• Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Jon Snow'un Öfkesi ve Gücü
#1
Kurt 
[Resim: 3NW8LcC.png]
Jon Snow benim en sevdiğim karakter. Genel olarak Jon Snow, kolay kolay öfkelenmeyen, sakin bir karakter izlenimi verir. En azından, öfkesine yenildiğini gördüğümüz anlar oldukça azdır ama o anlarda Jon’da tuhaf bir değişim görürüz.


İlk kitapta, onun kurdun vahşiliğine büründüğü ya da gözlerinin ejderha gibi karardığı iki temel ana tanık oluruz.
Toad yaklaştı.



Alıntı:“Şu küçük lordcuk pek geveze çıktı,” dedi. Gözleri domuz gözü gibiydi; küçük ve pırıl pırıldı. “O ağız annenin ağzı mı, piç? Neydi o, bir fahişe mi? Söyle bakalım adını. Belki ben de bir iki kez birlikte olmuşumdur.”
Ve güldü.
Jon bir yılanbalığı gibi kıvrıldı, onu tutan çocuğun ayağının üstüne topuğunu sertçe indirdi. Ani bir acı çığlığı duyuldu ve kurtuldu. Toad’a atıldı, onu bir sıranın üzerinden geriye devirdi, sonra iki eliyle boğazına yapışıp göğsünün üstüne indi; başını sıkıştırılmış toprağa vuruyordu.

...


Sonra kahkahayı duydu; kamçı gibi keskin ve acımasız bir kahkahaydı bu. Ardından Ser Alliser Thorne’un sesi geldi.
“Sadece piç değil, bir hainin piçi aynı zamanda,” diyordu etrafındaki adamlara.


Bir göz açıp kapayıncaya kadar Jon masanın üstüne sıçramıştı, elinde hançeri vardı. Pyp onu yakalamaya yeltendi ama Jon bacağını kurtardı; sonra masanın üzerinde koşmaya başladı ve Ser Alliser’in elindeki tası tekmeyle uçurdu. Yahni her yana sıçradı, gece nöbetçilerine bulaştı. Thorne geri çekildi. İnsanlar bağırıyordu ama Jon Snow onları duymuyordu. Hançerle Ser Alliser’in yüzüne atıldı, o soğuk oniks gözleri hedef alarak savurdu; ama Sam kendini ikisinin arasına attı. Jon onun etrafından dolaşamadan Pyp bir maymun gibi sırtına yapıştı, Grenn kolunu tuttu, Toad da bıçağı parmaklarının arasından çekip aldı.

Ayrıca üçüncü kitabın son Jon POV’unda da gözlerinin karardığını görürüz. Savaştan sonra Slynt ve diğerleri tarafından sorguya çekilir, çeşitli suçlamalarla karşılaşır. Üstelik yaralıdır; savaştan henüz çıkmıştır, yorgundur, uykusuzdur. Yani kendini kontrol etmesini zorlaştıracak her koşul mevcuttur. Elbette bütün bunlar Jon’un öfkelenmesine ve kontrolünü kaybetmesine yol açar. Slynt konuşur, onun hücreye atılmasını emreder ve Alliser Jon’a dokunduğunda... Jon bundan pek hoşlanmaz.


Alıntı:“Lordum bilge biridir.” Ser Alliser Jon’u kolundan yakaladı.
Jon kendini sertçe kurtardı ve şövalyeyi öyle bir vahşetle boğazından kavradı ki adamı yerden kaldırdı. Eastwatch adamları onu çekip almasaydı, boğacaktı. Thorne sendeleyerek geri çekildi, Jon’un parmaklarının boynunda bıraktığı izleri ovuşturdu.
“Gördünüz işte kardeşler. Çocuk bir yabani.”



Sonra, kitabın son POV’unda Jon’un o kararmış öfkesine bir kez daha tanık oluruz. Bu, Stannis’in ona Winterfell Lordluğu’nu teklif ettiği geceden sonradır; Jon uykusuzdur ve yeminleriyle Stark olma hayalleri arasında parçalandığı zorlu bir seçim içindedir. O sabah Demir Emmett’le idman yaparken karşısında Sur’un en yetenekli ve güçlü kılıç ustalarından biri vardır. Eğitim sırasında Emmett üstün görünür; ama Jon başına aldığı darbeyle bir anda çocukluğuna geri döner. Kontrolünü kaybeder ve...

Alıntı:O sabah ilk sözü o söylemişti.
“Ben Winterfell Lorduyum!” diye bağırmıştı, daha önce yüzlerce kez yaptığı gibi. Ama bu kez, bu kez Robb cevap vermişti:
“Sen Winterfell Lordu olamazsın, çünkü piç doğdun. Leydim annem senin asla Winterfell Lordu olamayacağını söylüyor.”
Unuttuğumu sanıyordum. Jon, aldığı darbenin etkisiyle ağzındaki kanın tadını aldı.
Sonunda Halder ve Horse onu Demir Emmett’ten çekip almak zorunda kaldılar; biri bir kolundan, diğeri ötekinden tuttu. Korucu sersemlemiş halde yerde oturuyordu; kalkanı neredeyse parçalanmıştı, miğferinin siperliği eğrilmişti ve kılıcı altı yarda öteye fırlamıştı.
“Jon, yeter!” diye bağırıyordu Halder. “Adam düştü, silahını elinden aldın. Yeter!”
Hayır. Yeterli değil. Asla yeterli değil. Jon kılıcını aşağı bıraktı.
“Üzgünüm,” diye mırıldandı. “Emmett, yaralandın mı?”
Demir Emmett hırpalanmış miğferini başından çıkardı.
“Teslim olmanın ne anlama geldiğini anlayamadığın bir kısım mı vardı, Lord Snow?”
Bunu dostça söylemişti. Emmett cana yakın bir adamdı ve kılıçların şarkısını severdi.
“Tanrı beni korusun,” diye inledi, “şimdi Qhorin Yarımel’in neler hissettiğini anladım.”
Bu Jon için fazlaydı. Arkadaşlarının elinden kurtuldu ve tek başına cephaneliğe çekildi. Emmett’in indirdiği darbe yüzünden kulakları hâlâ çınlıyordu. Bir sıraya oturup başını ellerinin arasına aldı.
Neden bu kadar öfkeliyim? diye sordu kendine, ama bu aptalca bir soruydu.
Winterfell Lordu. Winterfell Lordu olabilirim. Babamın varisi.


Bu iki örneğe baktığımızda Jon’un neden genelde sakin olduğunu — ya da sakin kalması gerektiğini — anlayabiliriz. Çocuk öfkelendiğinde gözleri kararıyor ve bunun sonucu başkaları için hiç iyi olmuyor; vahşileşiyor, gücü muzzam artıyor (15 yaşındaki bir oğlan, yetişkin bir adamı tek eliyle havaya kaldırabiliyor!) ve zarar verme potansiyeli ortaya çıkıyor. Yani bir miğferin siperliğini eğmek, kalkanı parçalara ayırmak ve bir kılıcı tek darbede altı metre öteye savurmak pek de sıradan şeyler değil, değil mi?


Ama dahası da var. Sanki Jon artık öfkelenmeden de daha güçlü gibi. Hareketleri daha sert mi? Daha acımasız mı? Beşinci kitapta, Melisandre POV’unda, Yabanıllar gece yakaladıkları üç muhafızın başlarını mızraklara geçirip dikiyor ve kaçıyorlar.


Bowen, toprağın yarı donmuş olduğunu ve iki buçuk metrelik üç mızrağı bu kadar derine saplamak için yarım gece harcadıklarını söylüyor. Yani çok zaman ve ciddi güç gerektiren bir iş yapmışlar. Doğal olarak mızraklar dikildikten sonraki sabah zemin daha da sertleşmiş, donmuş olmalı. Adamların sakalları falan bile zaten buz tutmuş durumda.
Peki Jon ne yapıyor? Mızraklardan birini kavrıyor ve sertçe çekerek onu yerden rahatça söküyor; sonra diğer ikisinin de indirilmesini emrediyor. Bu emre dört adam uyuyor. İki adam tek bir mızrağı çıkarmaya çalışırken, Jon birini tek başına ve kolayca çıkarıyor.


Alıntı:Jon Snow, Garth Greyfeather’ın başını taşıyan mızrağı kavradı ve şiddetle çekerek yerden söktü.
“Diğer ikisini de indirin,” diye buyurdu; dört kara kardeş koşa koşa emrini yerine getirmeye gitti.
...
“Şimdi o yarayı kurcalamanın zamanı ve yeri değil. Burada değil lordum. Şimdi değil.”
Snow, mızraklarla uğraşan adamlara dönerek, “Başları alın ve yakın. Geriye çıplak kemikten başka bir şey kalmasın,” dedi.
Ancak o zaman Melisandre’ı fark etmiş gibi göründü.


Sonra yine üçüncü kitapta, Jon’un Yabanıllardan kaçarken yaşadığı bir anı var.


Alıntı:İlk adamı, kurda dönmeye çalıştığı sırada biçti; ikinciyi itip geçti, üçüncüye kılıç savurdu. Kargaşanın içinde birinin adını haykırdığını duydu ama bunun Ygritte mi yoksa Magnar mı olduğunu çıkaramadı. Atı kontrol altına almaya çalışan Thenn onu fark etmedi bile. Longclaw tüy kadar hafifti. Jon kılıcını adamın baldırının arkasına savurdu ve çeliğin kemiğe kadar indiğini hissetti. Yabanıl yere kapaklanınca kısrak şahlandı, ama Jon bir şekilde boşta kalan eliyle yelesini kavrayıp kendini sırtına çekmeyi başardı. Bir el bileğine yapıştı; Jon aşağı doğru kesti ve Bodger’ın yüzünün kan seli içinde kaybolduğunu gördü. At arka ayakları üzerine kalktı, tekmeler savurdu. Toynağından biri bir Thenn’in şakağına geldi; kemik kırılma sesi duyuldu.
...
Kasaplık bir domuz gibi kanıyorum, diye düşündü, ama ok çıkmadan buna yapılacak bir şey yoktu. Yüzünü buruşturdu ve tekrar denedi... sonra yeniden durdu, titriyordu. Bir kez daha. Bu kez çığlık attı, ama işini bitirdiğinde okun demir ucu uyluğunun ön tarafından çıkmıştı. Jon daha iyi kavrayabilmek için kanlı pantolonunu geri itti, yüzünü buruşturdu ve şaftı yavaşça bacağının içinden çekip çıkardı. Bunu bayılmadan nasıl başardığını kendisi de hiç anlayamadı.
...
Bir süre dinlenip atın otlamasına izin verdi. Hayvan fazla uzaklaşmadı; bu iyiydi. Kötü bacağıyla topallarken onu asla yakalayamazdı. Ayağa kalkıp yeniden sırtına binmeye zorla güç yetirebildi. İlk seferde, üzengi de eyer de yokken ve bir elimde kılıç varken, ona nasıl binebildim? Bu da cevaplayamadığı başka bir soruydu.

Bunlar gece oluyor ve hava bardaktan boşanırcasına yağmurlu. Tam olarak ok Jon’a ne zaman saplandı bilmiyoruz ama Jon bunu ancak sakinleşip uzaklaştıktan sonra fark ediyor. İlk seferde hayvana rahatça binebilirken, ikinci seferde zorlanıyor ve ilkinde bunu tek elle nasıl yaptığını şaşırarak düşünüyor hatta oku da tek başına çıkarıyor; bunu nasıl bayılmadan yaptığını anlamıyor çünkü Jon çıkarmak zordur ve bunu tek başına, bayılmadan yapmak gerçekten daha zor.


Şimdi asıl soru şu: Bu, sürekli duyduğumuz o “ejderha öfkesi” mi? Yoksa “kurt kanı” mı? Ya da ikisi birden mi olabilir? (Bence ikisi birden olabilir; sonuçta hem kurt hem ejderha kanı taşıyor.)


Aslında ejderha öfkesinin kişiye fazladan fiziksel güç verdiğini görmedik; daha çok dürtüsel ve acımasız kararlar getirdiğini gördük. Yıkıcı eylemlere yol açma potansiyeli var. Viserys gibi birinde bu zalimlik olarak ortaya çıktı; Dany’de de buna benzer bir şey görüyoruz. Diğer Targaryenler hakkında bir şey söyleyemem. Yani “ejderha öfkesi uyandı” denilen mesele, onların kolay öfkelenmelerini ve öfkelendiklerinde sert tepki vermelerini anlatıyor gibi. Fazladan bir güç geldiğini görmüyoruz.


Stark tarafına, yani “kurt kanı”na baktığımızda da tam olarak böyle bir örnek göremiyoruz. Ned ve çocukları genel olarak oldukça sakin; öfkelendiklerinde de bu tarz bir şeye dönüşmüyorlar. Ned’e göre Arya’da, Lyanna’da ve Brandon’da kurt kanı vardı; bu üçü de kolay alevlenen tiplerdi diyebiliriz. Reed, Brandon’a “Vahşi Kurt” lakabını takmıştı. Buradan Brandon’ın daha taşkın, daha vahşi bir mizacı olduğunu çıkarabiliriz ama yine de öfkelendiğinde Jon’daki gibi bir tepki mi veriyordu? Bence orada da doğrudan fazladan bir güç söz konusu değil. Arya öfkelendiğinde gözleri kararıyor ve kontrolünü kaybederse saldırıyor. Bu bakımdan Jon’a benziyor.


Yani bu, vahşi bir karakter ile yıkıcı güç karışımı gibi bir şey mi? Ama sanki ikisinden de fazlası var. Tamam, Stark tarafıyla vahşileşiyor ve Targaryen tarafıyla gözleri kararıyor diyelim; peki o güç nereden geliyor? Siz ne düşünüyorsun?
[Resim: bna71Du.png]

"When the snows fall and the white winds blow, the lone wolf dies, but the pack survives."
  Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi