• Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Starklar ve Dayneler - Neşe Kulesi'nde Dans
#1
[Resim: florian-biege-towerofjoy.jpg?1450108869]

Seri boyunca Westeros üzerinde pek çok hanenin birbirleriyle paralelliklere sahip olduğunu, bu paralelliklerin zaman zaman aralarındaki düşmanlığı ya da dostluğu sembolize edebildiğine tanık olduk. Örneğin Lannisterlar ve Reyneler, altın aslan ve kızıl aslan.

Westeros haritasını gözünüzün önüne getirin. Bir uçta her daim kışın nefesini ensesinde hisseden, kadim İlk İnsanlar'ın kalesi Kışyarı... Diğer uçta ise Dorne'un yakıcı güneşine rağmen Torrentine nehrinin sularında yükselen Kayanyıldız. Buz ve Ateşin Şarkısı evreninde coğrafi olarak birbirine bu kadar uzak ama tematik ve mitolojik olarak birbirine bu kadar sıkı sıkıya bağlı iki hane daha yoktur.

Bu zıtlıkların gizemli çekimi öylesine büyüktür ki tüm o gösterişli hikâyelerin arkasında gözden çoğunlukla kaçan, basit bir soru yatar: Nasıl oluyor da hanedanının en büyük kahramanı ve yaşayan efsanesi olan Arthur Dayne'i kanlı bir dövüşte öldüren, kız kardeşi Ashara'nın ise kederden intiharına sebep olduğu konuşulan bir adamın (Ned Stark) adı, Dayne hanesinin varisine (Edric "Ned" Dayne) verilebiliyor?

Arya Stark, Sancaksız Kardeşlik ile seyahat ederken Beric Dondarrion'un genç yaverinin kendisine "Ned" dendiğini duyduğunda, babasının lakabını bu güneyli çocukta duymaktan büyük bir şaşkınlık duymuştu. Bizi bu sorunun peşinden sürükleyen şey sadece Neşe Kulesi'ndeki kanlı çarpışma değil. Kader, Kışyarı'nın Buz'u ile Kayanyıldız'ın Şafak'ını binlerce yıl öncesinden birbirine örmüş olabilir mi? Gelin, kılıçların, kanın ve yıldızların izini sürerek bu iki kadim hanenin gizemli paralelliklerine inelim.



[Resim: Fallen_and_reborn_by_jenzee.jpg]

Dayne Hanesi her ne kadar Dorne topraklarında yaşasa da, kültürel ve genetik olarak Nymeria ile gelen Rhoynar soylularından ya da daha öncesinde bölgede zaman zaman hüküm sürmüş olan andallardan çok farklıdır. Dayneler'in soyları tıpkı Starklar gibi binlerce yıl öncesine, İlk İnsanlar'a dayanır. Hatta çeşitli rivayetlere göre Dayneler, İlk İnsanlar henüz boğazı aşıp kıtaya ayak basmadan önce bile Westeros'ta bulunuyorlardı. Torrentine Kralları olarak hüküm sürdükleri çağlardan beri, kuzeydeki Starklar ile aralarında coğrafyayı aşan, kadim bir ilişki vardır.

Ancak Dayneleri Westeros'taki diğer İlk İnsanlar'dan (ve Starklar'dan) ayıran çok tuhaf bir genetik özellikleri vardır: Soluk gümüş-sarı saçlar ve tıpkı Valyrialılar gibi eflatun gözler... Bazı okuyucular, Valyria çeliğine denk kılıçları ve bu fiziksel özellikleri yüzünden onların Valyria soyundan geldiğini düşünür. Oysa GRRM bizzat Dayne hanesinin kökenlerinin Valyria'nın yükselişinden çok daha eskiye, Şafak Çağı'na dayandığını belirterek bu teoriyi çürütmüştür.

Peki Valyrialı değillerse bahsedilen mor gözler ve gümüş saçlar nereden geliyor? İşte burada hoş bir kuram devreye giriyor: Büyük Şafak İmparatorluğu. Kurama göre Dayne Hanesi'nin kurucusu, gökten düşen bir yıldızı takip etmiş ve büyülü özelliklere sahip meteorik bir taş bularak efsanevi kılıç Şafak'ı dövmüştür.

Serinin hayranlarının bir kısmına göre bu kurucular, Essos'un uzak doğusunda hüküm süren efsanevi Şafak İmparatorluğu'ndan ayrılan birnevi mültecilerdir. Uzun Gece'yi başlatan Kan Taşı İmparatoru'nun zulmünden kaçıp batıya yelken açan ve yanlarında düşen bir yıldızın çekirdeğini getiren kadim asilzadeler olabilirler.

Peki bunun Starklarla ne ilgisi var? İki ailenin isim geleneklerine ve mitolojik bağlantılarına baktığımızda ufak ve tatlı bir paralellik görüyoruz. Uzak Doğunun mitlerinde Uzun Gece'yi bitiren ve Işıkgetiren (Lightbringer) kılıcını savuran efsanevi kahramanın (Azor Ahai) farklı kültürlerdeki isimlerinden biri "Eldric Gölgeavcısı"dır (Eldric Shadowchaser). Hem Dayne hem de Stark hanesinin soyağaçları bu ismin varyasyonlarıyla doludur. Martin'in isimlerle oynamayı, onları bükerek okuyuculara ipuçları vermeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz. (Euron Greyjoy - Urrathon Nightwalker gibi)
  • Daynelerde: "Edric" Dayne (Ned) ve eski Kılıç Ustası "Olrich" Dayne.
  • Starklarda: Kışyarı'nın efsanevi dış duvarlarını ören Kral "Edric" Kar-sakalı (Edric Snowbeard) ve "Elric" Stark gibi isimler bulunur.

Kuzeyin efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğunun efsanelerindeki Azor Ahai / Eldric Gölgeavcısı'nın potansiyel olarak aynı kişi olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bilmediğimiz ikinci veya üçüncü bir Uzun Gece yaşanmadıysa. Belki daha heyecan verici bir ihtimalle: Uzun Gece'yi bitiren kahraman, elinde gökten düşen bir yıldızdan dövülmüş beyaz bir kılıcı tutan hem bir Dayne hem de bir Stark mıydı?

George R.R. Martin'in yazarlığında en sevdiği tema, William Faulkner'dan alıntıladığı "Kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan yüreği"dir. Seri boyunca karakterlerin iki hane, iki kimlik veya iki görev arasında sıkışıp kaldığını görürüz: Stark mı yoksa Greyjoy mu olduğuna karar veremeyen Theon, hâlâ Stark hisseden ama artık Gece Nöbeti'nin bir adamı olan ve hatta bunun da ötesinde taht varisi bir Targaryen olan Jon, gençliğinde Kışyarı'ndan bir Stark olmak yerine Kayanyıldız'dan bir Dayne olduğunu hayal eden Ned...

Bahsettiğimiz ikiye bölünmüşlük teması sadece karakterlerle mi sınırlı? Ya Starkların kadim kılıcı Buz da bu bölünmüşlüğün bir parçasıysa? Hem de metaforik olarak Buz'un ikiye bölündüğünü de gördük, fiziksel olarak bölündü ama yine de metaforik olarak diyorum, nedenini kuramın ileriki kısımlarında zaten anlayacaksınız.

Serinin en büyük yanılgılarından biri, Ned Stark'ın serinin başında kullandığı devasa Valyria çeliği kılıcın Starklar'ın binlerce yıllık kılıcı olduğunun sanılmasıdır. Oysa Catelyn Stark'ın ilk kitapta belirttiği gibi, bu Valyria çeliği kılıç haneye geleli sadece 400 yıl olmuştur. Ancak "Buz" ismi, Kahramanlar Çağı'na kadar uzanan bir mirastır. Yani Kış Kralları'nın binlerce yıl önce kullandığı gerçek "Buz" vardı ve bu kılıç hikâyede bize hiç belirtilmeyen bir şekilde ortadan yok oldu.

Kuzey efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğu efsanelerindeki "Azor Ahai"nin aslında aynı kişi (veya aynı kişinin farklı yansımaları) olduğunu söylemiştik. Ötekiler ilk kez güneye indiğinde, Son Kahraman'ın kendi kılıcının soğuktan paramparça olduğunu okuruz. Peki Son Kahraman, Ötekileri neyle yendi? Samwell Tarly'nin eski parşömenlerde bulduğu bilgiye göre Ötekiler, Ejderha Çeliği'ne dayanamıyordu. Ancak bahsedilen dönemde ejderhalar yaşıyor olmasına karşın onlara hükmeden Valyrialılar henüz ortada yoktu bile.

Burada minik bir parantez açmak istiyorum. Ejderha efsanelerinin bizim dünyamızda, özellikle de "dünyamızın doğu kısmında" nasıl oluştuğuyla ilgili bir takım bilgiler vermem gerek. Çin'in doğu yakalarında sık sık gökten düşüyormuş gibi atmosfere girip alev alan ufak meteorların gece vakti gökte yarattığı, parıldayarak süzülen ve geceyi bir bıçak kesiği gibi parçalayan alevler, doğu mitlerindeki ejderhaların asıl kökenidir. Muhtemelen bu sebeple batının aksine doğuda ejderhalar kanatlı, dört veya iki bacaklı değil tam aksine, bir meteoru andıracak şekilde tek bir kuyruk ve bir baştan oluşan alev-yılanıdır. 

Peki bahsedilen asıl "EJDERHA ÇELİĞİ" ejderhaların üfleyerek erittiği bir metal değil de kelimenin tam anlamıyla gökten düşen "ejderha çeliği" olarak da anılabilecek bir meteorun özünden dövülen bir çelikse?

Dayne hanesinin kılıcı Şafak, Valyria çeliği kadar keskin ve hafiftir ama kapkara Valyria kılıçlarının aksine "süt camı kadar soluk ve ışıkla canlıdır." Tıpkı bir buz sarkıtı veya Ötekilerin kullandığı soluk, parlayan kılıçları andırıyor betimlemesi. Acaba Son Kahraman'ın parçalanan kılıcı yerine dövülen, Uzun Gece'yi bitirip "Şafağı" getiren kılıç, aslında bahsedilen Buz olabilir mi?

[Resim: Dawn_by_henning.jpg]

Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: Eğer Şafak Uzun Gece'yi bitiren kılıçsa (ve orijinal Buz ise), neden Kuzey'de kalmadı da Westeros'un en güney ucuna, Dorne'a gitti?

Mimar Brandon Duvar'ı inşa edip Stark hanesini kurduğunda Ötekiler tamamen yok edilmemiş, sadece Kuzey'in derinliklerine sürülmüştü. Bir gün geri gelecekleri bir şekilde biliniyordu, Starklar bu yüzden kendilerine sürekli olarak "Kış geliyor," dediler.

Eğer Ötekiler bir gün geri dönerse ve ellerine bu büyülü ışık getiren kılıcı geçirirlerse bu dünyanın sonu olurdu. Bu sebeple kılıç, büyünün ve kışın ulaşamayacağı kadar uzak bir yere, mümkün olan en güney uca (Kayanyıldız'a) götürüldü (belki Son Kahraman'ın kardeşi tarafından, belki oğlu tarafından, belki kendisi tarafından). Kılıcı koruma görevi verilen şövalyeye "Sabah Kılıcı" denmesinin sebebi teorik olarak budur. Bu unvan bir lakap ya da veraset belirleyici bir etiket değildir, kılıç babadan oğula geçmez. Kılıç, sadece "gerçek bir şövalye olduğunu ispatlayan", onurlu ve yetenekli hanedan üyelerine verilir. Belki de antik dönemlerde Dayneler'in ataları kış tekrar geldiğinde onu layıkıyla savurup dünyayı soğuk ölümden koruyacak kişiyi beklemek için böyle bir hanedan geleneği geliştirdi.

