• Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Starklar ve Dayneler - Neşe Kulesi'nde Dans
#1
[Resim: florian-biege-towerofjoy.jpg?1450108869]

Seri boyunca Westeros üzerinde pek çok hanenin birbirleriyle paralelliklere sahip olduğunu, bu paralelliklerin zaman zaman aralarındaki düşmanlığı ya da dostluğu sembolize edebildiğine tanık olduk. Örneğin Lannisterlar ve Reyneler, altın aslan ve kızıl aslan.

Westeros haritasını gözünüzün önüne getirin. Bir uçta her daim kışın nefesini ensesinde hisseden, kadim İlk İnsanlar'ın kalesi Kışyarı... Diğer uçta ise Dorne'un yakıcı güneşine rağmen Torrentine nehrinin sularında yükselen Kayanyıldız. Buz ve Ateşin Şarkısı evreninde coğrafi olarak birbirine bu kadar uzak ama tematik ve mitolojik olarak birbirine bu kadar sıkı sıkıya bağlı iki hane daha yoktur.

Bu zıtlıkların gizemli çekimi öylesine büyüktür ki tüm o gösterişli hikâyelerin arkasında gözden çoğunlukla kaçan, basit bir soru yatar: Nasıl oluyor da hanedanının en büyük kahramanı ve yaşayan efsanesi olan Arthur Dayne'i kanlı bir dövüşte öldüren, kız kardeşi Ashara'nın ise kederden intiharına sebep olduğu konuşulan bir adamın (Ned Stark) adı, Dayne hanesinin varisine (Edric "Ned" Dayne) verilebiliyor?

Arya Stark, Sancaksız Kardeşlik ile seyahat ederken Beric Dondarrion'un genç yaverinin kendisine "Ned" dendiğini duyduğunda, babasının lakabını bu güneyli çocukta duymaktan büyük bir şaşkınlık duymuştu. Bizi bu sorunun peşinden sürükleyen şey sadece Neşe Kulesi'ndeki kanlı çarpışma değil. Kader, Kışyarı'nın Buz'u ile Kayanyıldız'ın Şafak'ını binlerce yıl öncesinden birbirine örmüş olabilir mi? Gelin, kılıçların, kanın ve yıldızların izini sürerek bu iki kadim hanenin gizemli paralelliklerine inelim.



[Resim: Fallen_and_reborn_by_jenzee.jpg]

Dayne Hanesi her ne kadar Dorne topraklarında yaşasa da, kültürel ve genetik olarak Nymeria ile gelen Rhoynar soylularından ya da daha öncesinde bölgede zaman zaman hüküm sürmüş olan andallardan çok farklıdır. Dayneler'in soyları tıpkı Starklar gibi binlerce yıl öncesine, İlk İnsanlar'a dayanır. Hatta çeşitli rivayetlere göre Dayneler, İlk İnsanlar henüz boğazı aşıp kıtaya ayak basmadan önce bile Westeros'ta bulunuyorlardı. Torrentine Kralları olarak hüküm sürdükleri çağlardan beri, kuzeydeki Starklar ile aralarında coğrafyayı aşan, kadim bir ilişki vardır.

Ancak Dayneleri Westeros'taki diğer İlk İnsanlar'dan (ve Starklar'dan) ayıran çok tuhaf bir genetik özellikleri vardır: Soluk gümüş-sarı saçlar ve tıpkı Valyrialılar gibi eflatun gözler... Bazı okuyucular, Valyria çeliğine denk kılıçları ve bu fiziksel özellikleri yüzünden onların Valyria soyundan geldiğini düşünür. Oysa GRRM bizzat Dayne hanesinin kökenlerinin Valyria'nın yükselişinden çok daha eskiye, Şafak Çağı'na dayandığını belirterek bu teoriyi çürütmüştür.

Peki Valyrialı değillerse bahsedilen mor gözler ve gümüş saçlar nereden geliyor? İşte burada hoş bir kuram devreye giriyor: Büyük Şafak İmparatorluğu. Kurama göre Dayne Hanesi'nin kurucusu, gökten düşen bir yıldızı takip etmiş ve büyülü özelliklere sahip meteorik bir taş bularak efsanevi kılıç Şafak'ı dövmüştür.

Serinin hayranlarının bir kısmına göre bu kurucular, Essos'un uzak doğusunda hüküm süren efsanevi Şafak İmparatorluğu'ndan ayrılan birnevi mültecilerdir. Uzun Gece'yi başlatan Kan Taşı İmparatoru'nun zulmünden kaçıp batıya yelken açan ve yanlarında düşen bir yıldızın çekirdeğini getiren kadim asilzadeler olabilirler.

Peki bunun Starklarla ne ilgisi var? İki ailenin isim geleneklerine ve mitolojik bağlantılarına baktığımızda ufak ve tatlı bir paralellik görüyoruz. Uzak Doğunun mitlerinde Uzun Gece'yi bitiren ve Işıkgetiren (Lightbringer) kılıcını savuran efsanevi kahramanın (Azor Ahai) farklı kültürlerdeki isimlerinden biri "Eldric Gölgeavcısı"dır (Eldric Shadowchaser). Hem Dayne hem de Stark hanesinin soyağaçları bu ismin varyasyonlarıyla doludur. Martin'in isimlerle oynamayı, onları bükerek okuyuculara ipuçları vermeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz. (Euron Greyjoy - Urrathon Nightwalker gibi)
  • Daynelerde: "Edric" Dayne (Ned) ve eski Kılıç Ustası "Olrich" Dayne.
  • Starklarda: Kışyarı'nın efsanevi dış duvarlarını ören Kral "Edric" Kar-sakalı (Edric Snowbeard) ve "Elric" Stark gibi isimler bulunur.

Kuzeyin efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğunun efsanelerindeki Azor Ahai / Eldric Gölgeavcısı'nın potansiyel olarak aynı kişi olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bilmediğimiz ikinci veya üçüncü bir Uzun Gece yaşanmadıysa. Belki daha heyecan verici bir ihtimalle: Uzun Gece'yi bitiren kahraman, elinde gökten düşen bir yıldızdan dövülmüş beyaz bir kılıcı tutan hem bir Dayne hem de bir Stark mıydı?

George R.R. Martin'in yazarlığında en sevdiği tema, William Faulkner'dan alıntıladığı "Kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan yüreği"dir. Seri boyunca karakterlerin iki hane, iki kimlik veya iki görev arasında sıkışıp kaldığını görürüz: Stark mı yoksa Greyjoy mu olduğuna karar veremeyen Theon, hâlâ Stark hisseden ama artık Gece Nöbeti'nin bir adamı olan ve hatta bunun da ötesinde taht varisi bir Targaryen olan Jon, gençliğinde Kışyarı'ndan bir Stark olmak yerine Kayanyıldız'dan bir Dayne olduğunu hayal eden Ned...

Bahsettiğimiz ikiye bölünmüşlük teması sadece karakterlerle mi sınırlı? Ya Starkların kadim kılıcı Buz da bu bölünmüşlüğün bir parçasıysa? Hem de metaforik olarak Buz'un ikiye bölündüğünü de gördük, fiziksel olarak bölündü ama yine de metaforik olarak diyorum, nedenini kuramın ileriki kısımlarında zaten anlayacaksınız.

Serinin en büyük yanılgılarından biri, Ned Stark'ın serinin başında kullandığı devasa Valyria çeliği kılıcın Starklar'ın binlerce yıllık kılıcı olduğunun sanılmasıdır. Oysa Catelyn Stark'ın ilk kitapta belirttiği gibi, bu Valyria çeliği kılıç haneye geleli sadece 400 yıl olmuştur. Ancak "Buz" ismi, Kahramanlar Çağı'na kadar uzanan bir mirastır. Yani Kış Kralları'nın binlerce yıl önce kullandığı gerçek "Buz" vardı ve bu kılıç hikâyede bize hiç belirtilmeyen bir şekilde ortadan yok oldu.

Kuzey efsanelerindeki "Son Kahraman" ile Doğu efsanelerindeki "Azor Ahai"nin aslında aynı kişi (veya aynı kişinin farklı yansımaları) olduğunu söylemiştik. Ötekiler ilk kez güneye indiğinde, Son Kahraman'ın kendi kılıcının soğuktan paramparça olduğunu okuruz. Peki Son Kahraman, Ötekileri neyle yendi? Samwell Tarly'nin eski parşömenlerde bulduğu bilgiye göre Ötekiler, Ejderha Çeliği'ne dayanamıyordu. Ancak bahsedilen dönemde ejderhalar yaşıyor olmasına karşın onlara hükmeden Valyrialılar henüz ortada yoktu bile.

Burada minik bir parantez açmak istiyorum. Ejderha efsanelerinin bizim dünyamızda, özellikle de "dünyamızın doğu kısmında" nasıl oluştuğuyla ilgili bir takım bilgiler vermem gerek. Çin'in doğu yakalarında sık sık gökten düşüyormuş gibi atmosfere girip alev alan ufak meteorların gece vakti gökte yarattığı, parıldayarak süzülen ve geceyi bir bıçak kesiği gibi parçalayan alevler, doğu mitlerindeki ejderhaların asıl kökenidir. Muhtemelen bu sebeple batının aksine doğuda ejderhalar kanatlı, dört veya iki bacaklı değil tam aksine, bir meteoru andıracak şekilde tek bir kuyruk ve bir baştan oluşan alev-yılanıdır. 

Peki bahsedilen asıl "EJDERHA ÇELİĞİ" ejderhaların üfleyerek erittiği bir metal değil de kelimenin tam anlamıyla gökten düşen "ejderha çeliği" olarak da anılabilecek bir meteorun özünden dövülen bir çelikse?

Dayne hanesinin kılıcı Şafak, Valyria çeliği kadar keskin ve hafiftir ama kapkara Valyria kılıçlarının aksine "süt camı kadar soluk ve ışıkla canlıdır." Tıpkı bir buz sarkıtı veya Ötekilerin kullandığı soluk, parlayan kılıçları andırıyor betimlemesi. Acaba Son Kahraman'ın parçalanan kılıcı yerine dövülen, Uzun Gece'yi bitirip "Şafağı" getiren kılıç, aslında bahsedilen Buz olabilir mi?

[Resim: Dawn_by_henning.jpg]

Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: Eğer Şafak Uzun Gece'yi bitiren kılıçsa (ve orijinal Buz ise), neden Kuzey'de kalmadı da Westeros'un en güney ucuna, Dorne'a gitti?

Mimar Brandon Duvar'ı inşa edip Stark hanesini kurduğunda Ötekiler tamamen yok edilmemiş, sadece Kuzey'in derinliklerine sürülmüştü. Bir gün geri gelecekleri bir şekilde biliniyordu, Starklar bu yüzden kendilerine sürekli olarak "Kış geliyor," dediler.

Eğer Ötekiler bir gün geri dönerse ve ellerine bu büyülü ışık getiren kılıcı geçirirlerse bu dünyanın sonu olurdu. Bu sebeple kılıç, büyünün ve kışın ulaşamayacağı kadar uzak bir yere, mümkün olan en güney uca (Kayanyıldız'a) götürüldü (belki Son Kahraman'ın kardeşi tarafından, belki oğlu tarafından, belki kendisi tarafından). Kılıcı koruma görevi verilen şövalyeye "Sabah Kılıcı" denmesinin sebebi teorik olarak budur. Bu unvan bir lakap ya da veraset belirleyici bir etiket değildir, kılıç babadan oğula geçmez. Kılıç, sadece "gerçek bir şövalye olduğunu ispatlayan", onurlu ve yetenekli hanedan üyelerine verilir. Belki de antik dönemlerde Dayneler'in ataları kış tekrar geldiğinde onu layıkıyla savurup dünyayı soğuk ölümden koruyacak kişiyi beklemek için böyle bir hanedan geleneği geliştirdi.

GRRM'nin sadece karakterler üzerinden değil, olaylar ve hikâyeler üzerinden de paralellikler kurar (Örneğin Cargyll Kardeşler ve Clegane Kardeşler. Örneğin Cersei'nin gayrimeşru çocukları ve Rhaenyra'nın gayrimeşru çocukları). Bu bağlamda Şafak gerçekten Starklar'ın atalarının kılıcı olan Buz ise ve Starklar bu kılıcı "görevleri için" Dayneler'e teslim ettiyse Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra kılıcı tekrar bizzat Kayanyıldız'a, Dayneler'e götürmesi ilginç bir paralellik olmaz mıydı?

Sonuçta Starklar biliyor, sürekli tekrar ediyorlar "Kışyarı'nda her daim bir Stark olmalı," diyorlar ve "Kış geliyor," diyorlar. Evet, Starklar bunu biliyor. Peki Dayneler biliyor mu? Sahi, gerekli gereksiz, kimisi sadece şakadan ve basit göndermelerden ibaret pek çok hanenin sözlerini biliyor olmamıza rağmen neden Dayneler'in sözlerini bilmiyoruz? GRRM seri boyunca ve hatta tüm kurgu dışı tartışmalarında Dayneler'in sözlerini söylemekten kaçınıyor, bunun seriyle ve serinin sonuyla ilgili önemli bir spoiler taşıdığını söylüyor. Uluslararası Asoiaf Forumu olan A Forum of Ice and Fire'ın admini Ran ise 2012 yılındaki bir forum tartışmasında bize bir ipucu vererek şöyle diyor:

"I've the house words from GRRM, but he wasn't particularly happy with it and wasn't sure it'd be the final set of words... but I can't really say what they are.
So keep speculating. I will say I've always favored "Dawn Brings Light"... but maybe that's too on-the-nose."



Eğer Kayanyıldız gerçekten de dünyanın kaderini belirleyecek bir kılıcın ve sırrın koruyucusuysa, bu sırrın bedeli ağır olmalıdır. Kuramın önceki kısımlarında bahsettiğimiz "antik emanet" ve "paralellik" döngüsü, Neşe Kulesi'nden sonra adeta yeniden sahnelenmiştir. Ancak bu kez efsanelerle değil; etten, kemikten ve kanla yazılmış bir trajediyle...
Kılıçların ve hanelerin bu mistik bağını, Robert'ın İsyanı döneminde yaşayan karakterlerin çapraz ilişkilerine baktığımızda çok daha net görebiliyoruz. Ortada bir kan davası olması gerekirken, inanılmaz bir saygı ve sırdaşlık yumağı buluyoruz.

[Resim: Eddard_Stark_vs_Arthur_Dayne.jpg]
Ned ve Arthur Dayne
Neşe Kulesi'nde yaşananlar basit bir "iyi vs. kötü" ya da "Kuzey vs. Güney" çatışması değildi. Bran Stark'ın babasından hatırladığı kadarıyla Ned, Arthur Dayne için “Gördüğüm en büyük şövalyeydi. Howland Reed olmasaydı beni öldürecekti,” der. Ned'in sesinde bir nefret değil derin bir saygı ve hatta hüzün vardır.

Arthur Dayne sıradan bir Kral Muhafızı değildi; Sabah Kılıcı'ydı ve en yakın arkadaşı Prens Rhaegar'ın ona bıraktığı en değerli şeyi (yani Rhaegar'ın varisini, ateş ve buzun oğlunu) korumak için oradaydı. Ned ise canından çok sevdiği kız kardeşinin kanı için oradaydı. İki adam da "onur" ve "sevgi" uğruna savaştı. İkisi de yeminlerine sadıktı. GRRM'nin bahsettiği “kendi kalbiyle çatışma içinde olan insan” teması bu düellonun her kılıç darbesinde yankılanır.

Ned ve Ashara
Hikâyenin duygusal çekirdeğinde Ned ve Ashara Dayne yatıyor. Harrenhal Turnuvası'nda, genç ve utangaç Ned Stark'ın çadırında otururken abisi Brandon'ın onun adına gidip güzel Ashara'yı dansa kaldırdığını biliyoruz. O gece bir şeyler filizlendi. Barristan Selmy'nin iç çekişlerinden, Ashara'nın Harrenhal'da "lekelendiğini" ve bu kişinin büyük ihtimalle bir Stark (Ned) olduğunu okuyoruz.

Neşe Kulesi'ndeki katliamdan sonra Ned'in yaralı haliyle, yanında yeni doğmuş bir bebekle (Jon) Kayanyıldız'a gitmesi sıradan bir nezaket ziyareti olamaz. Ned, sevdiği kadına abisinin kanıyla yıkanmış kılıcı, Şafak'ı kendi elleriyle geri götürdü. Ashara bu ziyaretin ardından Soluktaş Kılıç Kulesi'nden kendini sulara bıraktı. Ned'in getirdiği "gerçekler" (Arthur'un ölümü ve kendi bebeğinin ölü doğması) Ashara için fazla ağırdı.

Wylla ve Süt Kardeşler
Bir an durup düşünelim, hanenizin en büyük gururu olan Sabah Kılıcı'nı öldüren Ned Stark, kalenize elinde bir piçle geliyor ve kız kardeşiniz kederden intihar ediyor. Ama öte yandan sizin hanenizin hizmetkârı olan Wylla bu piçi emziriyor ve ona süt annelik ediyor. Dahası, hemen hemen aynı süreçte doğan oğlunuza ve varisinize, abinizi öldüren bu adamın adını (Ned) veriyorsunuz!



Peki Neden? Dayneler neden kin tutmadı? Bunun potansiyel birkaç sebebini değerlendirelim.

Ned Stark sıradan bir isyancı lord değildi. Dünyanın en nadide kılıcını savaş ganimeti sayıp Kışyarı'na götürebilir veya Robert'a sunabilirdi. Ama o, yaralı ve bitkin haliyle, kılıcı asıl sahiplerine, Kayanyıldız'a kadar getirdi. Bu eylem, bahsi geçen savaş atmosferinde muazzam bir saygı göstergesidir. Ortada Arthur'un ölümü ve Ashara'nın (muhtemelen ölü doğan bebeği sonrası) intiharıyla perçinlenen devasa bir yas vardı. Dayneler kan davası gütmek yerine, bu onurlu adamın acısına ve kendi elleriyle getirdiği bebeğe saygı duydular diyebiliriz.

Ayrıca Neşe Kulesi'nde Ned ile Arthur arasında tam olarak ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama Dayneler, Arthur'un birkaç günlük mesafedeki bir kulede kimin için nöbet tuttuğunu muhtemelen biliyorlardı: Prenslerinin varisi için. Ned'in bu bebeği (Rhaegar'ın kanını) Robert'ın savaş çekiçlerinden korumaya yemin ettiğini anlamak zor değildi. Dayneler, Sabah Kılıcı'nın canı pahasına koruduğu bu bebeği Robert'a ele vermeyecek kadar Arthur'un anısına sadıktılar.

İşte binlerce yıllık tarihi ve iki haneyi birbirine bağlayan döngü tam olarak burada tamamlanıyor. Yazımızın başında bahsettiğimiz kurama geri dönelim: Binlerce yıl önce, Starklar, dünyanın kaderini taşıyan efsanevi bir kılıcı (Orijinal Buz / Şafak), kışın ve Ötekilerin ulaşamayacağı kadar uzağa, güneye, Daynelere emanet etmişti. Binlerce yıl sonra Ned Stark; içinde ateşin ve buzun kanını taşıyan, bir kış gülü ile ejderhanın soyu olan bebeği, ölümden korumak için yine aynı yere getirdi. Starklar mirasını hayatta tutmak için kime başvurdu? O bebeği hayata döndüren, emziren ve sırrını saklayanlar yine Dayneler ve onların hizmetkârıydı. Ned, atalarının eskiden Buz'u, Şafak'ı yani Işıkgetiren'i emanet ettikleri aileye bu kez asıl "Şafağı" (Jon'u) götürmüş oldu. Dayneler ise tıpkı efsanelerdeki kılıcı nesiller boyu sakladıkları gibi muhtemelen bu bebeğin sırrını da nesiller boyu saklamayı görev bildiler.



Şimdi kısa bir ara daha verip eğlenceli bir What if... senaryosu düşünelim, bir anlığına tüm bu efsaneleri, kılıçları ve kehanetleri bir kenara bırakalım ve Neşe Kulesi'nin kanlı sabahına geri dönelim. Howland Reed son hamleyi yapamasaydı ve Arthur Dayne'in kılıcı Şafak, Ned Stark'ın canını alsaydı ne olurdu?

Kulede Lyanna ölmüş, Ned ölmüş... Dünyanın en ölümcül şövalyesi, kucağında Prens Rhaegar'ın varisi ve Targaryen hanedanının son umudu olan bir bebekle tek başına kalmış. Robert Baratheon çoktan Demir Taht'a oturmuş. Arthur Dayne ne yapardı? Dar Deniz'in karşısına kaçmak mantıklı görünebilir ama yeni doğmuş bir bebekle bu çok risklidir. Arthur, her yaralı kurdun veya aslanın yapacağı şeyi yapardı: İnine, Kayanyıldız'a dönerdi.

İşte asıl hikâye ve GRRM'nin paralellikleri burada devreye giriyor:

Sör Barristan Selmy'nin kitaplardaki iç çekişlerinden çok kritik bir bilgi öğreniyoruz, Harrenhal Turnuvası'ndan sonra Ashara Dayne hamile kalmıştı. Çocuğun babası büyük ihtimalle Eddard Stark'tı. Düşünün, Arthur kucağında Rhaegar'ın çocuğuyla Kayanyıldız'a varıyor. Kız kardeşi Ashara ise karnında, Arthur'un az önce kulede öldürdüğü adamın (Ned Stark'ın) çocuğunu taşıyor. GRRM'nin Kılıçların Fırtınası ve Kargaların Ziyafeti kitaplarında Gilly (Şebboy) ve Mance Rayder'ın bebeklerini değiştirerek "kral kanı taşıyan" bebeği nasıl koruduğunu hatırlayın. Aynı olay muhtemelen burada da uygulanabilirdi! Eğer Ashara Dayne'in gerçek bebeği ölü doğarsa (ki Barristan böyle olduğuna inanır), Arthur ve Ashara kusursuz bir yalan uydurabilirdi. Lyanna'nın bebeği, Ashara'nın bebeğiymiş gibi gösterilirdi. Böylece Jon Kar, bir Kışyarı piçi değil, "Jon Kum" ya da Daynelerin bir piçi olarak Kayanyıldız'da büyümeye başlardı. Targaryen görünümüne sahip olmaması bu yalanı mükemmel bir şekilde korurdu. Ashara'nın intiharı ise yine gerçekleşebilirdi: Karnında taşıdığı kendi bebeğinin ölümü ve sevdiği adamın öz abisi tarafından öldürüldüğü gerçeği... Bu acı bir insan için fazla ağırdır. Ama ölmeden önce, Rhaegar'ın varisine ve sevdiği adamın uğruna öldüğü yeğenine kendi piçi diyerek ona en güvenli kalkanı sağlamış, onu kardeşleri Aegon ve Rhaenys'in kaderinden ve Robert'ın çekicinden korumuş olurdu.

Ya Ned Stark da Tam Olarak Bunu Hedeflediyse?

Bu alternatif senaryo bize aslında çok daha çarpıcı bir canon teorisinin kapısını aralıyor. Hepimiz Ned Stark'ın Neşe Kulesi'nden sonra sadece Şafak kılıcını iade etmek için Kayanyıldız'a gittiğini düşünüyoruz. Eğer Ashara ölü doğurmasaydı ve bu Kayanyıldız'ın hane halkı ve hizmetçileri tarafından bilinmeseydi, Jon ile tam olarak aynı süreçlerde doğan bir bebek onun kimliğini saklamaya yardımcı olmaz mıydı? İnsanlara Ashara Dayne'in Eddard Stark'tan ikiz çocuklar doğurduğunu söyleyebilirlerdi. Robert asla şüphelenmezdi, Dayneler Starklar'a her zaman sadıktı. Veya belki, sadece belki, Eddard kız kardeşinin çocuğu olarak kendi çocuğunu Robert'a teslim ederdi, bebek değiştirme komplosu gibi, hatırladınız mı? Son kısmın biraz zorlama durduğunun farkındayım ama en azından ilk kısım fazlasıyla olası olurdu. Belki planlanan da buydu. Bildiğimiz her şey, dizideki "yarı-resmi" bir sahneden ve Ned'in rüyalarından ibaret. GRRM bu rüyaların tümüyle canon olmadığını, bunun gerçek izleri taşısa da bir rüya olduğunu ve fazla ciddiye alınmaması gerektiğini söyledi. Ya Rhaegar'ın b planı zaten buysa, belki a planının kendisi bile olabilir.

Kulede çarpışma bittiğinde, kanlar içindeki Arthur ölmeden önce Ned'e bir sır vermiş olamaz mı? Belki de Ned, Jon'u alıp Kayanyıldız'a gittiğinde, Ashara'nın ölü doğan bebeği gerçeğiyle karşılaştı. Ashara sevdiği adamı kanlı canlı karşısında gördü ama bebeği ölmüştü ve abisi Ned'in kılıcıyla can vermişti. İntiharından önce, emzirmesi için Wylla'yı Ned'in hizmetine sunan, Jon'u korumaya yardım eden ve dedikoduları bizzat yayan Ashara'nın kendisiydi belki de.

Bu yüzden Edric Dayne'e "Ned" adı verildi. Çünkü Ned Stark, Daynelere bir yıkım değil; gerçeği, merhameti ve ortak bir yası getirmişti. Onlar düşman değildi; onlar "Buz ve Ateşin Şarkısı"nı yaşatmak için sırdaş olmuş, Uzun Gece'nin karşısına dikilecek olan kahramanı korumak için yemin etmiş iki kadim haneydi.



Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Sizce Dayneler ve Starklar arasındaki bu "emanet" döngüsü Kış Rüzgarları'nda nasıl sonuçlanacak? Gerold Dayne Şafak'ı çaldıysa, kılıç bir şekilde yeniden Kuzey'e doğru yola çıkar mı? Yorumlarda teorilerinizi bekliyorum!
1
  Cevapla


Bu Konudaki Yorumlar
Starklar ve Dayneler - Neşe Kulesi'nde Dans - Yazar: Valvein12 - Dün, 11:58 AM

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi