7" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">konum </a>var; onun “ateş” tarafında Dany’nin yanında yer alacağını söyleyerek bir nevi aslında Ejderhaların Dansı 2’deki tarafına değinmiştim, giydiği kılık kıyafet ve benzeri şeylerin de ateş ve kan; siyahlar tarafına gönderme olduğunu daha önceki videolarda, yüzeysel de olsa, belirttim.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi doğrudan konuya girmeden önce, bilmeyenler için, dans hakkında kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Ejderhaların Dansı, Targaryen hanesi içerisindeki ilk iç savaş idi ve diyarı ciddi anlamda karmaşaya sürükleyen ve kana bulayan travmatik bir olaydır. Savaşın sonunda kazanan taraf var demek de çok mümkün görünmemekle birlikte özde Targaryen hanesi tamamen bu savaşı kaybetmiştir çünkü onca ölen Targaryen üyesine ek olarak, ejderhaların sonu gelmiştir. Bu da hanenin gücünü dayandırdığı mekanizmanın ortadan kalkması demekti. Savaş sırasında taraflar ikiye ayrılmıştı; Aegon tarafındaki “yeşiller” ve ablası Rhaenyra’nın yanında olan “siyahlar”</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ateş ve Kan kitabını okurken bazı karakterlerin gerek göz ve saç renginden gerekse devamlı giydiği kıyafetlerden... taraflarının ne olacağı ve olduğuna dair işaretler verilmiş aslında. Martin, geçmiş yıllarda ikinci bir Ejderhaların Dansı’nın olacağına ve bunun bir kitabın konusu olacağını açıklamıştı, zaten kitaplarda da bu yönde işaretler söz konudur.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #17b529;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi “yeşil” rengin Dany için uğursuz bir renk olduğunu söylemek mümkün</span>.</span> Örneğin Astapor’daki Kraznys, yeşil bir tokar giymişti ve Dany’nin dostu olmadığı hatta Dany gözüyle bakarsak, düşman olduğu aşikardır. Kasap Cleon’un Astapor’u ele geçirip, Dany’nin kurduğu düzeni mahveden kişi olduğu ortada; adam, kıza evlilik teklif edip yeşil terlikler göndermişti. Dany’ye suikast düzenleyen Qarthlılar, silah olarak yeşim taşı kakılmış bir kutu içinde yeşil renkli bir zehirli böcek göndermişlerdi. Yine Meereen’de zehirli çekirgelerle öldürülmek istenmişti(yahut biz öyle farz ettik). Yeşil ejderha Rhaegal, Martell oğlanını öldürerek, yüksekle ihtimal, Dorne ittifakını başlamadan bitirdi. Galazza Galare, Yeşil Fazilet isimli rahibenin hem unvanı hem göz renkleri “yeşil” ve kadının asıl Harpyia olduğunu düşünüyorum hatta Sandor Clagene bile yeşil bir pelerin ile öne çıkmıştı ki bu adam ateşten nefret ediyor, ileride Dany karşıtı kişilerden biri olması çok yüksek.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Özetle Dans 2’de de yeşiller ve siyahlar olarak iki taraf göreceğiz ve ilkinin aksine bu taraflara “rengini” veren ejderhaların kendi renkler olacak. Dany, halihazırda siyah-kırmızı renkleriyle öne çıkan Drogon’un sürücü oldu ve bu da ilk Dans’ta olduğu gibi Dany’in tarafının da siyahlar <img src="https://imgur.com/vfFt7dy.png" alt="Targaryen" title="Targaryen" class="smilie smilie_34" /> olarak ifade edileceğini gösteriyor, haliyle karşı tarafın da “yeşiller” olarak ki elimizde yeşil ejderha Rhaegal var, onu kim sürecekse artık <img src="https://imgur.com/FatEd6l.png" alt="Jon Arma" title="Jon Arma" class="smilie smilie_33" /> ... Elbette Viserion da var, beyaz ejderha... bakarsınız iki değil, üç taraf peydah olur <img src="https://imgur.com/R3NylWM.png" alt="Blackfyre" title="Blackfyre" class="smilie smilie_35" /> ... neyse.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">2. Dans’ta da rol alacak kişiler ve onların taraflarına dair bazı işaretler olduğunu dikkat eden okuyucular fark ediyor. Örneğin Tyrion’un bir gözünün yeşil, diğer gözünün siyah olması; onun iki tarafta da yer alacağına çok güçlü bir işaret gibi görünmekte. Moqorro’nun gördüğü vizyonda tüm ejderha türlerini sayıp, hepsinin ortasında hırlayan Tyrion’un arada kalıp, savaşın merkezinde yer alacağını zaten gördük ve öncesinde de yine Dans 2’ye gönderme olduğunu düşündüğüm bir savaş rüyası söz konusuydu, tepede de ejderhalar uçuyordu.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu bilginin ışığında Ateş ve Kan kitabını okuyup, Dans kısmına geldiğimde, kilit karakterlerden birinin Dany’nin yanındaki karakterlerden biriyle çok ciddi paralelliğini gördüm. Bu da biraz heyecanlandırdı çünkü yeni bir keşif yapmış gibi hissettim.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bahsettiğim kişi Jorah Mormont</span>. Dizide, sonuna kadar Dany için savaşan ve ona aşık olan ayımız, onun için de ölmüştü. Biz aynı şeyi kitaplarda da bekliyoruz ve doğrusu ben her zaman onun, sonuna kadar Dany’nin sadık koruyucusu olacağına inanmıştım, adamdaki sadakat öyle görünüyordu ama Ateş ve Kan’ı okuyucunca kafamda yıldırımlar çaktı.</span><br />
<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Adam kendisinden epeyce büyüktü, kırkını geçmiş olmalıydı. Saçları dökülmeye başlamıştı ama çok güçlü ve zinde görünüyordu. İpekli ve pamuklu kıyafetler yerine, yün ve deriden yapılmış bir kıyafet giymişti. Koyu yeşil tuniğinin göğsüne iki ayağı üstünde duran siyah bir ayı figürü işlenmişti.</span></blockquote>
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu Dany'nin Jorah ile ilk karşılaşmasıydı. Daha sonra kızın yanında kaldı ve bir af karşılığında Varys'e olan biten her şeyi haber etti. Zamanla Jorah, onu sevdiği için onu korumaya çalışsa da Qarth şehrinde bile Varys'e rapor vermeye devam etti. Bundan sonra durmuştu ama bu Dany için acı verici bir ihanetti. Jorah'ı sürgüne gönderdi ve Ölümsüzlerin Evinde öğrendiği göreceği üç ihanetten (aşk) biri olduğuna karar verdi.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Jorah'ın ihanetinin aşk mı, altın mı yoksa kan ihaneti mi olduğuna siz karar verin ama ben buna farklı bir şekilde yaklaşacağım.</span></span></span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kehanet geleceği önceden bildirir, geçmişi anlatmaz.</span> Dany daha sonra Jorah'ın casusluk faaliyetlerini duymuş olmasına rağmen, bu eylemin uyarılardan önce gerçekleşmeye başlaması önemlidir. Yani, Mirri'nin eyleminin üç ihanette olduğunu kabul edemeyeceğimiz gibi, Jorah'ın ihanetini de kabul edemeyiz. Mirri ve Jorah'ın eylemleri birbirine paralel olarak gerçekleşti ve Dany, birinin eyleminin diğerinin eyleminden çok sonra farkına vardı, hepsi bu. Bunu aşka ihanet olarak göremeyiz. Unutmayın ki Ölümsüzler, olanları değil, olacakları söyledi. Bu yüzden geçmişe değil gelecekte ne olduğuna bakmak gerekir.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah'ın casus olması bu ihanetlerden biri değil, ancak Jorah yine de ihanet edecek. Ondan gelen bir ihanet gerçekten de “aşk” ihaneti olabilir(yahut misal kan ihaneti). Genellikle Dany'nin aşık olacağı kişiden bir ihanet görmeyi bekledik ve bu hala doğru olabilir; bu ihanet, Dany’nin aşık olduğu (Daario) veya Dany’e aşık olan birinden gelebilir. Jorah "Seni seviyorum" dediğinde, Dany bunun "aşka ihanet" olduğunu düşündü. Nitekim, sadece Dany'nin birisine aşık olması değil, aynı zamanda ona aşık olan birinin de ihanet olasılığı dikkate alınmalıdır. Devam.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Jorah, Dany'ye ihanet edebilir mi?<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah'ın aşık olduktan ve sürgünden sonra Dany'ye dönme umutlarını okuduktan sonra, bu adamın sonuna kadar onunla kalacağını varsaydık çünkü sarsılmaz bir sadakat imajı sergiliyordu. Elbette hala öyle düşünüyorum ama Ateş ve Kan kitabını okuduğumda, fark ettiğim şeyle birlikte ciddi bir tehdit de fark ettim. Ben onu sorguladım. Bu nedenle, ihanet olasılığının neredeyse birbirine yakın olduğunu düşünüyorum. En azından benim için - şimdilik -% 50 /% 50</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">En beklenmedik kişiden bir hareket, GRRM'nin yazma tarzıyla zaten eşleşiyor. Jorah'ın aşık olduğu zamanlarda onun hakkında raporlar yolladığını unutmayın, hem de bunun bir ihanet olduğunu bilmesine rağmen. Peki neden? Basit. Ev için. Jorah, Dany'ye "ev" için ihanet edebilecek biri. Bunu gördük. Bunu zaten yaptı. Bunu sunu söyledi. Gelecekte, Jorah'ın kalbi hem ev hem de Dany için ikiye bölünebilir. Bu da Martin’in yazmayı sevdiğini söylediği şey; insanların kalbinin ikiye ayrılıp savaştığı şeyler üzerine yazmak daha güzel. Zaten hemen hemen her karakterin böyle seçim yapmaları gereken anlar yaşadığını okuduk; örneğin Jon’un yeminleri ve hayatta en sevdiği kişi Arya Stark’ı kurtarmak arasında kalması ve bu seçim anıyla yaşadığı iç çatışma gibi... ve ileride de böyle iç çatışmaları okumaya devam edeceğiz.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Jorah'ın neden ihanet edebileceğini düşünüyorum?<br />
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">İlk sebep “yeşil” uğursuzluğu... Sonrası da Ölümsüzler Evin’deki uyarı...</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Yeşilin Dany için anlamını tekrar etmeyeceğim, en başta bahsettim. Jorah’ı gördüğünde yaptığı betimlemeyi gördük; <span style="color: #008e02;" class="mycode_color">koyu yeşil tuniğinin göğsüne iki ayağı üstünde duran siyah bir ayı figürü işlenmişti.  <img src="https://imgur.com/b6mNPVL.png" alt="Mormont" title="Mormont" class="smilie smilie_40" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yani Mormont hanesinin arması ve renkleri; siyah ve yeşil renklerini kapsıyor. Evet, daha önce Dany’ye bir ihaneti oldu, yani hâlihazırda zararı dokunmuş gibi görünse de Ölümsüzler Ev’inde haber edilen ihanetlerin, Dany için gerçek manada “yıkıcı” ve “zarar verici” ihanetler olacağını göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Jorah’ın ihaneti Dany için can yakıcı olsa da yıkıcı ve ciddi manada zarar veren bir şey değildi, zaten Dany’nin Jorah’ı en başta affetmeye niyet etmesi de bu söylediğime işaret, elbette biz kuzeyliler gururlu ve çat çat konuşan tipler olduğumuz için, Mormont’un konuşma tarzı Dany’yi iyice öfkelendirdi ve haliyle ayıyı sürgün etti.</span><br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">"Hayır hayır." Kafasını salladı. "Asla öyle demek istemedim ... affet beni. Beni affetmek zorundasın."</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
"Zorunda?" Çok geçti. Sözlerine af dileyerek başlamalıydı. Artık niyetlendiği gibi onu affedemezdi.</span></blockquote>
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İşte geldik beni Jorah’ın ihanet etme olasılığının oldukça yüksek olduğuna düşünmeme iten kişiye... <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #72ff84;" class="mycode_color">Criston</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color">Cole</span>.</span> Ejderhaların Dansı’nda Kral Muhafızı Lord Kumandan’ı ve eskiden prenses Rhaenyra’nın da korumasıydı. Criston’ın yaşamı ve Jorah’ın yaşamı ciddi paralellikler içermekte ve Cole da aynı Jorah gibi siyah-yeşil renklerle betimlenen bir karakter.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Cole, turnuvalardan birinde boy göstermiş ve o zaman daha çocuk olan prensesin uğur mendili ile şampiyon olup, göze girmiş bir şövalyedir. Cole, prensesinden şampiyonudur, onu aşk ve güzellik kraliçesi ilan eder. O günden sonra adam, prensesin özel koruması olarak sürekli bir şekilde yanındaydı ve sadakatle hizmet etti. Prenses de adama çok düşkündü. Zaman içinde yer açıldığında Kral Muhafızlarından biri oldu. Ayrıntılı net bilgimiz yok ama prenses ve şövalye arasında “aşk” skandalı var; ikisinin aşık olduğu ama sonra aralarının açıldığını söyleyen de var, Cole’un aşkının karşılıksız olduğunu söyleyen de var. Sebep ne olursa olsun Cole, sadakatle hizmet ettiği prensesine kin güden biri haline gelir ve siyahların karşısına geçerek yeşiller tarafında Aegon’ın yanında savaş verir. Bu sırada kendisi Kral Muhafızları Lord Kumandanı olmuştur. Cole’un fiziksel betimlemesi de bu taraf değişikliğine işaret niteliği taşıyor. <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SİYAH </span></span>saçları ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #72ff84;" class="mycode_color">SOLUK YEŞİL</span></span> gözleri vardı... hatta yaverliğini Donddarionların kalesi olan Blackhaven yani Siyah Cennet’te yapmıştır.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Şimdi gelelim Jorah’ın hayatına. Dikkatli bakarsak Jorah için de benzer bir hikaye görmek mümkün.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah, Ayı Adası Lordu olarak Greyjoy İsyanında başarı gösterdiği için kral tarafından “şövalye” ilan edilmiştir ve zafer için düzenlenen turnuvada Dany’e benzeyen Hightower kadınına aşık olmuş, onun uğur mendilini alarak şampiyon olmuş ve onu aşk ve güzellik kraliçe ilan etmiştir. Bu kısım Cole ile birebir aynı görünüyor. Sonrasında kadınla evlenir ve evine döner ama mutluluk kısa sürer, kadının talepleri bitmek bilmez ve fakir bir ada olduğu için Mormont, köle kaçakçılığı yaparak karısına para sağlamaya çalışır. Lord Stark bunu öğrenince kellesini almak için yola çıkar ama Mormont ve eşi çoktan kaçmıştır. Jorah, karısının onu aldattığını öğrenir ve aşkı nefrete dönüşür ve af vaadi karşılığında Dany ve Viserys hakkında tahta bilgi gönderir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Dany dehşet içindeydi. “Ondan nefret ediyor musun?”<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“En az onu sevdiğim kadar,” diye cevap verdi Sör Jorah. “Beni bağışlayın kraliçem. Çok yorgun olduğumu hissediyorum.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany şövalyenin gitmesine izin verdi. Adam çadırın kapısından çıkarken son bir soru sormak için seslendi. “Karınız nasıldı Sör Jorah, yani nasıl görünüyordu?”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sör Jorah hüzünle gülümsedi. “Doğrusunu isterseniz size benziyordu Daenerys.” Reverans yaptı. “İyi uykular kraliçem.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany titredi, cübbesine sıkıca sarındı. Bana benziyormuş. Bu, tam olarak anlayamadığı bazı şeyleri açıklıyordu. Beni istiyor, diye düşündü, anlamıştı. Beni de onu sevdiği gibi seviyor.</blockquote>
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu alıntı bize bir iki önemli gerçeği ortaya koyuyor; ilki karısının görünüş olarak Dany’e benziyor... muhtemelen Jorah’ın Dany’e aşık olma sebebi tam da bu... Özünde aşık olduğu karısına benzemesi... Sonuçta insan, sevdiği kişiyi başkalarında görmeye eğilimlidir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Bir diğer gerçek ise Jorah’ın ne kadar aşık ise o derece aşık olduğu kişiden nefret edebilecek biri olması.</span></span> Karısını seviyor ama bu sevgi, nefrete dönüşmüştü çünkü karısı bu sevgisine değer vermeyip, ihanet etmişti... birini ne kadar severseniz o kadar da nefret eder hale gelirsiniz.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sonuç olarak iki adam da (daha sonra kraliçe olacak olan) bir Targaryen prensesine aşık oluyor ama ikisi de reddediliyor, en azından Cole için söylenen hikayelerden biri buydu. İki karakter de bu prenseslerin yeminli kalkanı oluyor, koruyor. İki karakter de daha sonra Kral/Kraliçe Muhafızı oluyor hatta ikisi de Lord Kumandanlığa yükseliyor. İki karakter de siyah ve yeşil betimlemesi ile öne çıkıyor; ilk zamanlarda “siyahlar” tarafında kraliçelerinin yanında yer alıyor ve daha sonra bir düşmanlık araya giriyor ve Cole, yeşiller tarafına geçiyor. Aynı şeyin Jorah’a da olabileceğini düşünmekteyim. Bu ana kadar hemen hemen her şey aynı ilerlemiyor mu?</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Impact;" class="mycode_font">Peki, ihanetin sebebi ne olabilir?</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Kraliçesini bu kadar seven ve bu kadar sadık olan bir adam, ne gerekçe ile ona düşmanlık besler ya da bir sebeple ona ihanet etmek zorunda kalabilir? Jorah’ın illa nefret beslemesi gerektiğini düşünmüyorum açıkçası, sadece taraf seçmesi gereken bir an geldiğinde doğru olan tarafın Dany’nin karşısı olduğuna karar vermesi gibi bir durum da olabilir ama biz tüm olasılıklara bakalım.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah da aynı Cole gibi aşkına karşılık bulamadığı (ya da ihanete uğradığını düşündüğü) için Dany’e kin bağlayıp,<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> “senin için bu kadar şey yaptım, senin bana yaptığına bak!” </span>diye öfkelenip, taraf değiştirebilir. Aslında ilk ihanetin ortaya çıktığında Dany ile olan konuşma şekline bakarsak bu olası bir bakış açısı olabilir... Jorah <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“senin için bunu bunu yaptım, beni affetmek zorundasın” </span>tarzı bir tavır sergilemişti, yani resmen aşkına karşılık verilmese bile yaptıklarına minnet ve saygı duyulmadığını düşündüğünde, öfkelenen bir ayımız var. Buna sebep olabilecek şeyler konusunda sayısız fikir üretebiliriz ama hiçbirine burada değinmek istemiyorum, konu uzar.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Benim çok daha olası gördüğüm sebep ise<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “ev”...</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jorah en başta ev için Dany’nin arkasından iş çevirmişti hatta Dany, en başta Jorah’a evini geri alacağı sözünü verseydi, aynı şeyi yapar mıydı diye merak etmişti. Gerçi o ev ve aile, Jorah’a karşı öfkeli ve dışlamış ama sonuçta aile dediğin şey, atsan atılmaz, satsan satılmaz. Dany’nin ileride kuzeyliler ve Starklar ile çok da iyi ilişkiler içerisine gireceğini düşünmüyorum, bu yüzden olası bir karşı karşıya gelme durumunda Starklara çok bağlı olan Mormont ailesi de kuzeyin geri kalanı gibi tehdit altında kalacaktır ve Jorah, kuzeyin ama en önemlisi ailesinin bu şekilde tehdit altına girmesine kayıtsız kalacak biri değil kanımca. Ne kadar seversen sev herkesin bir sınırı vardır. Yani Dany’den beklediğimiz daha karanlık bir karakter gelişimi ve kabul edilemez eylemlere imza atma gibi olası şeyleri de göz önünde bulundurursak birçok şeyin üst üste binebileceğini düşünmekteyim.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany’nin ileride Zalim Maegor gibi anılacağı fikrindeyim çünkü ilk kitapta Dany, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Ben Aegon’un ve Maegor’un kanıyım...” </span>diyerek buna işaret vermiş kanımca. Onca iyi kral varken niye Maegor’u seçiyor ki? Ben seçmezdim. Adamın hükümdarlığında yaptıkları ve sonu da ortada. Dany ise Aegon gibi fetihler yaptı ve fatih oldu ve ileride muhtemelen Maegor’a dönüşecek. Bununla ilgili bir diğer işaret de yine Ateş ve Kan kitabından...</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dany’nin ilk Dans’ın kraliçesinin yolundan ilerleyeceği aşikar... Siyahların kraliçesi de ilk başta halk ve çevresi tarafından çok sevilen ve övülen biriydi ama taht kavgasına girdikten sonra değişti ve Kral’ın Şehri’ni ele geçirdiği o kısa süre boyunca halk, ondan öyle bezdi ki onu “Maegor’un Memeli Hali” ismini taktı ve bu bir deyim oldu halk arasında. Maegor gibi şeyler yapmadı gerçi ama halk, yine de bezmişti... Tyrion, Dany için Aegon’un Memeli Hali demişti ayrıca... Dany ikisi de olacak.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kısacası Jorah’ın ileride Dany’e ihanet edecek üç kişiden biri olacağını öngörmekteyim ve bu “aşk” ihaneti kısmını karşılayacak gibi(yahut kan).</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Konumuz burada sona eriyor, okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer bu konuyu video olarak dinlemek isterseniz:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/Qys4wXZNWYs" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Euron Greyjoy Hangi Tarafta? "Buz mu Ateş mi?"]]></title>
			<link>https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=7</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 18:06:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://sevenkingdoms.tr/member.php?action=profile&uid=2">The Wolf Pack</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://sevenkingdoms.tr/showthread.php?tid=7</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Herkese selamlar,</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GİRİZGÂH</span><br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bugün sizinle Euron Greyjoy karakteri üzerine konuşmak istiyorum. Şüphesiz serinin en ilgi çeken ve yapacakları en tahmin edilemez kişilerin başında geliyor. Birçok karakter gibi Euron da “güç” ve “hükmetme” peşinde koşan biri, bunu kendi ağzıyla söyledi ve zaten serinin ana teması “güç” ve “gücün yozlaştırıcı etkisi” olduğu için Euron’un emeli konusunda şüpheye düşmemiz için bir sebep yok. Burada anlatacaklarım, benim birkaç sene evvel bizzat kendi hazırladığım bir kuramdır, yani patenti bana ait. Ayrıca okumamış arkadaşlar için, Martin’in yayımladığı 6. kitaptan Aeron Buharsaçlı’nın bölümleri hakkında da spoiler içeriyor. Uyarmadı demeyin.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi bizim narsist sosyopat karakterimiz Euron hakkında ciddi beklentilere sahibiz. Adamın çılgınlığı, gizemli oluşu ve nihai hedefini biliyor gibi görünsek de o hedefe ulaşmasını sağlayacak tertip ve niyetlerini bilmemek ister istemez bizde beklentiyi arttırdı. Euron, kişiliğine baktığımızda kötü bir insan olarak kabul ediliyor. Eh, acımasızlığı ve kardeş katili olması gibi şeylere bakınca hakkında iyi şeyler söyleyecek bir şeyler bulmak zor olduğu gerçek. Evlat olsa sevilmez, denilen tiplerden biri. Kendisini bir çeşit ilah gibi görüyor yahut bir ilaha dönüştürmeye çalışarak; Demir Taht’a oturarak hükmetmek istediğini biliyoruz. Asıl soru şu; bunu nasıl yapacak? Kimi ya da kimleri kullanacak? Euron tehlikeli ve güçlü sayılacak biri ama tek başına Demir Taht’a sahip olamaz, tanrı kral ise asla olamaz. Bu durumda onun yardıma ihtiyacı var. Hikayede savaş halinde olduğundan emin olduğumuz iki taraf var; buz ve ateş.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Euron kötü bir insan... Haliyle Euron’u iki taraf arasında doğruca “buz” tarafına gönderip, “Ötekiler” ile bir bağlantısı olduğuna inandık. Peki niye böyle yaptık? Cevabı çok basit; bunun temel sebebi hem bizim “algımız” hem de Melisandre karakterinin bu geleneksel algımızı kullanarak yaptığı “maniple” sonucu… Yani aslında bizi Martin maniple etti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Geleneksel algımız nedir? Her hikayede bir iyi-kötü taraf vardır; karanlık lordlar ve ona karşı savaşan aydınlık lordlar var. Melisandre de sürekli olarak “ateş” tarafını ölüm ile savaşan, yaşamı temsil eden taraf olarak; “buz” tarafını da her şeyi öldürmeye niyetli olan, kötü-ölüm tarafı olarak lanse etti. Benerro ve Moqorro da bu görüşü destekleyecek tavır sergilediler. Sonuçta insanlar “ölümden” nefret eder ve ölüm de korkulacak bir şey olarak bizim için kötü bir şeydir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu yüzden Euron’u ölüm saçan, kötü adamların yani “buz”’un tarafına salladık. Aksi de olamaz, diye düşünüp alternatif hiçbir düşünceyi aklımıza getirmedik. Ben de bir süre böyle düşündüm ki ben Buz ve Ateşin Savaşı hakkında farklı bir görüşe sahibim, bu konuda da belki bir video yapabilirim ama kısaca özetlemek gerekirse; Martin’in felsefesine göre insanlar ne tamamen iyi ne tamamen kötüdür, gridir. Hem iyi hem kötü şeyler yapmaya muktedir kişilerdir ve bu sayede hikayelerde artık Sauron gibi karanlık lordlara ihtiyacımız yok. Bu yüzden buz ve ateş tarafı için de “gri” terimini kullanıyorum. Ne ateş tarafı lanse edildiği gibi tamamen iyi adamlardan oluşuyor ne de buz tarafı lanse edildiği gibi kötü adamlardan oluşuyor. Bu yüzden kötüleri buz tarafına, iyileri ateş tarafına sallama eğiliminden vazgeçmek gerekiyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi Euron’un amacına bakalım.<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>"…Yalnızca bir deniz canavarı Gölge’nin yanındaki Asshai’ye yelken açtı ve tasavvur bile edilemeyecek harikalar ile dehşetler gördü… Hepsini alalım derim! Batıdiyar’ ı alalım derim.”</blockquote>
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Elbette hepsi bunu sorguluyor; nasıl olabilir ki bu? Demir Adamlar denizci, karadan toprak ele geçirseler bile uzun süre elde tutamıyorlar. Kuzey’i bile ellerinde tutamıyor...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Aegon?” Victarion, kollarını zırhlı göğsünde birleştirdi. “Fatih’in bizimle ne ilgisi var?”<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Savaşlar hakkında senin bildiğin kadar şey biliyorum Kargagöz,” dedi Asha. “Aegon Targaryen, Batıdiyar’ı ejderhalarla kazandı.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Biz de öyle yapacağız,” diye söz verdi Euron Greyjoy. “Sesini duyduğunuz şu boruyu, bir zamanlar Valyria olan dumanlı yıkıntıların arasında buldum, benden başka hiçbir adam orada yürümeye cesaret edemedi. Borunun çağrısını duydunuz ve gücünü hissettiniz. Bu bir ejderha borusu, kasnakları kırmızı altından ve üstüne tılsımlar kazınmış Valyria çeliğinden yapıldı. Ejderha lordları, Kıyamet tarafından yok edilmeden önce bu çeşit borular üflerdi. Bu boruyla ejderhaları kendi irademe bağlayabilirim.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Asha yüksek sesle güldü. “Keçileri senin iradene bağlayacak bir boru daha faydalı olur Kargagöz. Artık ejderhalar yok.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Yine yanılıyorsun kızım. Üç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”</blockquote>
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Euron’un sözlerini doğru kabul eder isek Asshai’ye ve Valyria’ya gitmiş. Valyria kısmı bizi şüpheye düşürse de Asshai’ye gittiğine şüphe etmem zira ipini koparan gidebiliyor zaten. Ejderha Borusunu ve Valyria çeliği zırhı olduğunu biliyoruz. Asshai ve Valyria’yı “ateş” tarafının şehirleri olarak görmek yanlış bir çıkarım değil hatta Asshai, R’hllor inancının ana merkezi olarak görüyorum, dinin çıktığı yer burası olsa gerek ki AA efsanesi de ilk buradan çıkıp Batı’ya doğru yayılmış. İlk ejderhaların Gölge Topraklardan ve Yeşim Denizin’den çıktığı efsanelerini de unutmaz ise bu bölgeler ateş, ejderha, AA, ejderha çeliği, ateş ve kan büyüsü gibi şeylerin ana merkezi olarak kabul edilebilir. Özetle Euron, ateş taraflarında geziniyor sürekli… Euron, ateş gücünü elinde bulunduran Dany’nin ve onun ejderhalarının peşinde. O gücü ondan çalma niyeti olduğu aşikar. Asshai’ye gidip, Gölge Toprakları gezmiş ve burada AA meselesini, Ötekiler ve gelen savaş meselesini görüp, öğrendiğine şüphe yok gibi. Moqorro bile Tyrion’a Euron’u temsil eden bir vizyonun, Dany’nin peşinde olduğunu 5. kitapta söylemişti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Burada bir parantez açmak istiyorum. Dany, Astapor’a gittiğinde efendiler Lekesizleri almak isteyen bir korsan kraldan bahsediyordu ve Ölümsüzleri öldürdüğü için büyücüler de Qarth’tan beri Dany’nin peşinde idi ve denizde Euron’a yakalandılar ve köle oldular, şu an her biri onun elinde. Burada bahsi geçen korsan muhtemelen Euron idi ve Dany’yi elde etme amacı için çoktan harekete geçip, kendince ona yardım etmeye başlamış olabilir. Elbette altın kalbi yüzünden değil... Euron’un bir diğer yardımı ve göze girme girişimi ise Diyar’ı parçalarına ayırıp, Dany’nin ele geçirmesine hazır hale getirmek. Bu sebeple Menzil’e saldırıyor ve elde ettiği ganimet yahut toprak parçalarıyla ilgilenmiyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">4. kitapta Sam, Demir Adamların saldırıları hakkında bildi edindiğinde aklından şunları geçirdi.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Eğer Kral Toprakları, Eski Şehir’i ve Arbor’ı kaybederse bütün diyar parçalara ayrılır.</blockquote>
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Eh, Euron’un amacı da zaten bu. Euron, kardeşiyle konuşmasında Dany ile olan evlenme isteği ve sebebine değiniyor ve Victarion’u onu alması için doğruca Meereen’e gönderiyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“…Demir Taht şöyle dursun, o oğulların hiçbiri Deniztaşı Tahtı’nda oturmaya uygun değil. Hayır, tahta uygun bir vârisimin olması için başka bir kadına ihtiyacım var. Deniz canavarı, ejderhayla evlendiğinde bütün dünya korksun kardeşim.”</blockquote>
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ejderhasına talip ise Dany’ye sahip olmayı arzulaması olağan(zaten ejderhaları isteyen herkes bunu elde etmenin yolu olarak Dany ile evlenmeyi çözüm olarak görüyor çünkü mantıken kendileri ejderhaları süremezler). Euron’un ayrıca Daario olduğu ile ilgili bir kuram da vardı, doğru ise olay biraz daha ilginçleşiyor. Bana göre Euron’un oynaştığı tarafın ateş olmasındaki en önemli işaret 6. kitaptaki Aeron bölümleri. Bundan sonra ünlü rüyadan alıntılara bakacağız.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Rüya ve Çözümlemesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">{Aşağıda 6. Kitap Spoilerı Var}</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Euron’un gülümseyen, saklı gözleriydi. Dünyaya şimdi kanlı gözünü gösteriyordu. Karanlık ve korkutucu. Baştan topuğa örtülüydü ve karanlık bir onikse benziyordu. Kararmış kafataslarından oluşan tepenin üstünde oturuyordu ve cüceler ayaklarının etrafında hoplayıp zıplarken arkasında bir orman yanıyordu.<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Kanayan yıldız kıyamete delalet idi.” dedi Aeron’a. “Bunlar son günler, dünya parçalanıp yeniden yapıldığında, yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar, krakenler, sfenksler emrine girip önüne eğildi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Diz çök kardeşim.” diye emretti Kargagöz. “Kralın benim. Tanrın benim. Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Asla. Tanrısız bir adam Deniztaşı Tahtı’nda oturamaz.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Neden o sert, kara kayayı isteyeyim ki? Kardeşim, tekrar bak ve nereye oturduğumu gör.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Buharsaçlı Aeron baktı. Kafatası tepesi gitmişti. Kargagöz’ün altındaki artık metaldi. Büyük, uzun bir tahttı. Kırılmış kılıçlar, ucu keskin demirler vardı ve hepsinin ucundan kan damlıyordu. Uzun mızrakların üstünde tanrıların cesetleri duruyordu. Bakire oradaydı ve Baba, Anne, Savaşçı, Yaşlı Bilge, Demirci, hatta Yabancı bile oradaydı. Pek çok tuhaf ve yabancı tanrıyla yan yana asılmışlardı, Büyük Çoban, Kara Keçi, Üç Başlı Trios ve Bakkalon’un Soluk Çocuğu, Işık Tanrısı, Naath’ın Kelebek Tanrısı ve daha niceleri. Ve ileride şişmiş ve yeşil yengeçler tarafından yiyip bitirilmiş Boğulmuş Tanrı, Kızıl Deniz Atı’yla beraber çürüyordu, hala saçlarından su damlıyordu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra Kargagöz tekrar güldü ve Rahip Sükunet’in içinde çığlık atarak uyandı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">....</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Rüyalar bu kez daha kötüydü. Dargemileri kaynayan, kan kırmızısı bir denizde başıboş ve yanarken gördü. Kardeşini yine Demir Taht’ta görüyordu, ama Euron artık insan değildi. Daha çok bir kalamara benziyordu, babası derinlerdeki kraken olan bir canavar gibiydi. Yüzünde burulmuş dokunaçlar vardı. Arkasında bir kadın silüeti görünüyordu, uzun ve korkutucuydu, elleri soluk alevle yanıyordu. Cüceler eğlenceleri için hoplayıp zıplıyorlardı, dişi ve erkek, cinsel bir şölene hapsedilmiş, birbirlerini ısırıp parçalaıyorlardı ve Euron’la eşi gülüyor, gülüyor ve gülüyorlardı</blockquote>
.<br />
</span><br />
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Karanlık bir oniks... cümlesi bana siyah taşları anımsattı. Zamanında kendi kardeşini öldürüp, hakkını gasp eden Kan Taşı İmparatoru’nun taptığı… Euron da Balon’u öldürüp, yerine geçmişti. Deniztaşı Tahtı, yağlı siyah taştan yapılma ve özünde Euron, kendine tapan bir narsist. Belki buna göndermedir. Diğer bir olasılık da bölüm sonunda Buharsaçlı'nın Euron’un giydiğini gördüğü duman kadar siyah diye ifade ettiği Valyria zırhı olabilir.</span><br />
</li>
</ul>
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Kanayan yıldız kıyamete işaretti…” sözü manidar sözlerden biri çünkü bu, ejderhayı temsil eden bir alamet. Dany ve ejderhaları büyüyor, güçleniyor ve R’hllor tarafı da aynı şekilde. Savaş geliyor, dünyanın sonu geliyor, her şeyin sonu geliyor; bunlar son günler… Euron’un baskın gelecek gücün “ateş” yanı olacağına inanıyormuş gibi bir hali yok mu? Bence inandığı şey bu.</span><br />
</li>
</ul>
<br />
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yeni bir tanrının ceset çukurdan çıkması, yükselmesi meselesi… Aslında mezar ve ceset elbette ki bir ölüm durumunu ifade ediyor. Savaş geliyor ve savaş sonunda dünya yeniden yapılanacak Euron’un ifadesiyle… Benerro’ya göre AA’nın yanında savaşan ve ölenler, yeniden dirilecekler ve yaşayacak. Melisandre’ye göre buz tarafı her şeyi öldürmeye, yok etmeye geliyor. Martin de zaten insanlardan nefret ettiklerini, söylemişti. Durum buyken, tanrı kral olarak hükmetmek isteyen Euron, ölüp gitmeye razı olur mu? Yok olmuş, ölmüş bir dünyada kime nasıl hükmedeceksin? Ateş tarafı ise “ölümsüzlük” vaat ediyor. Ölmeyen biri bir çeşit ilah olmaz mı? En azından kendini öyle görmez mi? Bilhassa Euron gibi bir sosyopat narsist? Bence görür. Ölüm, bu tipin işine gelmez. Yaşamak gelir, sonsuza kadar yaşamak…</span><br />
<br />
</li>
</ul>
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kraken ve Ejderhalar hatta Sfenksler geliyor ve diz çöküyor; önünde eğiliyor boru ile çağırıyor bunları. Kraken, Euron’un olduğu şey iken ejderha “ateş” tarafına ait, daha belirgin olmak gerekirse Dany’e… Onun derdi kraken-ejderha evliliği ve bundan doğacak bir varis ile hükmetmek… sfenks bana Üstat Aemon’un Sam’e sözlerini anımsattı…”Sfenks bilmece değil, bilmecenin kendisi.” Hala gizemini koruyor. Bilmeyenler için nedir bu sfenks? Sfenksler yarı insan yarı yaratıktır. Seride Valyria sfenks’i olarak öne çıkmıştır. Yani yarı insan yarı ejderha.</span><br />
<br />
</li>
</ul>
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Cüceler deyince hemen akla Ormanın Çocukları geliyor ve arkadaki yanan orman da onların Büvet Ağacını; ilahlarını ve doğayı temsil ediyor gibi ve arkasından bütün ilahların yere çalındığını gösteren bir sahne geliyor. Yani yine ilk uzun gece’ye sebep veren tipin yaptığı gibi tüm ilahları alaşağı ediyor ve kendi seçtiği yeni bir ilaha (bu durumda bu kişi Euron’un kendisi) tapıyor. Yalnız cüce kısmını Ölümsüzler evinde gördüğümüz şeklinde yorumlamak daha sağlıklı olabilir. Orada 4 cüce vardı ve bir kadına tecavüz edip, orasını burasını çiğneyip yiyorlardı. Onlar Diyar’ı savaşa sürükleyen kralları temsil ediyordu. Buradaki cüceler de hoplayıp zıplıyor Euron’un karşısında ve birbirlerini yiyor. Muhtemelen Westeros lordları, insanları olabilir. Birbirlerini yemek, cinsel şölen; birbirleri ile olan savaşı simgelese gerek. Bu şu an olan bir şey aslında ve devam edecek olan bir şey.</span><br />
<br />
</li>
</ul>
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Gemilerin yanıyor olması ve denizin kana bulanmış olması kan-ateş sözlerini anımsatıyor ki Targaryen hanesinin ünlü sözü “Ateş ve Kan” Muhtemelen Euron’un sonraki hamlesini gösteren bir foreshadowing ki kırmızı ve siyah betimlemelerini Euron üzerinde bol bol görebilirsiniz (kılık kıyafetine kadar). Euron’un yanındaki kadının soluk da olsa alevli ellere sahip olması dikkate değer. Gizemini koruyan bir konu; kim bu kadın? Kadın ateş tarafına ait biri çünkü elinde ateş var, Buz tarafına ait olsaydı buz ve soğuklukla betimlenmesi gerekirdi. Bu kişi daha önce hiç görmediğimiz bir kadın olabilir, Asshai’li yüzü maskeli kadın olabilir yahut Melisandre de olabilir hatta Dany’nin kendisi de olabilir. Kesin bir fikrim yok ve olasılıklar, şimdilik, her şeye açık görünüyor ama bu kadın her kim ise ileride Euron’u destekleyecek yahut halihazırda destekliyor. Kantaşı’nın da bir karısı vardı, onu destekleyen, kaplan kadın; pek bilgi sahibi değiliz kendisi hakkında o yüzden bir yorumda bulunmak zor… Euron’un ensest, eşcinsellik, yamyamlık ve elbette ki büyülere ilgi duyması da bana yine aynı adamı hatırlatıyor, onda da vardı bunlar. Bu yüzden Euron’un Kantaşı İmp. gibi bir şey olduğunu düşünmek garip kaçmaz herhalde, özellikler falan benziyor.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Yani Euron, muhtemelen ateş tarafında yer alacak ve yine muhtemelen Dany’yi maniple edip kullanacak ve diğer yandan birçok özelliği ve tavrı da Uzun Gece’ye sebep olan Kantaşı İmparatoru ile benzer olduğundan 2. bir Azor Ahai beklediğimiz gibi 2. bir Kantaşı İmparatoru karşımızda gibi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer bu konuyu video olarak dinlemek isterseniz:<br />
</span><br />
<iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/YV5klh82uZk" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Herkese selamlar,</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GİRİZGÂH</span><br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bugün sizinle Euron Greyjoy karakteri üzerine konuşmak istiyorum. Şüphesiz serinin en ilgi çeken ve yapacakları en tahmin edilemez kişilerin başında geliyor. Birçok karakter gibi Euron da “güç” ve “hükmetme” peşinde koşan biri, bunu kendi ağzıyla söyledi ve zaten serinin ana teması “güç” ve “gücün yozlaştırıcı etkisi” olduğu için Euron’un emeli konusunda şüpheye düşmemiz için bir sebep yok. Burada anlatacaklarım, benim birkaç sene evvel bizzat kendi hazırladığım bir kuramdır, yani patenti bana ait. Ayrıca okumamış arkadaşlar için, Martin’in yayımladığı 6. kitaptan Aeron Buharsaçlı’nın bölümleri hakkında da spoiler içeriyor. Uyarmadı demeyin.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi bizim narsist sosyopat karakterimiz Euron hakkında ciddi beklentilere sahibiz. Adamın çılgınlığı, gizemli oluşu ve nihai hedefini biliyor gibi görünsek de o hedefe ulaşmasını sağlayacak tertip ve niyetlerini bilmemek ister istemez bizde beklentiyi arttırdı. Euron, kişiliğine baktığımızda kötü bir insan olarak kabul ediliyor. Eh, acımasızlığı ve kardeş katili olması gibi şeylere bakınca hakkında iyi şeyler söyleyecek bir şeyler bulmak zor olduğu gerçek. Evlat olsa sevilmez, denilen tiplerden biri. Kendisini bir çeşit ilah gibi görüyor yahut bir ilaha dönüştürmeye çalışarak; Demir Taht’a oturarak hükmetmek istediğini biliyoruz. Asıl soru şu; bunu nasıl yapacak? Kimi ya da kimleri kullanacak? Euron tehlikeli ve güçlü sayılacak biri ama tek başına Demir Taht’a sahip olamaz, tanrı kral ise asla olamaz. Bu durumda onun yardıma ihtiyacı var. Hikayede savaş halinde olduğundan emin olduğumuz iki taraf var; buz ve ateş.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Euron kötü bir insan... Haliyle Euron’u iki taraf arasında doğruca “buz” tarafına gönderip, “Ötekiler” ile bir bağlantısı olduğuna inandık. Peki niye böyle yaptık? Cevabı çok basit; bunun temel sebebi hem bizim “algımız” hem de Melisandre karakterinin bu geleneksel algımızı kullanarak yaptığı “maniple” sonucu… Yani aslında bizi Martin maniple etti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Geleneksel algımız nedir? Her hikayede bir iyi-kötü taraf vardır; karanlık lordlar ve ona karşı savaşan aydınlık lordlar var. Melisandre de sürekli olarak “ateş” tarafını ölüm ile savaşan, yaşamı temsil eden taraf olarak; “buz” tarafını da her şeyi öldürmeye niyetli olan, kötü-ölüm tarafı olarak lanse etti. Benerro ve Moqorro da bu görüşü destekleyecek tavır sergilediler. Sonuçta insanlar “ölümden” nefret eder ve ölüm de korkulacak bir şey olarak bizim için kötü bir şeydir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu yüzden Euron’u ölüm saçan, kötü adamların yani “buz”’un tarafına salladık. Aksi de olamaz, diye düşünüp alternatif hiçbir düşünceyi aklımıza getirmedik. Ben de bir süre böyle düşündüm ki ben Buz ve Ateşin Savaşı hakkında farklı bir görüşe sahibim, bu konuda da belki bir video yapabilirim ama kısaca özetlemek gerekirse; Martin’in felsefesine göre insanlar ne tamamen iyi ne tamamen kötüdür, gridir. Hem iyi hem kötü şeyler yapmaya muktedir kişilerdir ve bu sayede hikayelerde artık Sauron gibi karanlık lordlara ihtiyacımız yok. Bu yüzden buz ve ateş tarafı için de “gri” terimini kullanıyorum. Ne ateş tarafı lanse edildiği gibi tamamen iyi adamlardan oluşuyor ne de buz tarafı lanse edildiği gibi kötü adamlardan oluşuyor. Bu yüzden kötüleri buz tarafına, iyileri ateş tarafına sallama eğiliminden vazgeçmek gerekiyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şimdi Euron’un amacına bakalım.<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>"…Yalnızca bir deniz canavarı Gölge’nin yanındaki Asshai’ye yelken açtı ve tasavvur bile edilemeyecek harikalar ile dehşetler gördü… Hepsini alalım derim! Batıdiyar’ ı alalım derim.”</blockquote>
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Elbette hepsi bunu sorguluyor; nasıl olabilir ki bu? Demir Adamlar denizci, karadan toprak ele geçirseler bile uzun süre elde tutamıyorlar. Kuzey’i bile ellerinde tutamıyor...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Aegon?” Victarion, kollarını zırhlı göğsünde birleştirdi. “Fatih’in bizimle ne ilgisi var?”<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Savaşlar hakkında senin bildiğin kadar şey biliyorum Kargagöz,” dedi Asha. “Aegon Targaryen, Batıdiyar’ı ejderhalarla kazandı.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Biz de öyle yapacağız,” diye söz verdi Euron Greyjoy. “Sesini duyduğunuz şu boruyu, bir zamanlar Valyria olan dumanlı yıkıntıların arasında buldum, benden başka hiçbir adam orada yürümeye cesaret edemedi. Borunun çağrısını duydunuz ve gücünü hissettiniz. Bu bir ejderha borusu, kasnakları kırmızı altından ve üstüne tılsımlar kazınmış Valyria çeliğinden yapıldı. Ejderha lordları, Kıyamet tarafından yok edilmeden önce bu çeşit borular üflerdi. Bu boruyla ejderhaları kendi irademe bağlayabilirim.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Asha yüksek sesle güldü. “Keçileri senin iradene bağlayacak bir boru daha faydalı olur Kargagöz. Artık ejderhalar yok.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Yine yanılıyorsun kızım. Üç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”</blockquote>
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Euron’un sözlerini doğru kabul eder isek Asshai’ye ve Valyria’ya gitmiş. Valyria kısmı bizi şüpheye düşürse de Asshai’ye gittiğine şüphe etmem zira ipini koparan gidebiliyor zaten. Ejderha Borusunu ve Valyria çeliği zırhı olduğunu biliyoruz. Asshai ve Valyria’yı “ateş” tarafının şehirleri olarak görmek yanlış bir çıkarım değil hatta Asshai, R’hllor inancının ana merkezi olarak görüyorum, dinin çıktığı yer burası olsa gerek ki AA efsanesi de ilk buradan çıkıp Batı’ya doğru yayılmış. İlk ejderhaların Gölge Topraklardan ve Yeşim Denizin’den çıktığı efsanelerini de unutmaz ise bu bölgeler ateş, ejderha, AA, ejderha çeliği, ateş ve kan büyüsü gibi şeylerin ana merkezi olarak kabul edilebilir. Özetle Euron, ateş taraflarında geziniyor sürekli… Euron, ateş gücünü elinde bulunduran Dany’nin ve onun ejderhalarının peşinde. O gücü ondan çalma niyeti olduğu aşikar. Asshai’ye gidip, Gölge Toprakları gezmiş ve burada AA meselesini, Ötekiler ve gelen savaş meselesini görüp, öğrendiğine şüphe yok gibi. Moqorro bile Tyrion’a Euron’u temsil eden bir vizyonun, Dany’nin peşinde olduğunu 5. kitapta söylemişti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Burada bir parantez açmak istiyorum. Dany, Astapor’a gittiğinde efendiler Lekesizleri almak isteyen bir korsan kraldan bahsediyordu ve Ölümsüzleri öldürdüğü için büyücüler de Qarth’tan beri Dany’nin peşinde idi ve denizde Euron’a yakalandılar ve köle oldular, şu an her biri onun elinde. Burada bahsi geçen korsan muhtemelen Euron idi ve Dany’yi elde etme amacı için çoktan harekete geçip, kendince ona yardım etmeye başlamış olabilir. Elbette altın kalbi yüzünden değil... Euron’un bir diğer yardımı ve göze girme girişimi ise Diyar’ı parçalarına ayırıp, Dany’nin ele geçirmesine hazır hale getirmek. Bu sebeple Menzil’e saldırıyor ve elde ettiği ganimet yahut toprak parçalarıyla ilgilenmiyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">4. kitapta Sam, Demir Adamların saldırıları hakkında bildi edindiğinde aklından şunları geçirdi.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Eğer Kral Toprakları, Eski Şehir’i ve Arbor’ı kaybederse bütün diyar parçalara ayrılır.</blockquote>
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Eh, Euron’un amacı da zaten bu. Euron, kardeşiyle konuşmasında Dany ile olan evlenme isteği ve sebebine değiniyor ve Victarion’u onu alması için doğruca Meereen’e gönderiyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“…Demir Taht şöyle dursun, o oğulların hiçbiri Deniztaşı Tahtı’nda oturmaya uygun değil. Hayır, tahta uygun bir vârisimin olması için başka bir kadına ihtiyacım var. Deniz canavarı, ejderhayla evlendiğinde bütün dünya korksun kardeşim.”</blockquote>
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ejderhasına talip ise Dany’ye sahip olmayı arzulaması olağan(zaten ejderhaları isteyen herkes bunu elde etmenin yolu olarak Dany ile evlenmeyi çözüm olarak görüyor çünkü mantıken kendileri ejderhaları süremezler). Euron’un ayrıca Daario olduğu ile ilgili bir kuram da vardı, doğru ise olay biraz daha ilginçleşiyor. Bana göre Euron’un oynaştığı tarafın ateş olmasındaki en önemli işaret 6. kitaptaki Aeron bölümleri. Bundan sonra ünlü rüyadan alıntılara bakacağız.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Rüya ve Çözümlemesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">{Aşağıda 6. Kitap Spoilerı Var}</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>Euron’un gülümseyen, saklı gözleriydi. Dünyaya şimdi kanlı gözünü gösteriyordu. Karanlık ve korkutucu. Baştan topuğa örtülüydü ve karanlık bir onikse benziyordu. Kararmış kafataslarından oluşan tepenin üstünde oturuyordu ve cüceler ayaklarının etrafında hoplayıp zıplarken arkasında bir orman yanıyordu.<br />
</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Kanayan yıldız kıyamete delalet idi.” dedi Aeron’a. “Bunlar son günler, dünya parçalanıp yeniden yapıldığında, yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar, krakenler, sfenksler emrine girip önüne eğildi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Diz çök kardeşim.” diye emretti Kargagöz. “Kralın benim. Tanrın benim. Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Asla. Tanrısız bir adam Deniztaşı Tahtı’nda oturamaz.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Neden o sert, kara kayayı isteyeyim ki? Kardeşim, tekrar bak ve nereye oturduğumu gör.”</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Buharsaçlı Aeron baktı. Kafatası tepesi gitmişti. Kargagöz’ün altındaki artık metaldi. Büyük, uzun bir tahttı. Kırılmış kılıçlar, ucu keskin demirler vardı ve hepsinin ucundan kan damlıyordu. Uzun mızrakların üstünde tanrıların cesetleri duruyordu. Bakire oradaydı ve Baba, Anne, Savaşçı, Yaşlı Bilge, Demirci, hatta Yabancı bile oradaydı. Pek çok tuhaf ve yabancı tanrıyla yan yana asılmışlardı, Büyük Çoban, Kara Keçi, Üç Başlı Trios ve Bakkalon’un Soluk Çocuğu, Işık Tanrısı, Naath’ın Kelebek Tanrısı ve daha niceleri. Ve ileride şişmiş ve yeşil yengeçler tarafından yiyip bitirilmiş Boğulmuş Tanrı, Kızıl Deniz Atı’yla beraber çürüyordu, hala saçlarından su damlıyordu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonra Kargagöz tekrar güldü ve Rahip Sükunet’in içinde çığlık atarak uyandı.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">....</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Rüyalar bu kez daha kötüydü. Dargemileri kaynayan, kan kırmızısı bir denizde başıboş ve yanarken gördü. Kardeşini yine Demir Taht’ta görüyordu, ama Euron artık insan değildi. Daha çok bir kalamara benziyordu, babası derinlerdeki kraken olan bir canavar gibiydi. Yüzünde burulmuş dokunaçlar vardı. Arkasında bir kadın silüeti görünüyordu, uzun ve korkutucuydu, elleri soluk alevle yanıyordu. Cüceler eğlenceleri için hoplayıp zıplıyorlardı, dişi ve erkek, cinsel bir şölene hapsedilmiş, birbirlerini ısırıp parçalaıyorlardı ve Euron’la eşi gülüyor, gülüyor ve gülüyorlardı</blockquote>
.<br />
</span><br />
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Karanlık bir oniks... cümlesi bana siyah taşları anımsattı. Zamanında kendi kardeşini öldürüp, hakkını gasp eden Kan Taşı İmparatoru’nun taptığı… Euron da Balon’u öldürüp, yerine geçmişti. Deniztaşı Tahtı, yağlı siyah taştan yapılma ve özünde Euron, kendine tapan bir narsist. Belki buna göndermedir. Diğer bir olasılık da bölüm sonunda Buharsaçlı'nın Euron’un giydiğini gördüğü duman kadar siyah diye ifade ettiği Valyria zırhı olabilir.</span><br />
</li>
</ul>
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Kanayan yıldız kıyamete işaretti…” sözü manidar sözlerden biri çünkü bu, ejderhayı temsil eden bir alamet. Dany ve ejderhaları büyüyor, güçleniyor ve R’hllor tarafı da aynı şekilde. Savaş geliyor, dünyanın sonu geliyor, her şeyin sonu geliyor; bunlar son günler… Euron’un baskın gelecek gücün “ateş” yanı olacağına inanıyormuş gibi bir hali yok mu? Bence inandığı şey bu.</span><br />
</li>
</ul>
<br />
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yeni bir tanrının ceset çukurdan çıkması, yükselmesi meselesi… Aslında mezar ve ceset elbette ki bir ölüm durumunu ifade ediyor. Savaş geliyor ve savaş sonunda dünya yeniden yapılanacak Euron’un ifadesiyle… Benerro’ya göre AA’nın yanında savaşan ve ölenler, yeniden dirilecekler ve yaşayacak. Melisandre’ye göre buz tarafı her şeyi öldürmeye, yok etmeye geliyor. Martin de zaten insanlardan nefret ettiklerini, söylemişti. Durum buyken, tanrı kral olarak hükmetmek isteyen Euron, ölüp gitmeye razı olur mu? Yok olmuş, ölmüş bir dünyada kime nasıl hükmedeceksin? Ateş tarafı ise “ölümsüzlük” vaat ediyor. Ölmeyen biri bir çeşit ilah olmaz mı? En azından kendini öyle görmez mi? Bilhassa Euron gibi bir sosyopat narsist? Bence görür. Ölüm, bu tipin işine gelmez. Yaşamak gelir, sonsuza kadar yaşamak…</span><br />
<br />
</li>
</ul>
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kraken ve Ejderhalar hatta Sfenksler geliyor ve diz çöküyor; önünde eğiliyor boru ile çağırıyor bunları. Kraken, Euron’un olduğu şey iken ejderha “ateş” tarafına ait, daha belirgin olmak gerekirse Dany’e… Onun derdi kraken-ejderha evliliği ve bundan doğacak bir varis ile hükmetmek… sfenks bana Üstat Aemon’un Sam’e sözlerini anımsattı…”Sfenks bilmece değil, bilmecenin kendisi.” Hala gizemini koruyor. Bilmeyenler için nedir bu sfenks? Sfenksler yarı insan yarı yaratıktır. Seride Valyria sfenks’i olarak öne çıkmıştır. Yani yarı insan yarı ejderha.</span><br />
<br />
</li>
</ul>
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Cüceler deyince hemen akla Ormanın Çocukları geliyor ve arkadaki yanan orman da onların Büvet Ağacını; ilahlarını ve doğayı temsil ediyor gibi ve arkasından bütün ilahların yere çalındığını gösteren bir sahne geliyor. Yani yine ilk uzun gece’ye sebep veren tipin yaptığı gibi tüm ilahları alaşağı ediyor ve kendi seçtiği yeni bir ilaha (bu durumda bu kişi Euron’un kendisi) tapıyor. Yalnız cüce kısmını Ölümsüzler evinde gördüğümüz şeklinde yorumlamak daha sağlıklı olabilir. Orada 4 cüce vardı ve bir kadına tecavüz edip, orasını burasını çiğneyip yiyorlardı. Onlar Diyar’ı savaşa sürükleyen kralları temsil ediyordu. Buradaki cüceler de hoplayıp zıplıyor Euron’un karşısında ve birbirlerini yiyor. Muhtemelen Westeros lordları, insanları olabilir. Birbirlerini yemek, cinsel şölen; birbirleri ile olan savaşı simgelese gerek. Bu şu an olan bir şey aslında ve devam edecek olan bir şey.</span><br />
<br />
</li>
</ul>
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Gemilerin yanıyor olması ve denizin kana bulanmış olması kan-ateş sözlerini anımsatıyor ki Targaryen hanesinin ünlü sözü “Ateş ve Kan” Muhtemelen Euron’un sonraki hamlesini gösteren bir foreshadowing ki kırmızı ve siyah betimlemelerini Euron üzerinde bol bol görebilirsiniz (kılık kıyafetine kadar). Euron’un yanındaki kadının soluk da olsa alevli ellere sahip olması dikkate değer. Gizemini koruyan bir konu; kim bu kadın? Kadın ateş tarafına ait biri çünkü elinde ateş var, Buz tarafına ait olsaydı buz ve soğuklukla betimlenmesi gerekirdi. Bu kişi daha önce hiç görmediğimiz bir kadın olabilir, Asshai’li yüzü maskeli kadın olabilir yahut Melisandre de olabilir hatta Dany’nin kendisi de olabilir. Kesin bir fikrim yok ve olasılıklar, şimdilik, her şeye açık görünüyor ama bu kadın her kim ise ileride Euron’u destekleyecek yahut halihazırda destekliyor. Kantaşı’nın da bir karısı vardı, onu destekleyen, kaplan kadın; pek bilgi sahibi değiliz kendisi hakkında o yüzden bir yorumda bulunmak zor… Euron’un ensest, eşcinsellik, yamyamlık ve elbette ki büyülere ilgi duyması da bana yine aynı adamı hatırlatıyor, onda da vardı bunlar. Bu yüzden Euron’un Kantaşı İmp. gibi bir şey olduğunu düşünmek garip kaçmaz herhalde, özellikler falan benziyor.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Yani Euron, muhtemelen ateş tarafında yer alacak ve yine muhtemelen Dany’yi maniple edip kullanacak ve diğer yandan birçok özelliği ve tavrı da Uzun Gece’ye sebep olan Kantaşı İmparatoru ile benzer olduğundan 2. bir Azor Ahai beklediğimiz gibi 2. bir Kantaşı İmparatoru karşımızda gibi.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer bu konuyu video olarak dinlemek isterseniz:<br />
</span><br />
<iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/YV5klh82uZk" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>