GRRM'nin sadece karakterler üzerinden değil, olaylar ve hikâyeler üzerinden de paralellikler kurar (Örneğin Cargyll Kardeşler ve Clegane Kardeşler. Örneğin Cersei'nin gayrimeşru çocukları ve Rhaenyra'nın gayrimeşru çocukları). Bu bağlamda Şafak gerçekten Starklar'ın atalarının kılıcı olan Buz ise ve Starklar bu kılıcı "görevleri için" Dayneler'e teslim ettiyse Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra kılıcı tekrar bizzat Kayanyıldız'a, Dayneler'e götürmesi ilginç bir paralellik olmaz mıydı?

Sonuçta Starklar biliyor, sürekli tekrar ediyorlar "Kışyarı'nda her daim bir Stark olmalı," diyorlar ve "Kış geliyor," diyorlar. Evet, Starklar bunu biliyor. Peki Dayneler biliyor mu? Sahi, gerekli gereksiz, kimisi sadece şakadan ve basit göndermelerden ibaret pek çok hanenin sözlerini biliyor olmamıza rağmen neden Dayneler'in sözlerini bilmiyoruz? GRRM seri boyunca ve hatta tüm kurgu dışı tartışmalarında Dayneler'in sözlerini söylemekten kaçınıyor, bunun seriyle ve serinin sonuyla ilgili önemli bir spoiler taşıdığını söylüyor. Uluslararası Asoiaf Forumu olan A Forum of Ice and Fire'ın admini Ran ise 2012 yılındaki bir forum tartışmasında bize bir ipucu vererek şöyle diyor:

"I've the house words from GRRM, but he wasn't particularly happy with it and wasn't sure it'd be the final set of words... but I can't really say what they are.
So keep speculating. I will say I've always favored "Dawn Brings Light"... but maybe that's too on-the-nose."



Eğer Kayanyıldız gerçekten de dünyanın kaderini belirleyecek bir kılıcın ve sırrın koruyucusuysa, bu sırrın bedeli ağır olmalıdır. Kuramın önceki kısımlarında bahsettiğimiz "antik emanet" ve "paralellik" döngüsü, Neşe Kulesi'nden sonra adeta yeniden sahnelenmiştir. Ancak bu kez efsanelerle değil; etten, kemikten ve kanla yazılmış bir trajediyle...
Kılıçların ve hanelerin bu mistik bağını, Robert'ın İsyanı döneminde yaşayan karakterlerin çapraz ilişkilerine baktığımızda çok daha net görebiliyoruz. Ortada bir kan davası olması gerekirken, inanılmaz bir saygı ve sırdaşlık yumağı buluyoruz.

[Resim: Eddard_Stark_vs_Arthur_Dayne.jpg]
Ned ve Arthur Dayne
Neşe Kulesi'nde yaşananlar basit bir "iyi vs. kötü" ya da "Kuzey vs. Güney" çatışması değildi. Bran Stark'ın babasından hatırladığı kadarıyla Ned, Arthur Dayne için “Gördüğüm en büyük şövalyeydi. Howland Reed olmasaydı beni öldürecekti,” der. Ned'in sesinde bir nefret değil derin bir saygı ve hatta hüzün vardır.

Arthur Dayne sıradan bir Kral Muhafızı değildi; Sabah Kılıcı'ydı ve en yakın arkadaşı Prens Rhaegar'ın ona bıraktığı en değerli şeyi (yani Rhaegar'ın varisini, ateş ve buzun oğlunu) korumak için oradaydı. Ned ise canından çok sevdiği kız kardeşinin kanı için oradaydı. İki adam da "onur" ve "sevgi" uğruna savaştı. İkisi de yeminlerine sadıktı. GRRM'nin bahsettiği “kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan” teması bu düellonun her kılıç darbesinde yankılanır.

Ned ve Ashara
Hikâyenin duygusal çekirdeğinde Ned ve Ashara Dayne yatıyor. Harrenhal Turnuvası'nda, genç ve utangaç Ned Stark'ın çadırında otururken abisi Brandon'ın onun adına gidip güzel Ashara'yı dansa kaldırdığını biliyoruz. O gece bir şeyler filizlendi. Barristan Selmy'nin iç çekişlerinden, Ashara'nın Harrenhal'da "lekelendiğini" ve bu kişinin büyük ihtimalle bir Stark (Ned) olduğunu okuyoruz.

Neşe Kulesi'ndeki katliamdan sonra Ned'in yaralı haliyle, yanında yeni doğmuş bir bebekle (Jon) Kayanyıldız'a gitmesi sıradan bir nezaket ziyareti olamaz. Ned, sevdiği kadına abisinin kanıyla yıkanmış kılıcı, Şafak'ı kendi elleriyle geri götürdü. Ashara bu ziyaretin ardından Soluktaş Kılıç Kulesi'nden kendini sulara bıraktı. Ned'in getirdiği "gerçekler" (Arthur'un ölümü ve kendi bebeğinin ölü doğması) Ashara için fazla ağırdı.

Wylla ve Süt Kardeşler
Bir an durup düşünelim, hanenizin en büyük gururu olan Sabah Kılıcı'nı öldüren Ned Stark, kalenize elinde bir piçle geliyor ve kız kardeşiniz kederden intihar ediyor. Ama öte yandan sizin hanenizin hizmetkârı olan Wylla bu piçi emziriyor ve ona süt annelik ediyor. Dahası, hemen hemen aynı süreçte doğan oğlunuza ve varisinize, abinizi öldüren bu adamın adını (Ned) veriyorsunuz!



Peki Neden? Dayneler neden kin tutmadı? Bunun potansiyel birkaç sebebini değerlendirelim.

Ned Stark sıradan bir isyancı lord değildi. Dünyanın en nadide kılıcını savaş ganimeti sayıp Kışyarı'na götürebilir veya Robert'a sunabilirdi. Ama o, yaralı ve bitkin haliyle, kılıcı asıl sahiplerine, Kayanyıldız'a kadar getirdi. Bu eylem, bahsi geçen savaş atmosferinde muazzam bir saygı göstergesidir. Ortada Arthur'un ölümü ve Ashara'nın (muhtemelen ölü doğan bebeği sonrası) intiharıyla perçinlenen devasa bir yas vardı. Dayneler kan davası gütmek yerine, bu onurlu adamın acısına ve kendi elleriyle getirdiği bebeğe saygı duydular diyebiliriz.

Ayrıca Neşe Kulesi'nde Ned ile Arthur arasında tam olarak ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama Dayneler, Arthur'un birkaç günlük mesafedeki bir kulede kimin için nöbet tuttuğunu muhtemelen biliyorlardı: Prenslerinin varisi için. Ned'in bu bebeği (Rhaegar'ın kanını) Robert'ın savaş çekiçlerinden korumaya yemin ettiğini anlamak zor değildi. Dayneler, Sabah Kılıcı'nın canı pahasına koruduğu bu bebeği Robert'a ele vermeyecek kadar Arthur'un anısına sadıktılar.

İşte binlerce yıllık tarihi ve iki haneyi birbirine bağlayan döngü tam olarak burada tamamlanıyor. Yazımızın başında bahsettiğimiz kurama geri dönelim: Binlerce yıl önce, Starklar, dünyanın kaderini taşıyan efsanevi bir kılıcı (Orijinal Buz / Şafak), kışın ve Ötekilerin ulaşamayacağı kadar uzağa, güneye, Daynelere emanet etmişti. Binlerce yıl sonra Ned Stark; içinde ateşin ve buzun kanını taşıyan, bir kış gülü ile ejderhanın soyu olan bebeği, ölümden korumak için yine aynı yere getirdi. Starklar mirasını hayatta tutmak için kime başvurdu? O bebeği hayata döndüren, emziren ve sırrını saklayanlar yine Dayneler ve onların hizmetkârıydı. Ned, atalarının eskiden Buz'u, Şafak'ı yani Işıkgetiren'i emanet ettikleri aileye bu kez asıl "Şafağı" (Jon'u) götürmüş oldu. Dayneler ise tıpkı efsanelerdeki kılıcı nesiller boyu sakladıkları gibi muhtemelen bu bebeğin sırrını da nesiller boyu saklamayı görev bildiler.



Şimdi kısa bir ara daha verip eğlenceli bir What if... senaryosu düşünelim, bir anlığına tüm bu efsaneleri, kılıçları ve kehanetleri bir kenara bırakalım ve Neşe Kulesi'nin kanlı sabahına geri dönelim. Howland Reed son hamleyi yapamasaydı ve Arthur Dayne'in kılıcı Şafak, Ned Stark'ın canını alsaydı ne olurdu?

Kulede Lyanna ölmüş, Ned ölmüş... Dünyanın en ölümcül şövalyesi, kucağında Prens Rhaegar'ın varisi ve Targaryen hanedanının son umudu olan bir bebekle tek başına kalmış. Robert Baratheon çoktan Demir Taht'a oturmuş. Arthur Dayne ne yapardı? Dar Deniz'in karşısına kaçmak mantıklı görünebilir ama yeni doğmuş bir bebekle bu çok risklidir. Arthur, her yaralı kurdun veya aslanın yapacağı şeyi yapardı: İnine, Kayanyıldız'a dönerdi.

İşte asıl hikâye ve GRRM'nin paralellikleri burada devreye giriyor:

Sör Barristan Selmy'nin kitaplardaki iç çekişlerinden çok kritik bir bilgi öğreniyoruz, Harrenhal Turnuvası'ndan sonra Ashara Dayne hamile kalmıştı. Çocuğun babası büyük ihtimalle Eddard Stark'tı. Düşünün, Arthur kucağında Rhaegar'ın çocuğuyla Kayanyıldız'a varıyor. Kız kardeşi Ashara ise karnında, Arthur'un az önce kulede öldürdüğü adamın (Ned Stark'ın) çocuğunu taşıyor. GRRM'nin Kılıçların Fırtınası ve Kargaların Ziyafeti kitaplarında Gilly (Şebboy) ve Mance Rayder'ın bebeklerini değiştirerek "kral kanı taşıyan" bebeği nasıl koruduğunu hatırlayın. Aynı olay muhtemelen burada da uygulanabilirdi! Eğer Ashara Dayne'in gerçek bebeği ölü doğarsa (ki Barristan böyle olduğuna inanır), Arthur ve Ashara kusursuz bir yalan uydurabilirdi. Lyanna'nın bebeği, Ashara'nın bebeğiymiş gibi gösterilirdi. Böylece Jon Kar, bir Kışyarı piçi değil, "Jon Kum" ya da Daynelerin bir piçi olarak Kayanyıldız'da büyümeye başlardı. Targaryen görünümüne sahip olmaması bu yalanı mükemmel bir şekilde korurdu. Ashara'nın intiharı ise yine gerçekleşebilirdi: Karnında taşıdığı kendi bebeğinin ölümü ve sevdiği adamın öz abisi tarafından öldürüldüğü gerçeği... Bu acı bir insan için fazla ağırdır. Ama ölmeden önce, Rhaegar'ın varisine ve sevdiği adamın uğruna öldüğü yeğenine kendi piçi diyerek ona en güvenli kalkanı sağlamış, onu kardeşleri Aegon ve Rhaenys'in kaderinden ve Robert'ın çekicinden korumuş olurdu.

Ya Ned Stark da Tam Olarak Bunu Hedeflediyse?

Bu alternatif senaryo bize aslında çok daha çarpıcı bir canon teorisinin kapısını aralıyor. Hepimiz Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra sadece Şafak kılıcını iade etmek için Kayanyıldız'a gittiğini düşünüyoruz. Eğer Ashara ölü doğurmasaydı ve bu Kayanyıldız'ın hane halkı ve hizmetçileri tarafından bilinmeseydi, Jon ile tam olarak aynı süreçlerde doğan bir bebek onun kimliğini saklamaya yardımcı olmaz mıydı? İnsanlara Ashara Dayne'in Eddard Stark'tan ikiz çocuklar doğurduğunu söyleyebilirlerdi. Robert asla şüphelenmezdi, Dayneler Starklar'a her zaman sadıktı. Veya belki, sadece belki, Eddard kız kardeşinin çocuğu olarak kendi çocuğunu Robert'a teslim ederdi, bebek değiştirme komplosu gibi, hatırladınız mı? Son kısmın biraz zorlama durduğunun farkındayım ama en azından ilk kısım fazlasıyla olası olurdu. Belki planlanan da buydu. Bildiğimiz her şey, dizideki "yarı-resmi" bir sahneden ve Ned'in rüyalarından ibaret. GRRM bu rüyaların tümüyle canon olmadığını, bunun gerçek izleri taşısa da bir rüya olduğunu ve fazla ciddiye alınmaması gerektiğini söyledi. Ya Rhaegar'ın b planı zaten buysa, belki a planının kendisi bile olabilir.

Kulede çarpışma bittiğinde, kanlar içindeki Arthur ölmeden önce Ned'e bir sır vermiş olamaz mı? Belki de Ned, Jon'u alıp Kayanyıldız'a gittiğinde, Ashara'nın ölü doğan bebeği gerçeğiyle karşılaştı. Ashara sevdiği adamı kanlı canlı karşısında gördü ama bebeği ölmüştü ve abisi Ned'in kılıcıyla can vermişti. İntiharından önce, emzirmesi için Wylla'yı Ned'in hizmetine sunan, Jon'u korumaya yardım eden ve dedikoduları bizzat yayan Ashara'nın kendisiydi belki de.

Bu yüzden Edric Dayne'e "Ned" adı verildi. Çünkü Ned Stark, Daynelere bir yıkım değil; gerçeği, merhameti ve ortak bir yası getirmişti. Onlar düşman değildi; onlar "Buz ve Ateşin Şarkısı"nı yaşatmak için sırdaş olmuş, Uzun Gece'nin karşısına dikilecek olan kahramanı korumak için yemin etmiş iki kadim haneydi.



Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Sizce Dayneler ve Starklar arasındaki bu "emanet" döngüsü Kış Rüzgarları'nda nasıl sonuçlanacak? Gerold Dayne Şafak'ı çaldıysa, kılıç bir şekilde yeniden Kuzey'e doğru yola çıkar mı? Yorumlarda teorilerinizi bekliyorum!
1
  Cevapla
#2
Yorumumu iki kısma ayıracağım.
  • KISIM I

Öncelikle genel olarak yazını çok beğendim, kurduğun bağlantılar vs yerinde. Katılmadığım kısımlar çoktu ama bu, yazının güçlü ve özenli olduğu gerçeğinden hiçbir şey götürmüyor benim açımdan.  Kalp

Şafak'ın Işıkgetiren olduğu fikri, uzun yıllardır tartışılıyor, makul bir iddia olduğu görüşündeyim zira isim çok bariz ve bahsi geçen kılıcın, Öteki öldürebilen özelliğine sahip olması da ayrıca dikkate değer. Yani AA, Öteki öldürebilen bir ateş-kan büyüsü ile kılıç dövdü ise pek tabii olarak Şafak kılıcının o olduğunu iddia eden bir görüş ortaya rahatça atılır.

Tabii ben bu iddiadan o kadar emin olamıyorum. Yani Işıkgetiren = Buz/Şafak kısmından. Şafak = Işıkgetiren denebilir ama Buz'u işin içine katabileceğimizden emin değilim çünkü adı üstünde BUZ. Yani kış, kar, soğuk, buz ile ilgili ne varsa kullanmışlar hanelerinde... adamların ateş ile yakından bir ilişkisi yok. Neden kılıca Snow, Winter gibi isimler vermemişler de Buz demişler? Kılıç aslında buzdan yapılmış olmasın? Ben daha çok bunun üstünde duruyorum.

Yani hadi kılıç kullanıldı, işi bitince ateşi yok oldu, söndü, buz gibi soğudu; o sebeple de ismini Buz koydular desek hem bir parça zorlama olabilir hem de artık faal olmayan, ateş özelliğini yitirmiş bir nesne olacağı için Işıkgetiren özelliği yok olmuş olur, bu da zaten kuramı değersiz hale getirir. Neticede artık Öteki öldürebilen "ateş" kısmı yoksa, onun ele geçmesinden korkmaya da gerek yok.

Diğer yandan Ötekiler, bu kılıcı yok edemezler yahut kullanamazlar muhtemelen (ateş onların zaafı). Starkların Işıkgetiren'i alıp, Dorne'a yahut daha uzak yerlere götürmesi için bir sebebi yok. Kaldı ki muadili birçok hançer, kılıç vb şey zaten ortada dolanıyor; onu yok etmeyi becerseler diğerleri ne olacak? Ejderha Camı bile onları öldürüyor. Kılıç, elinde tutana muazzam bir güç verip, olayların seyrini değiştirecek bir büyüsel güce de sahip değil Tek Yüzük gibi. Kuram güzel olsa da Işıkgetiren'e sahip olmadığı bir anlam ve önem atfedilmiş.

AA'nın Son Kahraman ile ilgisi de pek yok aslında; ikisinin hikayesi bariz şekilde tamamen farklı. Biri ateş ve kan büyüsü yaparken diğerinde böyle bir şey görmedik. Ateş ve Kan büyüleri de doğuya özgü bir büyü çeşidi. AA muhtemelen ya ilk ejderha çeliğini dövdü ya da ejderha yumurtası çatlatmaya çabaladı. Kılıç, kutsal bir ateşin olduğu tapınakta dövülüyordu misal. Kuzeyde böyle şeyler yok. Ateş dedin mi akla R'hllor ve ejderha ateşi gelir... o da doğuya özgüdür.

Alıntı: GRRM seri boyunca ve hatta tüm kurgu dışı tartışmalarında Dayneler'in sözlerini söylemekten kaçınıyor, bunun seriyle ve serinin sonuyla ilgili önemli bir spoiler taşıdığını söylüyor.


Bunu nerede dedi? Benim gözümden kaçmış. 

Daynelerin alelade bir hane olduğunu ben de düşünmüyorum, Şafak İmparatorluğundan geldikleri fikrindeyim hatta sadece onlar değil, tüm İlk İnsanlar (Hightower'da da - özellikle kızlar arasında- Valyria gibi saçlar vs var. Jorah'ın karısı Dany'e benziyormuş). Valyria halkı bile oradan gelme, Şafak'ın devamı-mirasçısı bence.

Ned ve Dayne aileleri arasındaki ilişki kısmına da katılıyorum; yani o sadakat, kaderdaşlık kısımlarına.

Daynelerin, Jon'un kim olduklarını bildiklerinden %100 eminim. Zaten Neşe Kulesinde Lyanna'nın tek başına doğum yaptığını falan da sanmam. İlla hizmetliler vs de vardı. Nereden geldiler?  Dayneler gönderdi muhtemelen. Bu meseleyle ilgili bir videom var, izlemek istersen...
  • KISIM II

Bu kısımda da yanlış olan bazı noktaları düzeltmem gerek.

  1. Valyria, Uzun Gece döneminde vardı. Bebek adımları atıyordu daha (GRRM onayladı. Tam tamına 5000 sene önce olmuş Uzun Gece).
  2. Bu kısma kuram olarak bakabilirsin ama Siyah Taş yapıların varlığı (Valyria öncesinde vardı) ve tabii ki Işıkgetiren'in kendisi ile Ejderha Çeliğinin Valyria öncesinde de var olması ile bunun Valyria ile değil ejderha çeliği ismi ile bilinmesi gibi şeyler... ejderhalara binen ejderha lordları olduğunu gösteriyor. İstersen vakit bulduğunda bu videoya bakabilirsin. 5. dk sonrası bilhassa ilgili konuya giriyorum. ilgini çekebilir fikirlerim.
  3. Ashara'nın kızı, Jon ile aynı dönemde doğmadı. Bu doğum zamanı aslında kesin bilgi içermese de Ned ve Ashara, İsyandan bir sene önce tanıştılar ve ne oldu ise o zaman olmuş olacağından, doğan çocuk İsyan sonlarında bir yaşlarında olmalı. Kısacası Elia'nın oğlu ile Ashara'nın kızı aynı yaşlarda, Jon değil. Aslında kızının ölmemiş olabileceğini de düşünüyorum. Onunla ilgili fikrim de burada
  4. Uzak Doğu ejderhalarına gelirsek... aslında burada ciddi bir yanılgı var. Uzak Doğu'da ejderhalar genelde su ile ilişkilidir; su ve bereketin efendileridir... bu sebeple ateş püskürmezler (tek tük ateş püsküren vardır). Ateş daha çok batı kültüründedir. Buna rağmen dragon ismi "su yılanı" anlamına gelen bir kelimeden türediği için ejderha fikri batıya ilk geldiğinde muhtemelen yine su ile ilişkiliydi... zamanla şimdiki halini aldığını düşünüyorum. Su Yılanı oldukları için zaten yılan gibi kıvrımlıdır, yüzüyorlar suda çünkü... Türkçedeki yıl kelimesi de Yılandan gelir ve yılan zamanla ilişkilidir. Evren de ejderha demek Türkçede; kozmosta yüzerler, zamanla ilişkilidir. Ben açıkçası geçmişte devasa su yılanları olduğunu düşünüyorum. Dünyada bir dönem (bugün minnak olan hayvanların kimisi) devasa boyutlardaydı. Su yılanları da böyleydi bence. Gülümse


@Caspian neyin testi? Büyük Kahkaha
[Resim: bna71Du.png]

"When the snows fall and the white winds blow, the lone wolf dies, but the pack survives."
  Cevapla
#3
Çok teşekkürler değerlendirmen için, öncelikle belirtmek istiyorum ki yazıda bahsettiğim şeyler tek başına bir kuram değil zaten, birden çok kuramın birleşmesi ve bazı şeyler doğrudan daha büyük ölçekli kuramlara dayanan başka kuramlar. Bu sebeple hepsinin lore'da göreceğimiz ya da aslında kastedilen şeyler olduğunu söylemiyorum, sadece göz önünde bulundurulması gereken şeyler. Baya uzun yazacağım, kusura bakma - Twitter yerine forum görünce duramıyorum şsladjşa

Belirttiğin, dikkat çektiğin bazı kısımlara inanılmaz katıldım okurken, bazı kısımlarda yine farklı düşünüyoruz ama.

Öncelikle Starklar'ın ateşle bağlantısı olmadığını düşünmüyorum, loreda resmi olarak onaylanıp onaylanmadığını bilmiyorum ama Buz ejderhalarının bu evrende yaşadığını ve buz tarafının temsilcisi olan Starklarla da doğal olarak en azından büyüsel boyutta bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca atlanmaması gereken detay bence şu, Şafak'ın özünün dövüldüğü meteorlar. Bu meteorların özünde ormanın çocukları (ya da Kantaşı İmparatoru) tarafından gökte parçalanarak dünyaya dökülmüş gökteki ikinci bir ayın parçaları olduğunu, Dorne kolunu kırdığını, bin adaları denize gömecek hale geldiğini, evrendeki mevsim dengelerinin bu noktada karıştığını ve hatta ejderhaların bu dünyaya bu şekilde geldiğini düşünüyorum. Essostaki inançlardan olan Gecenin Aslanı ve Işıktan Oluşan Bakire kısımlarının da bunun bir işareti olduğunu düşünüyorum. Böyle söyleyince kulağa çok teolojik geldi ama hayır değil.

Bunu belirtiyorum çünkü Işıkgetiren'i yeterli şekilde tanımladığımızı düşünmüyorum, bu buz ve ateşin şarkısıysa dansı sonlandıran şey tek başına buz ve ateş olamaz kanaatindeyim, ikisinin birleşimi olmalı. Gökten alevler içinde dökülen ve buna rağmen süt camı kadar soğuk olan Şafak'ın bu noktada dediğim gibi kritik bir önem taşıdığını düşünüyorum. Azor Ahai, Son Kahraman ve türevi tüm uzun gece hikayelerinin temelde aynı olayın farklı yorumlamaları olduğunu kabul etmek gerekirse doğal olarak hem AA'nın hem de Son Kahraman'ın aynı kişi olduğunu düşünmek bir problem teşkil etmiyor. Ayrıca Buz'un asıl Buz olduğunu kabul edersek daha serinin ilk bölümlerinde devasa bir çelişki oluşuyor, Buz neden Valyria'dan getirildi ya da Catelyn neden öyle düşünüyor? Bu çelişkinin "Catelyn yanlış hatırlıyordur," tarzı bir şekilde geçiştirilemeyeceğini çünkü Martin'in ufak pürüzler dışında böyle kritik hatalar yapmadığının bilincinde olmak gerek bence.

(9 saat önce) The Wolf Pack yazdı: Neticede artık Öteki öldürebilen "ateş" kısmı yoksa, onun ele geçmesinden korkmaya da gerek yok.

Diğer yandan Ötekiler, bu kılıcı yok edemezler yahut kullanamazlar muhtemelen (ateş onların zaafı).


Yine belirtmek istiyorum ki ateş büyüsü aslında doğrudan bize verilen bir kuram değil, ürettiğimiz bir kuram. Evet, azami seviyede bunun evrende varolduğunu söyleyebiliriz ama Işıkgetiren'in bu kan ve ateş büyüsüyle yapıldığını söylediğimiz anlamına gelmiyor, büyüler yoluyla "bir ayı delerek" parçalarını dünyanın üzerine döken bir kuyruklu yıldızın parçalarının "buz büyüsü" ile de gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Belki Şafak'ı var eden şeyin kendisi bu buz büyüsüdür, kılıç ateşten gelmiştir ama buz büyüsüyle varolmuştur. Çünkü betimlemesinde kritik önem sarf eden bir yer var, "süt camı kadar soluk". Evrendeki başka hiçbir kılıca benzemiyor. Ve ilk uzun gecenin kaderini değiştiren bir "kılıcın" varolup onun kenarda köşede kalacağını sanmıyorum. (Ha bu arada, ben ışıkgetiren diye ayrı bir kılıç olduğunu da düşünmüyorum, bence Lightbringer tanımı özünde kılıcı değil kılıcı taşıyan kişiyi sembolize etmek için var - doğal olarak o kişinin Jon, getirdiği ışığın da Dawn olacağını düşünüyorum)

Işıkgetiren ve Azor Ahai efsanelerinde "kılıcın ateşe verilmek" için bir masumu öldürmesi gerektiğini de biliyoruz, kılıç kan istiyor, kan kılıcı yakıyor. Bu sebeple bir şekilde Şafak kılıcı Jon'un eline ulaşırsa bir kan kurbanıyla, Daenerys'in, Jon'un, Arya'nın ya da türevi bir masumun (!) kurbanıyla alev alması bana olmayacak bir şeymiş gibi gelmiyor. Bu bence potansiyel olarak bir ritüelin, bir kurbanın sonucu gayet mümkün. Örneğin Hollywood Reporter'la yaptığı söyleşide aslında Sansa'yı öldürmeyi planladığını ama Sophie Turner'ın etkisiyle bundan vazgeçtiğini söyledi. Belki Sansa, bu şekilde kurban edilecekti ve yerini başka biri aldı.

(9 saat önce) The Wolf Pack yazdı: AA'nın Son Kahraman ile ilgisi de pek yok aslında; ikisinin hikayesi bariz şekilde tamamen farklı. Biri ateş ve kan büyüsü yaparken diğerinde böyle bir şey görmedik. Ateş ve Kan büyüleri de doğuya özgü bir büyü çeşidi. AA muhtemelen ya ilk ejderha çeliğini dövdü ya da ejderha yumurtası çatlatmaya çabaladı. Kılıç, kutsal bir ateşin olduğu tapınakta dövülüyordu misal. Kuzeyde böyle şeyler yok. Ateş dedin mi akla R'hllor ve ejderha ateşi gelir... o da doğuya özgüdür.


Asoiaf konuşulurken fısıltı etkisini unutmamak gerek, hikâyeler anlatılır, hikâyeler özünü kaybeder, hikâyeler yine de anlatılır. Samwell Uzun Gece'nin sekiz bin yıl önce yaşandığını söylüyor ama Martin Uzun Gece'nin beş bin yıl önce yaşandığını onaylamış (bu kısmı unutmuştum, hatırlattığın için çok teşekkürler) bu hikâyenin tek bir yerde yaşanmış olma ihtimalini hem Westeros hem Essos'da yaşanmış olma ihtimalinden daha olası görüyorum, duvar sonradan yapıldı sonuçta. Doğal olarak hikâyenin batıya giderken Ateş büyüsü yerine buz büyüsüyle anılmasının veya doğuya giderken buz büyüsü yerine ateş büyüsüyle anılmasının ihtimalini gözardı etmemek gerek.

Ve tekrar hatırlatmak gerek - Valyria çeliğinin bir Öteki'ni öldürdüğünü seri boyunca hiç görmedik. Bu sadece bir tahmindi ve dizide Hardhome Savaşı'nda yaşandı, seri boyunca henüz böyle bir şeyi görmedik bile. Burada biraz senin dediğin kısımla birleştirerek Ejderhacamı - Obsidyen'in zaten büyüsel bir gece taşı olduğunu (siyah taş yapıları) düşünüyorum, ayrı bir şey olduğunu değil. Rengi değişiklilik gösterebiliyordur belki ama özünün aynı köken olduğunu düşünüyorum. 

"Ejderha çeliği mi?" diye sordu Jon. "Valyria Çeliği olmasın o?"
"Benim de aklıma ilk o geldi," dedi Sam.

Dediğim gibi, Valyria Çeliği muhabbeti sadece bir yanılsama olabilir ki muhtemelen öyle de. Belki bir kısmı antik dönemlerde gerçekten benzer büyülerle dövülüyordu ama Eddard'ın Buz'u yeniden işlenirken büyü hatırlamıyorum. Doğal olarak ciddi bir kısmının da sadece parlak metal olduğu düşüncesindeyim. Muhtemelen Jon'unki hariç, o Kara Kız Kardeş. (Valyria fonetiğiyle ilgili bildiğimiz bilgilere bakarsak cinsiyet tanımları değişken bir dil, bizimkine benzeme ihtimali yüksek, doğal olarak sadece KARA KARDEŞ olarak da anabiliriz)

(9 saat önce) The Wolf Pack yazdı: Bunu nerede dedi? Benim gözümden kaçmış. 


Bu olayın kesinlikle konuşulduğunu hatırlıyorum ama biraz eski kalmışım, Martin bunu reddetmiş ama yine de hanenin sözlerini vermemiş. Elio Garcia (Ran) yorumu tam da bu gizemin üzerine tüy diktiği için, kurgu dışı tartışmalarda Dayne sözlerinin serinin sonuyla ilgili kritik bir anlam taşıdığı inancı yayılmış, bakınca gördüm. Baya yanlış bilgi, özür dilerim.

(9 saat önce) The Wolf Pack yazdı: Ashara'nın kızı, Jon ile aynı dönemde doğmadı. Bu doğum zamanı aslında kesin bilgi içermese de Ned ve Ashara, İsyandan bir sene önce tanıştılar ve ne oldu ise o zaman olmuş olacağından, doğan çocuk İsyan sonlarında bir yaşlarında olmalı. Kısacası Elia'nın oğlu ile Ashara'nın kızı aynı yaşlarda, Jon değil. Aslında kızının ölmemiş olabileceğini de düşünüyorum. Onunla ilgili fikrim de burada


Ama Jon'un doğumuyla ilgili kısma katılmıyorum. Öncelikle Ned Stark ve Ashara'nın birlikteliğinin tam olarak ne zaman gerçekleştiğini bilmiyoruz, Harrenhal'da mı yoksa sonra mı? Bize Ashara'ya "aşık" olan Barristan tarafından o gece Ashara'nın bir Stark ile (muhtemelen ned) dans ettiği söyleniyor, turnuva devam ederken bu gerçekleşmemiş olabilir. Ashara'nın Harrenhal'da ne kadar kaldığını, İsyan çağrısı yapıldığında Robert ve Ned'in Kartal Yuvası'nda olduğunu unutmamak gerek, belki birkaç ay boyunca Lyanna ortada yoktu ama savaş da yoktu. En azından hatırladığım kadarıyla. Daha da ilgi çekici noktası şu olurdu, belki Ashara hiçbir zaman Ned'den hamile kalmadı ve hiçbir zaman hamile olmadı. Bu Dayneler'in senin de söylediğin üzere Jon'u korumak için ortaya attığı bir hikâye olabilir. Çocuğun ölü doğduğu tamamen yine Barristan'ın düşüncesiydi diye anımsıyorum. Doğal olarak dediğinde kısmen haklısın, yıl ve yaş fark edebilir ve bu iki bebeği değiştirme teorisini çürütür ama zaten belirtmek istediğim kısım Jon'un kimliğinin Dayneler tarafından bilindiği ve belki Ashara'nın bu kimliği gizlemek için intihar ettiği - Catelyn'in hatırladığına göre Eddard çocuğun annesiyle ilgili Ashara dedikodularına asla cevap vermedi. Onaylamadı da reddetmedi de.

(9 saat önce) The Wolf Pack yazdı: Uzak Doğu ejderhalarına gelirsek


Su yılanı ile ilgili söylediğin kısma katılıyorum ama... Bu kısım biraz antropoloji ve kültür kökeni tartışması olur, bir ara belki forumda konu dışı olarak bir başlık altında tartışabiliriz bunu. Temel olarak benim savunduğum teoriyle seninki hemen hemen aynı zaten, sadece tavuk-yumurta olayı geçerli. Kısaca benim savunduğum fikir şu, gökten alevli, kuyruklu yıldızlar olarak da anılabilecek, meteorlar denizlere düşer ve bu tufanları - minör iklim değişikliklerini ya da okyanus taşmalarını tetikler, bu sebeple gökten düşen kızıl alev ejderha önce suyla ve sucul felaketlerle sonra antik dönem insanının yaşamın merkezi kabul edebileceği su ve bereketle anılır. İkisi de teori ama sonuçta. Önce dediğin şekilde olmuş ve sonradan gökten düşen meteorlarla birleşmiş de olabilir, antik dönem Çin'ini modern olarak doğrudan bilmediğimiz için ikisi de kurgu olur ama.

Bu arada bi ara direkt şey üzerine bir kuram yazacağım, sanırım sen de videolarından birinde bahsetmiştin - Starklar'ın Ötekiler ile soydaş olma, soyundan gelme ihtimali. Bilmiyorum, bana hoş geliyor. İlk İnsanlar'ın niye batıya gittiğini, neyden kaçtığını, bahsedilen Dayne, Hightower, Gardener, Durrandon vs ilişkilerini, Mimar Brandon'un Sur'u neden inşaa ettiğini ve Ozan Gael mevzusu gibi Gece Kralı'nın aslında soyunun tükenmeyip Kışyarı'nın Kış Kralları olarak devam etmiş olabileceğinden vs bahsedeceğim.
  Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi