Tanrılar Havaya Sikke Atmaz - Targaryenler Aslında Deli Değil Mi?

Hisar Konseyi | Serinin geneli hakkında KURAM paylaşımlarını buradan yapabilirsiniz (DİZİ kuramlarına ve DİZİ-KİTAP karışımı kuramlara izin yoktur. Üstatlar bundan hoşlanmıyor).
Valvein12 12 Yorum 1264 Okunma 0/5 - 0 oy
Konuyu Oyla:
#1
Ejderha 
"Size tarihi aktaracak bir üstat değilim, Majesteleri. Benim hayatım kılıçlar oldu, kitaplar değil. Ama her çocuk Targaryenların deliliğe her zaman çok yakın yerde dans ettiğini bilir. Babanız ilk değildi. Kral Jaehaerys bir zamanlar bana deliliğin ve azametin aynı sikkenin iki yüzü olduğunu söylemişti. Yeni bir Targaryen doğduğu zaman, derdi, tanrılar sikkeyi havaya atarmış ve dünya yere nasıl düşeceğini görmek için nefeslerini tutarmış."

Westeros tarihinde Kral Jaehaerys'e atfedilen bu sözü biliyoruz. Seri boyunca kitaplarda bize sürekli aynı klişe dikte edildi: Targaryen Deliliği. Westeros halkının (ve biz okuyucuların) "insanlardan çok tanrılara benzeyen Targaryenler için" en çabuk kabullendiği gerçeklerden biri olan bu genetik lanet aslında gerçek olmayabilir mi?
Bahsi geçen bozuk para aslında o kadar da sık havaya atılmıyor. 
Elbette nesiller boyu süren ensest geleneğinin genetik havuzu daralttığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak tarihteki "deli" Targaryenleri yakından incelediğimizde, altından genetik bir hastalıktan çok daha fazlası çıkıyor. Çoğu vakanın arkasında ağır psikolojik travmalar, mutlak gücün getirdiği haklı bir paranoya, ihanetler, zehirlenme şüpheleri ve en önemlisi; tarihi her zaman kazananların (ve Üstatların) yazması yatıyor.
Bu başlık altında, yüzyıllardır süregelen bu ön yargıyı masaya yatırmak istiyorum. "Deli" Kral Aerys'ten Zalim Maegor'a, Kutsal Baelor'dan Helaena Targaryen'e kadar delilikle suçlanan isimlerin hikayelerine yakından bakacağız. Amacım, sorunun kanlarında değil, Demir Taht'ın çevresindeki zehirli ve acımasız gölgelerde olduğunu göstermek.


TargaryenKral "Zalim" Maegor Targaryen
Listemizin en başında delilik damgasının potansiyel olarak vurulabileceği ilk isim, Fatih Aegon'un kardeş-eşi Kraliçe Visenya'dan olma oğlu Kral Maegor Targaryen ya da seri boyunca sıklıkla anıldığı ismiyle "Zalim Maegor". Seri boyunca onun zalimliğini ve zulmünü pek çok karakterin düşüncelerinde okuyor, sıklıkla birilerinin başka kişileri "Maegor'a benzetmesini" dinliyoruz. Bu benzetmeler istisnasız olarak her zaman bir tiranlık eleştirisi oluyor, 'tiranlaşan' karakterler için kullanılıyor.
Ancak atlanan en büyük detay Maegor'un deliliğinin doğuştan gelmediği. Maegor için kullanabileceğimiz doğuştan gelen tek etiket "savaşçı" olabilirdi.
"Maegor turnuvalarda ve meydan kavgalarında kendini kabul ettirmiş bir savaşçı olarak bilinir. On üç yaşındayken turnuvalarda tecrübeli şövalyeleri yenebilirdi. FS 28'de Kral'ın Şehri'nde yapılan turnuvada henüz on altı yaşındaki Maegor üç Kral Muhafızı'nı atsız bırakır ve turnuvayı kazanır. Turnuva için yetiştirilen birçok kişiden daha iyi savaşçı olur. Şövalye yetiştirilen alanda babası tarafından on altı yaşında şövalye ilan edilir."
Onun karakteriyle ve olmayan deliliğiyle ilgili atlanmaması gereken ilk detay Maegor'un annesi Kraliçe Visenya Targaryen'dir. Visenya tıpkı oğlu Maegor gibi doğuştan bir savaşçıdır, ateş ve kan'ın "kan" kısmıdır. Kral Aegon'un saltanatı süresince özellikle "savaş" çağrısı kulağa çalındığında ya da ölüm anıldığında akla ilk gelen figürdür. Bu özelliklerini daha sonraki Ejderhaların Dansı süresince ejderhası "Vhagar" da sürdürür.
Visenya'nın oğlu Maegor'u nasıl eğittiğini potansiyel olarak biliyoruz. Ona istediğini almayı, en büyük olanı almayı öğreten kişi muhtemelen Visenya'ydı. "Maegor önceden beri Balerion'u istemiş ve sonunda ona sahip olmuştur." Aenys tahta çıktığında Kraliçe Visenya, oğlu Maegor için eş adayı olarak Aenys'in en büyük çocuğu Rhaena Targaryen'i önermişti. Yüce Septon her ne kadar buna şiddetle karşı çıksa da bu detaydan anlayabiliyoruz ki Visenya, oğlu Maegor'u her zaman tahtın ve tacın yakınında tutmayı hedefliyordu. Aenys'in saltanatı süresince çıkan isyanlar oldukça kanlı ve şiddetliydi. Öyle ki "İnanç" Aenys'e karşı ayaklandığında ve ortalık kan gölüne döndüğünde Aenys giderek hastalanmaya başlar ve bakımını, pek de sürpriz olmayacak şekilde, Visenya üstlenir. Aenys kısa süre sonra öldüğünde Visenya, ejderhasının sırtına atlayıp sürgüne gönderilen oğlunu geri getirmek ve başına bir taç yerleştirmek için Pentos'a uçar.
Bu gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda Maegor'a ne kadar delilik atfedebiliriz ki? Kendisini her zaman başa geçirmeye çalışan, her zaman en büyüğü ve en güçlüyü almayı öğreten, oğlunu "en güçlü" olması için eğiten bir anne varken Maegor'un ne zalimliği ne de deliliği genetik olarak kabul edilebilir.


TargaryenKraliçe Helaena Targaryen
Kral II. Aegon Targaryen'in kardeş-eşi Kraliçe Helaena Targaryen için doğrudan olmasa da delilik yaftası kullanılır. Bu yafta aslen tek bir kaynakta karşımıza çıkar. Ateş ve Kan kitabının "Ejderhaların Ölümü - Oğula Karşı Oğul" kısımlarında Âliüstat Gyldayn'ın Helaena'dan bahsederken ona deli dediğini biliyoruz. Fakat iki çocuğu önünde rehin alınmış ve "ölecek çocuğunu" seçmesi istenen bir anne için genetik bir delilik söz konusu olabilir mi? Helaena'nın çocukları korkunç şekilde öldürüldü. Bir anne olarak delirmek onun hakkı değil de ne?

TargaryenKral "Yüce" Baelor Targaryen 
Listemizin bir diğer tartışmalı ismi, madalyonun zıt yüzü gibi görünen ama aslında aynı fırçayla boyanan Kral I. Baelor Targaryen, bilinen adıyla "Yüce Baelor". Seri boyunca onun adı genellikle aşırı dindarlığıyla, inşa ettirdiği devasa Sept'le ve kız kardeşlerini hapsettiği Kız Kulesi'yle anılır. Birçok karakter ve üstat onun bu fanatik dindarlığını, gaipten sesler duymasını ve en sonunda kendini aç bırakarak öldürmesini Targaryen deliliğinin farklı bir tezahürü olarak yorumlar. Okuyuculara göre ise bu, zalimlik yerine dini bir histeri olarak ortaya çıkan genetik bir deliliktir.
Ancak atlanan en büyük detay, yine Baelor'un deliliğinin doğuştan gelmediğidir.
Onun karakteriyle ilgili ilk detay, yaşadığı ağır psikolojik travmalar ve kendi bedeni üzerinde yarattığı fiziksel yıkımdır. Baelor'un akli dengesini bozan şey kanındaki genetik bir lanet değil; ağabeyinin vahşice öldürülmesinin getirdiği travma, omuzlarındaki krallık yükü ve en önemlisi zehirdir. Kuzeni Ejderha Şövalyesi Aemon'u Wyl Hanesi'nin tutsaklığından kurtarmak için girdiği engerek çukurunda defalarca ısırıldığını biliyoruz. Baelor o çukurdan çıkarıldığında yarı ölüydü, zehir tüm vücudunu sarmıştı ve aylarca komada kaldı. Bugün bile ağır zehirlenmelerin insan sinir sistemi ve beyni üzerinde kalıcı hasarlar bıraktığını biliyoruz. Baelor komadan uyandığında artık eski Baelor değildi.
Engerek zehrinin beyninde yarattığı hasara ek olarak, Baelor'un dini bir kefaret olarak uyguladığı ölümcül oruçları da unutmamak gerekir. Haftalarca yemek yememesi, su içmemesi, beynini sürekli olarak şekersiz ve besinsiz bırakması, duyduğu seslerin ve gördüğü halüsinasyonların asıl sebebiydi. Kız kardeşlerini "kendisini günaha teşvik ettikleri" gerekçesiyle kuleye kapatması, bir delinin nedensiz eylemi değil; kendi zayıflığından, travmalarından ve günah korkusundan kaçmaya çalışan, zehrin ve açlığın etkisiyle muhakeme yeteneğini tamamen kaybetmiş bir adamın çırpınışlarıdır.
Baelor'a ne kadar genetik bir delilik atfedebiliriz ki? Ağabeyinin cinayetiyle sarsılmış, dökülen kanların kefaretini ödemek için zihnini dine hapsetmiş, yılan zehriyle sinir sistemi tahrip olmuş ve kendini aç bırakarak halüsinasyonlar gören bir adam varken; Baelor'un eylemlerini sikkenin yanlış yüzüyle açıklamak, Demir Taht'ın ve Westeros'un acımasızlığının bir insanın zihnini nasıl parçalayabileceğini görmezden gelmektir.


TargaryenPrens Rhaegel Targaryen 
"Targaryen Deliliği" efsanesinin belki de en haksız ve en yüzeysel şekilde kullanıldığı isimlerden biriyle devam edelim: Kral II. Daeron'un üçüncü oğlu Prens Rhaegel Targaryen. Serinin hayranları arasında veya kitap sayfalarında adı geçtiğinde akla ilk gelen şey bellidir; Kızıl Kale'nin koridorlarında çırılçıplak dans etmesi ve nihayetinde bir yılan balıklı turtayla boğularak son derece trajikomik bir şekilde ölmesi. Westeros halkı ve tarih yazıcıları için bu durum, bozuk paranın dik düşmeyip doğrudan yanlış yüze yuvarlanmasının kanıtıdır. Peki, gerçekten öyle mi?
Rhaegel'i "Deli" Kral Aerys ya da kana susamış diğer tiranlarla aynı genetik sepete koymak, bu teorinin ne kadar kolaya kaçtığını gösteriyor. Çünkü Rhaegel’in "deliliği" hiçbir zaman kılıçtan, ateşten veya kandan beslenmedi. Kaynaklar onu her zaman "uysal", "nazik", "hastalıklı" ve "melankolik" olarak tanımlar. O, insanları diri diri yakmadı ya da paranoyakça infazlar emretmedi. Sadece zihinsel olarak o dünyaya ait değildi.
Bu noktada Prens Rhaegel'in içine doğduğu dönemin atmosferine bakmamız gerekiyor. Gençlik yılları, Westeros tarihinin en travmatik olaylarından biri olan Birinci Blackfyre İsyanı'na denk gelir. Babası II. Daeron meşruiyet krizleriyle boğuşurken, ağabeyleri ve amcaları krallığı ikiye bölen kanlı bir iç savaşta birbirlerini katlediyordu. Taht oyunlarının en acımasız şekilde oynandığı, her gölgenin bir suikastçı sakladığı bu zehirli atmosferde büyüyen, zaten doğuştan fiziksel olarak zayıf ve hassas birinin psikolojik olarak sağ çıkmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?
Günümüz dünyasında yaşasaydı, Rhaegel'in durumunu muhtemelen nöroçeşitlilik, ağır depresyon veya aşırı stresin tetiklediği manik ataklar (Kızıl Kale'deki çıplak dansı gibi) olarak adlandırırdık. Fakat her anomaliyi büyüye, lanete ya da kana bağlamaya dünden razı olan Westeros Üstatları için o sadece deli bir Targaryen'di. Oysa Rhaegel'in durumu, Demir Taht'ın ve etrafındaki vahşetin, ona uygun olmayan kırılgan bir zihni nasıl paramparça ettiğinin saf bir örneğidir.


TargaryenPrenses Aelora Targaryen 
Targaryen soyağacının en karanlık ve hüzünlü dallarından birine, Prenses Aelora’ya yakından bakalım. Westeros tarihçileri Aelora’nın adını genelde fısıltıyla anar ve intiharını doğrudan kanındaki "deliliğe" bağlarlar. Aklını kaçırmış, dengesizleşmiş ve sonunda kendi canına kıymış bir prenses... Üstatların parşömenlerinde yazan özet genellikle budur. Ancak Aelora’ya yapıştırılan deli yaftası, muhtemelen tüm serideki en acımasız ve en yüzeysel teşhistir.
Aelora'nın hikâyesinde genetik bir hastalıktan ziyade; üst üste binmiş ve bir insanın taşıyabileceği sınırı çoktan aşmış, devasa bir psikolojik enkaz yatar.
Her şeyden önce Aelora’nın hayatını mahveden trajik kırılma anını hatırlamamız gerekiyor: İkiz kardeşi ve aynı zamanda kocası olan Prens Aelor’un ölümü. Üstelik bu sıradan bir ölüm değildi; Aelora, kendi kocasının/ikizinin ölümüne yanlışlıkla sebep olmuştu. Anne rahminden beri birlikte olduğunuz, hayatınızı ve yatağınızı paylaştığınız insanı kendi ellerinizle, hem de bir kaza sonucu öldürdüğünüzü hayal edin. Günümüz psikolojisinde bunun karşılığı ağır bir Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve kişiyi yiyip bitiren devasa bir suçluluk duygusudur. Aelora delirmedi; sadece bu devasa acının altında ezildi.
Dahası, bu korkunç travmayı atlatmasına bile fırsat verilmedi. Kardeşinin ölümünün ardından amcası Kral I. Aerys, zaten ruhsal olarak darmadağın olmuş bu kadını varisi ilan edip ona Ejderha Kayası Prensesi unvanını verdi. Yas tutmasına, iyileşmesine izin verilmeden omuzlarına koca bir krallığın ve tahtın ağırlığı yüklendi.
Fakat Aelora’yı asıl uçuruma iten, genlerindeki hayali bir lanet değil, Westeros'un vahşi doğasıydı. Maskeli bir balo sırasında "Fare, Şahin ve Domuz" olarak bilinen üç gizemli adamın saldırısına (ve kuvvetle muhtemel çok daha ağır bir istismara) uğradı. Kocasının ölümünün suçluluğuyla aklını yitirme noktasına gelmiş bir kadının, böyle korkunç bir saldırıya maruz kaldıktan kısa süre sonra intihar etmesi gerçekten "Targaryen Deliliği" midir?


TargaryenPrens Aerion "Parlakalev" Targaryen 
Eğer şimdiye kadar incelediğimiz karakterler içerisinde, sikkenin kesinlikle ters düştüğünü iddia edebileceğimiz birisi varsa o kişi muhtemelen Prens Aerion "Parlakalev" Targaryen'dir. Kukla gösterilerinde ejderhayı "öldürdüğü" için sıradan bir kuklacının parmaklarını kırdıran, küçük kardeşi Aegon'a kan dondurucu zorbalıklar yapan ve en nihayetinde bir kadeh çılgınateşi içerek feci şekilde can veren bir prens. Kağıt üzerinde okuduğunuzda teşhis basittir: Saf ve katıksız bir deli.
Peki, Aerion'un eylemleri gerçekten bir zihin hastalığının mı ürünüydü yoksa mutlak gücün, sıfır denetimin ve "Targaryen İstisnacılığı" inancının yarattığı korkunç bir megalomaninin mi?
Aerion'un karakterini şekillendiren en büyük zehir, ailesinin nesillerdir Westeros'a dayattığı doktrindi: "Biz diğer insanlardan farklıyız, biz ejderha kanı taşıyoruz, biz tanrılara sıradan fanilerden daha yakınız." Aerion bu propagandayı sadece dinlemekle kalmadı, onu kelimesi kelimesine içselleştirdi. Onun zalimliği, aklını yitirmiş bir adamın anlamsız şiddeti değildi; kendini kelimenin tam anlamıyla üstün bir tür, insan formuna sıkışmış bir tanrı olarak gören bir sosyopatın kibrinden besleniyordu. Kardeşi Aegon'a olan nefreti veya sıradan halka böcekmiş gibi davranması, empati yoksunluğu çeken aşırı şımartılmış bir prensin klasik bir narsisistik kişilik bozukluğu sergilemesinden başka bir şey değildir. Ne yani, Ramsay Bolton'a da mı sırf ruh hastası olduğu için Targaryen diyeceğiz?
"Aerion bir noktada Westeros'a döndü ve FS 219'da Üçüncü Blackfyre İsyanı'nda savaştı. Orada 'iyi bilinen' bazı eylemler gerçekleştirdi. Acıçelik yakalandıktan sonra Aerion ve Kral Eli Lord Brynden Nehir, Kral I. Aerys'i Aegor'u idam etmeye ikna etmeye çalıştılar ancak kral, Acıçelik'i bunun yerine Gece Nöbetçileri'ne göndermeye karar verdi."
Gelelim ölümüne... Aerion'un çılgınateş içmesi genellikle onun deliliğinin zirvesi, intihara meyilli bir cinnet anı olarak anlatılır. Fakat işin trajik ve bir o kadar da ironik tarafı şudur: Aerion ölmek istemiyordu. O, ailesinin yüzyıllardır anlattığı büyülü masallara o kadar derinden inanmıştı ki yeşil alevleri içtiğinde gerçekten fiziksel bir ejderhaya dönüşeceğini sanıyordu. Bu eylem, aklını kaybetmiş birinin değil; kendi yarattığı mitolojinin içinde boğulan, gerçeklik algısını kibri yüzünden yitirmiş bir fanatiğin son çırpınışıdır. Ve gerçekten "ejderha kanı" taşıyan, çocukları ölü doğduğunda kanatlar ve kuyruklar taşıyan bir soyun aslında kökenlerini biliyor muyuz ki? Ölülerin canlanıp yürüdüğü, kan kurbanlarının ve sayısız lanetli ritüelin gerçekleştiği bir ortamda -öz kardeşi ejderha rüyaları gören bir adamın gerçekten bu hamlesine doğuştan bir delilik demek doğru mu? Aerion'un hikayesi bize genetik bir laneti değil, tehlikeli bir yetiştirilme tarzını anlatır. Bir çocuğa sürekli olarak insanüstü bir varlık olduğunu, kuralların onun için geçerli olmadığını ve damarlarında sihir aktığını söylerseniz, günün birinde o çocuğun ateşe atlayıp uçmayı beklemesi bir delilik değil, eğitimin kaçınılmaz sonucudur.


TargaryenPrens Viserys Targaryen 
Buz ve Ateşin Dünyası'na adım attığımızda karşılaştığımız ilk "Deli" Targaryen profili Daenerys'in ağabeyi Viserys'tir. Kardeşine fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan, gerçeklikten kopmuş, kibirli, etrafındakilere sürekli "Ejderhayı uyandırmaktan" bahseden ve en sonunda kendi kibri yüzünden erimiş altınla can veren, acınası bir figür. Çoğu okuyucu için Viserys, bozuk paranın kesinlikle ters düştüğü, babası II. Aerys'in deliliğini genlerinde taşıyan klasik bir vakadır.
Viserys; ailesinin katledildiği, babasının kendi muhafızı tarafından sırtından bıçaklandığı, ağabeyinin göğsünün ezildiği, yengesinin tecavüze uğrayıp yeğenlerinin parçalandığı isyan sırasında henüz sekiz yaşındaydı. Gece yarısı doğduğu evden, Kızıl Kale'den kaçırılmak zorunda kaldı. Önce sığındıkları Ejderha Kayası'nda annesini doğum sırasında kaybetti, ardından onlara bakan Sör Willem Darry öldü. Hizmetkârlar tarafından soyuldular ve sokağa atıldılar. Tüm hanedanın devasa mirası, intikamı ve geleceği; henüz kendi ayakkabılarını bile bağlamakta zorlanan sürgündeki bir çocuğun omuzlarına yüklendi.
Viserys'in delilik ve paranoya olarak adlandırılan davranışlarının temelinde aslında gayet haklı ve acımasız bir gerçeklik yatıyordu: Robert Baratheon'un suikastçıları gerçekten peşlerindeydi. Her an boğazlarının kesileceği korkusuyla kıtadan kıtaya, şehirden şehre kaçmak, hayatta kalmak için annesinin tacını satacak kadar dibe vurmak ve soylular tarafından "Dilenci Kral" olarak alaya alınmak... Yetişkin ve sağlıklı bir zihnin bile kaldıramayacağı bu stres, Viserys'in gerçeklik algısını yavaş yavaş paramparça etti.
Daenerys'e uyguladığı istismar ve "Ejderhayı uyandırma" tehditleri kesinlikle savunulamaz ancak bunun psikolojik altyapısı çok nettir. Hayatında hiçbir şeyin kontrolüne sahip olmayan, sürekli aşağılanan, gücünü ve evini kaybetmiş bir gencin, otorite kurabildiği yegâne varlığa, küçük kız kardeşine eziyet etmesi klasik bir yer değiştirmiş saldırganlıktır (displaced aggression). Viserys, içindeki korkmuş ve çaresiz çocuğu saklamak için zalim "Ejderha" maskesini takmak zorundaydı. Aksi takdirde, Essos'un acımasız sokaklarında çoktan delirecekti.
Bu hikâyenin en can alıcı ve genellikle gözden kaçırılan kısmı ise Viserys'in her zaman gördüğümüz zalim ve dengesiz figür olmamasıdır. Daenerys'in çocukluk anılarına ve iç monologlarına indiğimizde, karşımıza bambaşka bir ağabey profili çıkar.
Braavos'taki Kırmızı Kapılı Ev'de, Sör Willem Darry henüz hayattayken Viserys, küçük kız kardeşi için bir canavar değil; o bir koruyucu, bir öğretmen ve sahip olduğu yegane aileydi. Daenerys'e Targaryen tarihini, atalarını, ejderhaları ve Westeros'u ilk anlatan oydu. Yoksulluğun ve sürgünün en karanlık günlerinde, sokaklarda aç kalmamak için anneleri Kraliçe Rhaella'nın son yadigârı olan tacı satmak zorunda kaldığı kırılma anına kadar Viserys, kardeşini dünyadan sakınan gencecik bir çocuktu. Annesinin tacını sattığı gün, Viserys'in içindeki masumiyetin ve umudun da tüccarın tezgahında kaldığı gündür.
Daenerys abisinin ona yaşattığı eziyetleri hiçbir zaman unutmadı ama onu bu cehenneme iten şartların da her zaman farkındaydı. Eğer Viserys iddia edildiği gibi genetik bir deli, doğuştan gelen şeytani bir tiran olsaydı; Daenerys kendi küllerinden doğurduğu üç ejderhadan birine onun adını vermezdi.
Viserion'un adı, abisine duyduğu nefretten ya da bir zorunluluktan değil, onun elinden çalınmış geleceğe duyduğu yastan gelir. Daenerys ejderhasını isimlendirirken zalim "Dilenci Kral"ı değil, ona ninniler söyleyen, masallar anlatan ve annesinin tacını satarken gizlice ağlayan çocuğu onurlandırmıştır.
Dany'nin kitaplarda Viserion'a bakarken söylediği sessiz itiraf aslında tüm delilik teorisini tek kalemde çürütür: "O, altın bir ruha sahip olabilirdi... Eğer dünya ona bu kadar acımasız davranmasaydı." 
Dolayısıyla Viserys'i aklını kaçırmış bir zorba olarak rafa kaldırmak, Daenerys'in abisine duyduğu karmaşık sevgiyi ve onun trajedisini hiç anlamamış olmak demektir.


TargaryenDeli Kral Aerys Targaryen 
Targaryen hanesini delilikle itham eden herkesin elindeki en büyük koz, şüphesiz Kral II. Aerys'tir. Westeros tarihinin gördüğü en paranoyak, en zalim ve en dengesiz hükümdarlardan biri. Onun saltanatının son yıllarına baktığımızda gördüğümüz tablo korkunçtur; ancak Aerys'in doğuştan bu karanlığı taşıdığını iddia etmek, onun yaşadığı psikolojik çöküşü ve travmaları tamamen görmezden gelmektir. Çünkü Aerys de tıpkı listedeki diğer "kraliyet ailesi üyeleri" gibi deli olarak doğmadı, üst üste gelen devasa travmalarla yavaş yavaş delirtildi.
Genç Aerys'i nasıl hatırlıyoruz? Tahta ilk çıktığında umut vadeden, karizmatik, cömert ve enerji dolu bir gençti. Tywin Lannister ve Steffon Baratheon gibi dönemin en parlak isimleriyle yakın arkadaştı. Dokuz Metelik Kralların Savaşı'nda cesurca savaşmış, geleceğe dair devasa (ve biraz da vizyoner) hayalleri olan bir kraldı: Dorne'un çöllerine kanallarla su getirmek, Kral Toprakları'nın pis kokulu sokaklarını mermerden baştan inşa etmek istiyordu. Peki, bu parlak genç adam nasıl oldu da kabuk bağlamış yaralarla dolu, çılgınateşine tapan bir paranoyağa dönüştü?
Aerys'in zihnindeki ilk büyük çatlak, kanlı savaş meydanlarında değil, kendi yatak odasında açıldı. Aerys ve kardeş-eşi Kraliçe Rhaella, yıllar boyunca art arda düşükler, ölü doğumlar ve beşik ölümleri yaşadılar. Rhaegar'ın doğumundan sonra, krallığın varisini güvence altına almak için çabalayan çift, tam üç düşük, iki ölü doğum ve bebekken ölen üç çocuk acısı yaşadı. Aerys bu acıyla başa çıkamadı; yas tutmak yerine suçlayacak birilerini aradı. Tanrıların onu lanetlediğini, eşinin sadakatsiz olduğunu veya çocuklarının zehirlendiğini düşünmeye başladı. Bu, deliliğin değil, çaresiz bir kederin paranoyaya dönüşmesiydi.
Ancak Aerys'in zihnine asıl ölümcül darbeyi indiren olay, Targaryen tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir ihanet olan Duskendale Ayaklanması'dır. Bir kral olarak kendi vasalı Lord Darklyn tarafından tuzağa düşürüldü, esir alındı ve tam altı ay boyunca karanlık bir zindanda rehin tutuldu. Her gün, her saat öldürülme korkusuyla yaşadı. Üstelik en yakın arkadaşı ve Sağ Eli olan Tywin Lannister, onu kurtarmak için hiçbir acele etmiyor, adeta Aerys'in kalede ölmesini ve yerine Rhaegar'ın geçmesini bekliyordu. Altı ayın sonunda o zindandan çıkan adam artık Aerys Targaryen değildi.
Duskendale'den sonra Aerys'in geliştirdiği delilik semptomlarına yakından bakalım: Kesici aletlerden dehşetle korktuğu için saçlarını ve tırnaklarını kestirmeyi reddetti. İnsanların ona dokunmasına katlanamıyordu (hafefobi). Kendi oğlundan ve yıllarca güvendiği Tywin Lannister'dan ölesiye şüpheleniyordu. (Ki haksız sayılmazdı; Tywin Lannister'ın Kral Toprakları'nı kendi casuslarıyla doldurduğunu, Rhaegar'ın ise Harrenhal yıllarında babasını tahttan indirmek için bir "komplo" kurduğunu biliyoruz.) Bütün bu davranışlar genetik bir lanetin rastgele patlamaları değil; ihanete uğramış, ölümden dönmüş, esaret altında işkence çekmiş bir zihnin aşırı uyarılmış savunma mekanizmalarıdır. Çılgınateşe olan hastalıklı tutkusu bile bu çaresizliğin bir sonucudur; kılıçlara ve insanlara güvenemeyen travmatize olmuş kralın, ona kimsenin dokunamayacağı tek saf güce, ateşe sığınmasıdır.
Duskendale travmasının ardından Aerys'in iyileşmesi için huzura ve güvene ihtiyacı varken tam tersi oldu. Zihnindeki şüpheleri beslemek için Dar Deniz'in karşısından, Essos'tan Varys'i getirtti. Westeros'taki hiç kimseye güvenmediği için krallığın Fısıltı Lordu yaptığı Varys, Aerys'in yarasını sarmak yerine yarayı sürekli deşerek kanattı. Varys'in her gün kulağına fısıldadığı gerçek ya da uydurma ihanet senaryoları, Aerys'i kendi yarattığı bir korku yankı odasına hapsetti. Bu yankı odasında en güvendiği eski dostu Tywin Lannister artık bir tehdit, kendi öz oğlu ve varisi Rhaegar ise onu devirmek için gün sayan bir düşmandı.
Özellikle oğlu Rhaegar'a duyduğu hastalıklı şüphe, deliliğin değil, kontrolü tamamen kaybetme korkusunun bir sonucuydu. Yıllarca Kızıl Kale'den dışarı adım atmayan Aerys'in Harrenhal Turnuvası'na katılmasının tek sebebi de buydu. Oraya bir kral olarak boy göstermeye değil; Varys'in "Rhaegar lordları toplayıp sizi tahttan indirecek" fısıltıları yüzünden, kendi oğluna gözdağı vermek için; saçları ve tırnakları uzamış, bir deri bir kemik kalmış bir hayalet olarak gitmişti.
Gelelim Stark infazlarına... Brandon Stark Kızıl Kale'nin kapılarına dayanıp Rhaegar'ın kellesini istediğinde, sağlıklı düşünen bir hükümdar onu zindana atar, yargılar veya fidye isterdi. Ancak Aerys'in zihni artık rasyonel düşünemeyecek kadar ağır bir tehdit altındaydı. Geçmişteki Duskendale esaretinin travması tetiklenmişti; yine birileri ona kafa tutuyor, yine hayatı ve tahtı tehlikeye giriyordu. Rickard Stark'ı kendi zırhının içinde canlı canlı pişirmesi ve oğlunu onu kurtarmaya çalışırken boğulmaya mahkûm etmesi sadece delice bir fantezi değildi. Bu, korkudan aklını yitirmiş bir adamın, etrafındaki herkese "Ben dokunulmazım, benim gücüm ateşin gücü." diyerek çaresizce güç gösterisi yapmasıydı. Aynı korkuyla, Tywin Lannister'ın altın varisi Jaime'yi Kral Muhafızı yapmıştı; ona bir onur bahşetmek için değil, Tywin'e karşı elinde canlı bir rehine, bir etten kalkan tutmak için.
Evet, Aerys en nihayetinde bir canavara dönüştü. Ancak bu dönüşüm, var olmayan bir bozuk paranın havaya atılmasıyla olmadı. Evlat acılarıyla, güvendiği dostlarının ihanetleriyle, karanlık bir zindanda yaşadığı altı aylık saf dehşetle ve etrafını saran dalkavukların fısıltılarıyla şekillendi...


Hisar 
Tüm isimleri, hayatları ve trajedileri alt alta koyduğumuzda, Westeros tarihinin en büyük yalanlarından biriyle yüzleşiyoruz. Üstatların parşömenlere kazıdığı, halkın meyhanelerde fısıldadığı Targaryen Deliliği, aslında iktidarın, bitmek bilmeyen travmaların, ihanetlerin ve en önemlisi insan olmanın getirdiği çöküşlerin üstünü örtmek için uydurulmuş koca bir kılıftır. Tarihi her zaman kazananlar yazar; Robert'ın İsyanı'ndan sonra Baratheonlar ve onlara hizmet eden Üstatlar için, devirdikleri hanedanı doğuştan gelen bir lanetle damgalamak, kendi meşruiyetlerini sağlamlaştırmanın en kolay yoluydu.
Hiçbiri doğuştan deli değildi. Bahsi geçen bozuk para aslında hiç havaya atılmadı. Eğer ortada bir lanet varsa, bu kanlarında dolaşan genetik bir hastalık değil; doğrudan doğruya Fatih Aegon'un binlerce kılıcı eriterek yarattığı tahtın kendisiydi. Demir Taht, sadece üzerine oturanların bedenlerini kesmedi; yüzyıllar boyunca o tahta yaklaşan, gücü arzulayan veya gücün altında ezilen herkesin zihnini de paramparça etti. Targaryenler tanrıların attığı bir sikkenin kurbanı olmadılar; taht oyunlarının, zehirli gölgelerin ve kendi yarattıkları efsanenin altında ezildiler.

Bu efsanelere her zamankinden çok inanan, tutunan ve takıntılı derecede sığınan bir karakterimiz yok mu? Bir bakış açısı karakteri? Daenerys Targaryen? Belki de onun "delirme yolculuğunu" bunu göz önünde bulundurarak tekrar incelememiz gerekiyor.
  Cevapla
#2
Targ deliliği üstat propagandası şeklindeki fikirleri uzun süredir duyuyorum. Üstatların, Targ karşıtlığı ve komploları ile ilgili kuramlar düşünüldüğünde aslında göz ardı edilmemesi gereken, gayet makul bir fikir. Neticede istatistik olarak sayıca az görünüyor ama ben yine de ortada "kandan" gelen bir delilik olduğu fikrindeyim çünkü üyeleri topladığımızda istatistik olarak az olsa da diğer hanelerde görülen deli hane üyelerinin toplamından daha fazla delisi var.

Dahası ejderha kanının getirisi olduğu kadar götürüsü de olmalı evren kurmacası olarak, delilik bu götürüyü temsil ediyor.

Aslında YZ'ye bu delilik meselesini sordum, şöyle bir cevap verdi ve görselleştirdi. Hoşuma gitti, paylaşayım (bana göre oran o kadar düşük değil bu arada, %50 gibi bir oran zaten beklemiyordum ama dediğim gibi diğer hanelerin deli üye sayısından her şekilde daha fazla).

[Resim: SJgPtcb.jpg]
[Resim: bna71Du.png]

"When the snows fall and the white winds blow, the lone wolf dies, but the pack survives."
  Cevapla
#3
Targaryenlerde pekçok delilik, zalimlik, akil hastaligi, sakat dogum vakaları görebilirsiniz. Evet normal ailelerin başina da böyle şeyler gelebiliyor, evet bazilarinin mantikli sebepleri falan var, lakin asıl olay tüm bu vakaların sadece 300 yılda yaşanmış olması. Gerçek hayatta böyle bir aile olsaydı klinik inceleme altina alinirdi.

Ayrıca ufak bir ek vereyim, aerys'in deliliginin duskandele esaretinden kaynaklandiği söylenir lakin barristana göre kral olaydan önce bile delilik belirtileri gösteriyordu duskandele sadece hızını arttırdı.

Ayrıca listeye dahil edilmeyen bazi Targaryenler var misal Jaehaerys'in kızı Saera çok açik bir şekilde fahişelik yapiyordu, bir başka kızı Daella çimlere basmaktan bile korkuyordu, 2. Aegonun oğlu Jaehaerys altı parmakla doğmruştu, Maekarın kızı daella, Egg'e aşk iksiri içirerek baştan çıkarmaya çalıştı, ve dahasida var. Bunlar sağlıklı bir zihnin yada sağlikli bir doğumun örnek vakaları değil ve tekrar etmem gerekirse bu olaylarin hepsi sadece 300 yilda yaşandı.
İnsan bir like falan atar, o kadar mesaimiz var.
  Cevapla
#4
En normal Targlarda bile bir parça uçlarda yaşama olayı olduğunu unutmamak gerekir. Aile normal değil ve bunda bir sorun görmüyorum da. Ben şahsen aile içindeki deliliği kara propaganda amacıyla kullanmazdım, olması gerekiyordu evren kurmacası gereği.... getirisi ve götürüsü... bunlar önemlidir.
[Resim: bna71Du.png]

"When the snows fall and the white winds blow, the lone wolf dies, but the pack survives."
  Cevapla
#5
(29-03-2026, 02:40 PM) The Wolf Pack yazdı: En normal Targlarda bile bir parça uçlarda yaşama olayı olduğunu unutmamak gerekir. Aile normal değil ve bunda bir sorun görmüyorum da. Ben şahsen aile içindeki deliliği kara propaganda amacıyla kullanmazdım, olması gerekiyordu evren kurmacası gereği.... getirisi ve götürüsü... bunlar önemlidir.


Targaryen deliligi tabiki hikayeye kaos ve aksiyon katıyor bunu inkar edemem, targaryenler olmasaydi lore çok daha sıkıcı olurdu hatta onları kitabın ana ailesi olarak görüyorum.

Lakin bu teorimin gerçekliğini değiştirmiyor. Gösterdiğin grafikte %10 oran veriyorsun, gözden kacirdiğin nokta tüm bu vakaların sadece 300 yilda yaşanmış olması. Gerçek tarihten örnek vermek gerekirse Osmanlı ailesi 600 yıl hükmetti henadanin üyeleri kesinlikle Targaryenlerden 3-4 kat daha fazla ve onlar da ayni şekilde zorlu sinavlardan geçti yinede 600 yilda çıkan deli birey sayısı Targaryenlerin yarısı kadar ancak eder. Targaryenlerin nerdeyse her neslinde ayrı bir vaka var.
İnsan bir like falan atar, o kadar mesaimiz var.
  Cevapla
#6
Deli değiliz arkadaşlar, birinci ağızdan söylüyorum!

İşin şakası, duygularıma tercüman olmuşsun bu yazıda resmen. Değindiğin noktalar çok kıymetli, emeğine sağlık.
Targaryen
Fire and Blood
  Cevapla
#7
(29-03-2026, 03:19 AM) Taha231 yazdı: Targaryenlerde pekçok delilik, zalimlik, akil hastaligi, sakat dogum vakaları görebilirsiniz. Evet normal ailelerin başina da böyle şeyler gelebiliyor, evet bazilarinin mantikli sebepleri falan var, lakin asıl olay tüm bu vakaların sadece 300 yılda yaşanmış olması. Gerçek hayatta böyle bir aile olsaydı klinik inceleme altina alinirdi.


Targaryen soyağacının 300 yıllık tarihinde pek çok vaka olduğu doğru. Fakat burada çok kritik bir tarih yazımı illüzyonu var: Biz sadece Targaryenlerin tarihini bu kadar detaylı biliyoruz. Üstatlar, kraliyet ailesi oldukları için Targaryenlerin kiminle yattığından, hangi turnuvada ne yediğine, hapşırmalarına ve düşüklerine kadar her şeyi Ateş ve Kan veya Buz ve Ateşin Dünyası gibi eserlerle gün gün kaydettiler. Targaryenler 300 yıl boyunca bir mikroskobun altındaydı.

Peki diğer büyük hanelerin son 300 yıllık tarihinde ne kadar detaya hakimiz? Neredeyse sıfır, sürecin dörtte üçünü bilmiyoruz. Üstelik bu sadece madalyonun görünen yüzü; uzak kuzenleri, amcaları, dayıları bilmiyoruz. Targaryenler açısından ise her detaya hakimiz. Biz büyük isyanları veya evlilikleri biliyoruz. Eğer Üstatlar, örneğin Lannister Hanesi'ni 300 yıl boyunca bu detayda yazsaydı ne görürdük ki?
  • Kendi sancaktarları ve akrabaları (Reyne Hanesi) kökünden kazıyıp bebekleri bile madenlerde boğan bir Tywin.
  • Klasik bir narsist, paranoyak ve tıpkı Aerys gibi her yeri çılgınateşle yakmak isteyen bir Cersei.
  • Genetik bir havuz daralması olan ensest sonucu doğan, kedileri deşip insanlara zevk için işkence eden tam bir psikopat Joffrey.
  • Fiziksel anomali/sakat doğum örneği olarak Tyrion. Ki kendisi sadece bu özelliğiyle Westeros halkının gözünde sevimli bir soytarı değil, iblisin ve korkunç olan her şeyin birleşmiş hali.
  • Gidenin geri gelmediği bilinen, ölümün o dünyadaki fiziksel ve coğrafi karşılığı olan Valyria'ya deli cesaretiyle giden Gerion Lannister.
  • Kendi kralını "canice" öldürmekle itham edilen, sonra onun cesedi kanamaya devam ederken demir tahta oturan Jaime Lannister.
  • Birdenbire "ilahi bir aydınlanma" yaşayan ve Baelor'u andıran, parlak bir şövalyeden aşırı bağnaz bir adama evrilen Lancel Lannister.
  • Kendisinden daha iyi kılıç kullanan herkesin elini kestiren, yemeğine zehir koyan, sadist dedeleri (Tytos döneminden önceki nesiller vs.)

Ya da Bolton Hanesini inceleyelim... İnsanların derilerini canlı canlı yüzüp pelerin yapan, sırf zevk için kadınları ormanda tazılarla avlayan Ramsay ve insanların derilerini yüzüp giyen atalarıyla dolu bir hane. Eğer Roose veya Ramsay gümüş saçlı ve mor gözlü olsaydı, herkes onlara "Targaryen Delisi" diyecekti.

Barristan'ın o sözü hoş bir alıntı, haklısın. Ancak Barristan'ın delilik belirtisi dediği şeyler nelerdi, bir hatırlayalım: Aerys gençliğinde sürekli fikir değiştiriyordu, aşırı büyüklük hezeyanları vardı, metreslerinden çabuk sıkılıyordu ve Tywin Lannister'ı delicesine kıskanıyordu. Bunlar delilik belirtileri değil. Klasik bir narsisizm, aşağılık kompleksi belirtileri. Aerys, Tywin'in gölgesinde kalmaktan nefret eden şımarık bir kraldı, ailesini ve tanıdığı herkesi "ejderhaların uyanması için" diri diri yaktırmış bir adamın torunuydu ve soyundan mesihvari bir figür geleceğine inanıyordu. Duskendale esareti ise aşağılık kompleksini alıp ağır bir Travma Sonrası Stres Bozukluğuna ve paranoyaya çevirdi. Barristan muhteşem bir şövalye olabilir ama bir psikolog değil. Kralının kibirli ve şımarık hallerini sonradan "deliliğin ayak sesleri" olarak yorumlaması çok doğal.

Ayrıca verdiğin diğer deli örneklerine bakarsak görürüz ki bu örnekler tezi çürütmekten çok, destekliyor. Çünkü bu karakterlere "deli" veya "anormal" demek, Westeros'un ataerkil ve sığ normlarına teslim olmaktır.
  • Saera Targaryen: Saera "deli" değil. O, aşırı kuralcı, mükemmeliyetçi bir baba (Jaehaerys) ve katı dindar bir anne (Alysanne) tarafından sürekli baskılanan, isyankar bir ergendi. Cinselliğini, ailesine karşı bir isyan silahı olarak kullandı. Üstelik Volantis'e kaçtıktan sonra ne oldu biliyor muyuz? Kendi zevk evini açtı, inanılmaz zengin oldu, bağımsızlığını ilan etti ve Ejderha Kayası'na dönmeyi reddedecek kadar akıllıca, uzun ve refah içinde bir hayat yaşadı. Ejderhaların Dansı sırasında ölmedi, parçalanmadı, diri diri yenmedi, yakılmadı.
  • Daella Targaryen: Daella günümüz dünyasında yaşasaydı ona çok muhtemelen ağır anksiyete bozukluğu veya otizm teşhisi konurdu. Böyle kırılgan bir kızı, Westeros'un acımasız evlilik pazarına zorla sokarsanız o kız tabii ki çimden bile korkar. Bu kan büyüsü ya da genetik delilik değildi.

Daella'nın Egg'e aşk iksiri içirmeye çalışması, sihrin ve büyücülerin gerçekten var olduğu bir evrende, aşık olmuş ergen bir kızın çaresiz bir hamlesinden başka bir şey değildi. Euron büyüsel yönünü güçlendirmek için "Akşamgüneşi" içiyordu çünkü bu evrende büyü var, iksirler var. Ağaç kadar zeki Victarion, şeytanın kendisi olan Euron, Baelor'un tuz ve deniz versiyonu olan Aeron için genetik bir delilikten söz edebilir miyiz?

Ha, bunun fiziksel deformasyon tarafı kesinlikle var ona katılıyorum. Delilik algısı her ne kadar çeşitli alanlarda "manipüle edilebilir" olsa da fiziksel deformasyonlar ortada, doğrudan, birinci elden, Daenerys'in bakış açısıyla ortada.

Ayrıca başka bir açıdan bakarsak... Blackfyrelar'da neden genetik bir delilikten söz etmiyoruz? Aynı soydanlar, aynı köktenler, aynı geleneklere sahipler.
  • I. Daemon Blackfyre: Külliyattaki gelmiş geçmiş en mükemmel şövalyelerden biri olarak anıyor. Karizmatik, onurlu, cesur ve kusursuz bir savaşçı. Kılıcını Taşıyan Kral. Hiçbir düşmanı (kanlı bıçaklı olduğu Kankuzgunu dahil) ona deli dememişti.
  • II. Daemon Blackfyre (John the Fiddler): Gizemli Şövalye kitabında yakından tanıyoruz. Ejderha rüyaları gören, biraz naif, fazla özgüvenli ve gösterişli bir adam. Rüyalarına fazla inandığı için başarısız oldu ama ona kimse deli demedi. O sadece hayalperest bir isyancıydı.
  • Maelys Blackfyre (Canavar Maelys): Soyun sonuncusu. Boynundan çıkan ikinci bir bebek kafasıyla doğduğu ve kendi kuzenini öldürdüğü için ona "Canavar" denir. Bahsettiğin sakat doğumlar için iyi bir örnek. Son derece zalim ve vahşi bir savaşçıdır. Fakat dikkat edin; Westeros tarihi ona bile "Deli" (Mad) demez, "Canavar" (Monstrous) der. Çünkü o, kafasında sesler duyan, gölgelerden korkan bir paranoyak değil; gücü elinde tutmak için her şeyi yapabilecek, fiziksel anomalisi olan gaddar bir paralı asker komutanıydı. Ya da en azından Maelys dışında verebileceğimiz örnek neden yok?

Ya farklı ailelerle evlenen diğer Targaryenler? Neden Velaryonlar için "deli" etiketi vurduğumuz bir karakter yok? İki aile birbiriyle sürekli evlilik yaptı oysa ki. Tarth Ailesi? Muhtemelen Brienne'in Duncan'ın soyundan gelmesi Tarthlar ile evlenen "bir Targaryen prensesi" üzerinden gerçekleşiyor, ama o soyda da delilik görmüyoruz. Arrynler? Onlar da belli bir nesilden sonra Targ kanı taşıyor. Baratheonlar bu kanla iki kez birleşti, bir delilik görmedik. Eğer ejderha kanı içerisinde "büyüsel" bir ekstra madde varsa ve yalnızca ensest yoluyla ortaya çıkabiliyorsa istatistiksel olarak da genellikle bahsedilen deli karakterler azınlıkta. Ayrıca Aegon'un öncesinde deliliği neden göremiyoruz? Aenar Targaryen'in kuşağında ya da önceki kuşaklarda bahsedilen delilik yok muydu? Ejderhaları olan, Valyria'nın son kalıntısı sayılabilecek bir aile en yoğun halde ensest evlilik yaptığı birkaç yüzyıl içerisinde neden delilik belirtisi göstermedi? Bir deli ejderha sürücüsü çıkıp Hull'u ya da Kırıkpençe Burnu'nu falan neden ateşe vermedi?

Ayrıca sürekli bahsedilen "Tanrılar bozuk parayı havaya atar..." sözü, genellikle Westeros'un mutlak bilimsel gerçeği gibi sunuluyor ancak bu söz Tanrısal/Her şeyi bilen bir anlatıcının (Yazarın) sözü değil. Bu cümle Barristan Selmy tarafından Daenerys'e söylendi. Barristan da bunu Kral Jaehaerys'ten duyduğunu belirtti. Yani bu söz, Westeros halkının ve karakterlerinin Targaryenleri nasıl algıladığını gösteren evren-içi bir efsane, genetik bir yasa değil. GRRM bu sözü, halkın kraliyet ailesine bakışındaki önyargıyı ve mitolojiyi yansıtmak için bilerek bir karakterin ağzından yazmıştı. En azından benim fikrimce.
  Cevapla
#8
@Valvein12 Şimdi temelde haksız değilsin, diğer hanelerin kütüğüne Targaryenlar kadar hakim değiliz ama bu evrenin kurmaca olduğundan yola çıkarsak GRRM zaten "gerektiği" kadarını bize veriyor. Misal Stark yahut başka bir hanede delinin tekini hükümdar yapmak istemişse geçmişte, bunu ekler ve bir iki cümleyle geçiştirirdi zira kayda girmeye değecek bir durum fakat şimdi ben yazar olarak Targlar için "delilik" eklemek istiyorsam, bunu o tür sözleri de kullanarak pekiştirir ve deli üyeleri yazarım ve sık sık ailede delilik olduğunu vurgularım.

Ayrıca Valyrialı olmak değil Ejderha Lordu olmak deliliği taşımana sebep aslında (Valyria tarihi yazılsa keşke, orada da bir sürü deli aile üyeleri görürdük lordlar arasında), bu sebeple Celtigar ve Velaryon gibilerde delilik yok; safkan olmak için aile içi evlilik yapmadıkları gibi, ejderha sürücü olmadılar. Sadece bir dönem nasıl oldu ise Corlys'in piçlerinden biri ve meşru çocukları sürücü oldu. Öncesi ve sonrasında tık yok pek. Bir göle bir damla kan damladı diye, su kana dönüşmez, böyle düşün. Baratheon ve diğer hanelerle olan evliliklerden deli çıkmamasını buna bağla.

Diğer yandan "delilik" meselesine bence yanlış yaklaşıyorsunuz. Modern tanımla delilik olayına girmeyin; orta çağdaki avrupanın mantığına göre yazılmış bu. Kaldı ki bugün bile anormal tipler gördüğümüzde "ruh hastası" veya "deliye bak" diyoruz. Bilimsel tanım değil, halk tanımı ile yaklaşacaksınız. O zaman o saydığımız her şey delilik oluyor; anomali diyelim isterseniz delilik yerine.
[Resim: bna71Du.png]

"When the snows fall and the white winds blow, the lone wolf dies, but the pack survives."
  Cevapla
#9
Şu konu ne zaman gündeme gelse Targcılar kimsenin okumakla uğraşmaycağı uzun analizler yayınlıyor yok maegor bu yüzden delirmiş aerys'in başına şunlar bunlar gelmiş. O dönemde starklarin başina da bir sürü olay geliyordu sürekli surun ötesindeki krallarla, skagos isyanlariyla, demirdogumlu yagmalariyla, kuzeyin hakkini gasp edip hiçbir sözü tutmayan targaryenlerle uğraşiyorlardi. Cregan öldükten sonra varisleri arasinda gizli bir iç savaş başladi ve 2 oğlu dişinda hepsi öldü. Aslinda Starkların içinden Tywin Lannister gibi bir adam çıksaydı bu hiç şaşırtıcı olmazdı yine de durum bu değil.

Targaryenlerin deli olarak görülme sebebi oldukça bariz: İstisnasiz her nesilde mutlaka bir vaka var ve insanlar Targaryen deliligine şaşirmiyor hatta normal karşiliyor zira bu aile ensest yapıyor. Doğan üyeler tıpkı starklar gibi akıl ve vücut sagligi yerinde bireyler olsaydı asıl bu şaşırtıcı olurdu.
İnsan bir like falan atar, o kadar mesaimiz var.
  Cevapla
#10
(30-03-2026, 02:14 PM) The Wolf Pack yazdı: Diğer yandan "delilik" meselesine bence yanlış yaklaşıyorsunuz. Modern tanımla delilik olayına girmeyin; orta çağdaki avrupanın mantığına göre yazılmış bu. Kaldı ki bugün bile anormal tipler gördüğümüzde "ruh hastası" veya "deliye bak" diyoruz. Bilimsel tanım değil, halk tanımı ile yaklaşacaksınız. O zaman o saydığımız her şey delilik oluyor; anomali diyelim isterseniz delilik yerine.

Dediğine hem katılıyorum, hem katılmıyorum. Şöyle ki detaylıca incelenen vakalardan neredeyse hiçbirisi dur yere değil, baya baya ağır tramvalar ve kanlı iç savaşlar sonucu deliren çocuklar ya da narsist ebeveynler tarafından büyütülen çocuklar. En basitinden Lannisterlar'ın son kuşağına baksak bile "evrenin içinde yaşayan nehir topraklı" bir köylünün gözünden hepsini şeytani deliler olarak değerlendirebiliriz. İstatistiğin genel sıkıntısı bu biraz, nereye çekersek oraya gider. 300 yıllık tarihte çok fazla deli vakası var, öncesinde olduğuyla ilgili en ufak bilgimiz dahi yok. Lannisterlar için son 25 yılda 5-6 "deliliğe-şeytanlığa" yorulabilecek vaka var, spektrumu genişletirsek binlerce yıllık tarihte küçücük kalıyorlar ama. Aynı durum dediğim gibi bence Targaryenlerde de geçerli. 300 yıllık delilik serüveni, 300 yıllık taht. Daha öncesinde taht yok, daha öncesinde deli yok. Tahta geçmemiş Blackfyrelar ensest evlilikler yapmalarına rağmen aralarında yüz yıllık tarih boyunca deli yok. Nedeni bence "entrikalarla" zehirlenecekleri, tramvalar ve doğrudan ölüm riski altında yaşayacakları bir taht gölgesi olmaması.

"Bu tacı ben istemedim. Altın, soğuk ve başımın üstünde ağırlık yapıyor. Lakin Kral olduğum sürece halkıma karşı bir görevim var."

(30-03-2026, 06:03 PM) Taha231 yazdı:
Targaryenlerin deli olarak görülme sebebi oldukça bariz: İstisnasiz her nesilde mutlaka bir vaka var ve insanlar Targaryen deliligine şaşirmiyor hatta normal karşiliyor zira bu aile ensest yapıyor. Doğan üyeler tıpkı starklar gibi akıl ve vücut sagligi yerinde bireyler olsaydı asıl bu şaşırtıcı olurdu.

Her nesilde delilik var çünkü bence her nesilde savaş var. Hiçbiri bizim pov karakterlerimiz değil, doğal olarak karakter gelişimlerine bizzat tanık olmadığımız vakalar. Ölümden gelen Jon, ağaca dönüşen Bran, Kralkatili Sansa, Lanetli büyülerle çehresini değiştiren Arya, Ölümden dirilip "masum" freyleri avlayan Catelyn, Kralına "halkın" gözünde ihanet etmiş ve onun mirasına çökmeye çalışmış Eddard, savaşlarda ulukurdunun derisine bürünen ve yeminbozan Robb. Dediğim gibi, eğer seri hakkında bakış açısı karakterlerimizin ağırlıklı kökeni Stark olmasa, muhtemelen Stark hanesini iblis, deli, şeytani diye değerlendirmeye açık olacaktık.

Ya da hainleri diri diri yakan, öz yeğenini alevlere atmak isteyen Stannis'in hikâyesine uzaktan tanık olsak muhtemelen ona da Aerion'dan ya da Deli Kral'dan daha farklı bakmayacaktık. Bakış açısı karakterleri bu yüzden önemli, bize bakış açısı sunuyorlar. Bakış açısına hakim olmadığımız tüm karakterin okuyucuyu doğal olarak manipüle edebilir olduğunu söylüyorum. Üç asırlık, kendi ağızlarından yazılmamış, onların tahttan düştüğü ve kelimenin tam anlamıyla düşmanları iktidardayken yazılan harici eserler bu sebeple çarpık. GRRM'nin lore'u Silmarillion gibi doğrudan yazmak yerine evren içerisinde yaşayan bir üstadın gözünden yazmasının bir nedeni var.
(28-03-2026, 10:37 PM) The Wolf Pack yazdı:
Dahası ejderha kanının getirisi olduğu kadar götürüsü de olmalı evren kurmacası olarak, delilik bu götürüyü temsil ediyor.

Burada biraz şey de mümkün gibi; Ejderhaların Dansı öncesi aslında doğrudan hiçbir "deli" Targaryen görmüyoruz, danstan sonra ise ilk gördüğümüz deliliğin ötesinde sadece aşırı dindar olarak da tanımlanabilecek Baelor, onu da geçersek ilk değerlendirebileceğimiz ilk deli Rhaegel. Belki ejderhaların ve onların temsil ettiği, belirtisi olduğu "büyünün" dünyayı terk etmesi sebebiyle kanlarındaki bu büyüsel midichlorianı nasıl kontrol edebileceğini bilmeyen, bastıramayan Targaryenler tarafından bir delilik söz konusu olabilir. Yumurta Aegon, Aerion Parlakalev ya da Sarhoş Daeron gibi. Belki Jaehaerys II, belki Aerys, belki Rhaegar... Mümkün mü? Mümkün ama her halükarda ben deliliğin dansın sonuna kadar gözükmediği, doğal olarak en azından ejderhaların soyu tükenmeden önce hiç var olmadığını düşünüyorum.

"Yes, ultimately Egg will become king, but that's a long and winding road, and the subject for many a later story... which I hope to write after I finish all the millions and zillions of words I've still got to write for A SONG OF ICE AND FIRE.

The Targaryens have heavily interbred, like the Ptolemys of Egypt. As any horse or dog breeder can tell you, interbreeding accentuates both flaws and virtues, and pushes a lineage toward the extremes. Also, there's sometimes a fine line between madness and greatness. Daeron I, the boy king who led a war of conquest, and even the saintly Baelor I could also be considered "mad," if seen in a different light. ((And I must confess, I love grey characters, and those who can be interperted in many different ways. Both as a reader and a writer, I want complexity and subtlety in my fiction))"

Bu da doğrudan Martin'den yine, hiçbir noktada deliliğin doğrudan ensestten geldiğini söylemediği gibi aslında reddetmiyor da tam olarak. Ama burada daha çok belirtmek istediğim nokta Baelor ve Daeron için "böyle de yorumlanabilir" demesi, deli bile dememesi doğrudan.
(30-03-2026, 06:03 PM) Taha231 yazdı: Şu konu ne zaman gündeme gelse Targcılar kimsenin okumakla uğraşmaycağı uzun analizler yayınlıyor

Targ sevmem, Stannis severim, Robert severim, Lannisterları da severim ilginç karakterler hepsi. Jon da severim, Theon da severim. Targ sevmem. Belki Jaehaerys, Baelor ve Daeron the Daring severim, ha bir de Küçük Duncan.

Bu arada ismin altına sizdeki bannerlardan nasıl takabileceğimi biliyor musunuz? Öyle olsa Targcı sanılmazdım en azından.
  Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi